Bazen bir şehri en çok uzaktan seyrederken yanlış anlarız.
Kahramanmaraş…
Dağa yaslanan bir şehir değil sadece.
Dağla imtihan olan bir şehir.
Bir yanda betonun iştahı,
bir yanda toprağın sabrı.
Bir yanda insanın genişleme arzusu,
bir yanda tabiatın sessiz direnişi.
Ve bazen bu ikisi, tek bir karede karşı karşıya gelir.
İşte o kareye baktığınızda…
İçinizden bir şey kopar.
“Bu kadar da olmaz” dersiniz.
“Ormana kadar girmişler” dersiniz.
“Kim izin verdi buna?” diye sorarsınız.
Çünkü biz bu memlekette çok gördük.
Çok yanlışın, önce “olmaz” deyip sonra “olmuş” hâline şahit olduk.
O yüzden artık milletin gözü şüpheli.
Kalbi temkinli.
Refleksi sert.

KSÜ tarafından bakınca görünen manzara da tam olarak buydu.
Şehir sanki ormana yürümüş…
Binalar sanki ağaçların içine kadar girmiş gibiydi.
Ve insanın içindeki o eski yara hemen konuştu:
“Yine mi?”
Ama mesele tam da burada başlıyor.
Çünkü hakikat, çoğu zaman gözün gördüğü yerde değil;
aklın sorduğu yerde saklı.
Ben de o soruyu sordum.
Ama öyle herkesin yaptığı gibi kulaktan kulağa değil…
Doğrudan meselenin ağırlığını taşıyan isme.
AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili,
TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyon Başkanı
Prof. Dr. Vahit Kirişçi’ye.
Açık konuşalım…
Bu şehirde herkes konuşur ama herkes cevap vermez.
Herkes eleştirir ama herkes muhatap olmaz.
Herkes görür ama herkes araştırmaz.
İşte devlet tecrübesi dediğimiz şey tam burada ortaya çıkar.
Ben bekledim.
Hatta içimden geçeni de saklamayayım…
“Herhâlde cevap gelmeyecek” dedim.
Geçmişte yazılmış eleştirilerin gölgesi düşer mi diye düşündüm.
Ama…
Devlet ciddiyeti dediğin şey, kırgınlıkla ölçülmez.
Sorumluluk dediğin şey, hafıza tutmaz.
Ve gelen cevap, sadece bir bilgi değil;
bir duruştu.
Yetkililerin tespiti netti:
Orman sınırı belliydi.
Kırmızı çizgiyle çizilmişti.
Tapular, 1965-1970 yıllarına dayanıyordu.
Orman kadastrosu ise 1997’de yapılmıştı.
Yani ortada bir ihlal değil,
bir algı yanılması vardı.
Şehrin ormana dayandığı o kesitte,
fotoğraf açısı gerçeği eğip bükmüş,
hakikati başka bir şeye benzetmişti.
Demek ki neymiş?
Göz, gördüğünü büyütür.
Ama akıl, bilmediğini tamamlar.

Ve işte tam burada bir şeyin altını kalın çizgiyle çizmek gerekiyor:
Vahit Kirişçi…
Bu şehrin sadece bir milletvekili değil.
Bu şehrin Ankara’daki siyasi aklı.
Bu şehrin devletle kurduğu hattın en güçlü damarlarından biri.
Tarımı bilen, ormanı bilen, toprağın dilinden anlayan bir isim.
Ve daha önemlisi…
Bu şehrin meselelerine uzak değil,
tam merkezinde duran bir rol model.
Bugün bir fotoğraf üzerinden oluşabilecek büyük bir yanlış algının,
birkaç saat içinde doğru bilgiyle düzeltilmesi…
sıradan bir şey değil.
Bu, bir refleks meselesi.
Bu, bir sahiplenme meselesi.
Bu, “ben bu şehrin yükünü taşıyorum” diyebilme meselesidir.
Kahramanmaraş’ın Ankara’da bir sesi varsa,
o sesin en gür çıktığı yerlerden biri işte burasıdır.
Eleştiri elbette olacak.
Dün yanlış gördüğünü yazacaksın.
Bugün doğru gördüğünü de yazacaksın.
Ama hakkı teslim etmezsen…
kalemin sadece ses çıkarır, ağırlık taşımaz.
Ve bugün hakkı teslim etmenin günüdür.
Çünkü mesele sadece bir fotoğraf değildir.
Mesele, bu şehrin hakikatle olan bağını korumaktır.
Bugün biz bir fotoğrafa bakıp hüküm verdik.
Yarın başka bir meselede yine aynı hataya düşebiliriz.
Ama eğer bu şehirde hâlâ soran, araştıran, cevap alan ve cevabı paylaşan bir damar varsa…
işte o zaman umut vardır.
Şunu unutmayalım:
Bu şehir deprem gördü.
Yıkım gördü.
İhmalin neye mal olduğunu çok iyi öğrendi.
O yüzden artık kimse gözünü kapatıp “olmuştur” demiyor.
Herkes soruyor.
Ve sormak, bu memlekette hâlâ en kıymetli refleks.
Ama sormak kadar önemli bir şey daha var:
Cevap verecek insanların olması.
İşte o yüzden…
Bir fotoğrafla başlayan bu hikâye,
aslında bir şehrin nasıl ayakta kaldığını anlatıyor.
Çünkü Kahramanmaraş,
sadece dağa yaslanarak değil…
doğru insanlara yaslanarak da ayakta duruyor.
Ve bazı isimler vardır…
Siyaset yapmaz sadece.
Şehrin yükünü çeker.
İşte o isimlerden biri de:
Vahit Kirişçi’dir.
Vesselam.
Cumamız mübarek olsun.
