Bazı insanlar ölmez.
Sadece aramızdan çekilir, bir milletin hafızasında daha büyük bir yere yerleşir.
Ayla Kara öğretmen de öyle yaptı.
Bir okulun koridorunda, bir sınıfın kapısında, korkudan birbirine sarılan çocukların önünde yalnızca bir öğretmen olarak durmadı.
Bir anne gibi durdu.
Bir siper gibi durdu.
Bir vicdan gibi durdu.
Ve bize son dersini verdi:
Fedakârlık.
Bu şehir çok acı gördü.
Ama bazı acılar vardır, insanın sadece yüreğini değil, dilini de susturur.
Ayser Çalık Ortaokulu’nda yaşanan o menfur saldırıda kaybettiğimiz evlatlarımız ve onları korumak için canını ortaya koyan Ayla öğretmenimiz, Kahramanmaraş’ın hafızasına artık silinmeyecek bir emanet bıraktı.
O emanetin adı sadece yas değil.
O emanetin adı sorumluluk.
Çünkü Ayla öğretmen, öğrencilerine matematiği sevdirmekle kalmadı; son nefesinde insanlığa merhameti, cesareti ve öğretmenliğin ne demek olduğunu da öğretti.
Ama ne acıdır ki, bu ülkede bazen şehit bile olmak yetmiyor bazılarına.
Kendi canını öğrencilerine siper eden bir öğretmenin ardından bile kirli cümleler kuranlar çıkıyor..
Oysa mesele kıyafet değildi.
Mesele mahalle değildi.
Mesele siyaset değildi.
Mesele, bir öğretmenin çocukları için ölümü göze almasıydı.
Ve bu hakikat karşısında susamayan her kötü söz, Ayla öğretmeni değil; sahibinin vicdanını küçültür.
Bu şehir Ayla öğretmeni unutmayacak.
Çünkü o, yalnızca bir eğitim şehidi değil; Kahramanmaraş’ın yeni kahramanlarından biri olarak gönüllere kazındı.
Bir de o çocuklar var…
Yaralı, korkmuş ama hâlâ hayata tutunmaya çalışan yavrularımız.
Onların gözlerinde sadece yaşanan saldırının izi yok; bizim eksik bıraktığımız bütün sorular da var.
Biz bu çocukları nasıl koruyamadık?
Biz çocuklarımızın iç dünyasını ne kadar duyduk?
Biz okulun kapısını, evin odasını, telefonun ekranını, çocuğun suskunluğunu ne kadar fark ettik?
İşte tam burada sahneye anneler çıktı.
Kahramanmaraş Kadın Platformu…
Zeynep Özbaş Arıkan’ın öncülüğünde, bu şehrin kadınları, anneleri, dernek başkanları bir araya geldi.
Ağladılar ama sadece ağlamadılar.
Yas tuttular ama sadece yas tutmadılar.
Konuştular, uyardılar, çağrı yaptılar.
Ve belki de bu şehrin en kıymetli cümlelerinden birini kurdular:
“Bu acı unutulmamalı.”
Zeynep Özbaş Arıkan…
Daha önce Kent Konseyi Başkanı olarak bu şehre dokunan, bugün de ‘Maraş’ın annesi’ gibi yaralı yüreklere eğilen bir isim.
Taziyeevi ve Hastane ziyaretlerinde gördüklerini anlatırken gözyaşlarını tutamadı.
Çünkü o, sadece bir platform başkanı gibi değil, bir anne yüreğiyle konuştu.
Bazı makamlar tabelayla taşınır.
Bazı makamlar gönülde kurulur.
Zeynep Arıkan’ın yeri de işte orası..
Bu şehrin acısına eğilen, çocukların travmasını dert edinen, ailelere “görün, duyun, geç kalmayın” diye seslenen o duruş, alkışların en büyüğünü hak ediyor.
Ama yalnız değildi.
Tuna Meşe vardı.
Sibel Akarca vardı.
Özlem Çakmak vardı.
Neşe Yıldızhan, Gülperi Oğulmuş, Kadriye Kırdök, Prof. Dr. Yekta Gezginç vardı.
Ayşe Palabıyık vardı.
Her biri başka bir yerden, aynı acının etrafında toplandı.
Türk Anneler Birliği Başkanı Sibel Akarca bu son olsun dedi..
Evet bu son olsun inşallah.
Kimi bilim diliyle konuştu, kimi anne yüreğiyle.
Kimi çocuk psikolojisini anlattı, kimi 1968’de yaşadığı korkuyu yeniden yaşar gibi titredi.
Ama hepsinin cümlesi aynı kapıya çıktı:
Çocuklarımızı sadece sevmek yetmez, onları anlamak zorundayız.
Çünkü hiçbir çocuk bir günde değişmez.
Hiçbir öfke bir anda doğmaz.
Hiçbir çığlık sebepsiz yükselmez.
Bir çocuk susuyorsa, bir çocuk içine kapanıyorsa, bir çocuk öfkesini taşıyamıyorsa; orada görülmeyi bekleyen bir işaret vardır.
Ve görmezden gelinen her işaret, bir gün toplumun karşısına ağır bir fatura olarak çıkar.
Bugün bize düşen, acının üzerine sessizlik örtmek değil.
Konuşmak.
Sorgulamak.
Korumak.
Ve en önemlisi, çocuklarımızın dünyasına geç kalmadan girmek.
Ayla öğretmen bize son dersini verdi.
Çocuklarımız bize son ödevimizi bıraktı.
Maraş’ın anneleri de o ödevin başına geçti.
Şimdi sıra bizde.
Ya bu acıyı birkaç gün konuşup unutacağız…
Ya da Ayla öğretmenin fedakârlığını, çocuklarımızın yarasını ve annelerin çağrısını bir vicdan seferberliğine dönüştüreceğiz.
Çünkü bazı insanlar ölmez.
Ayla öğretmen gibi.
Bazı şehirler susmaz.
Kahramanmaraş gibi.
Bazı anneler de sadece kendi evladının değil, bir şehrin bütün çocuklarının annesi olur.
Zeynep Özbaş Arıkan gibi.
