Hacı Ali GÜNEÇIKAN
Köşe Yazarı
Hacı Ali GÜNEÇIKAN
 

Hanefi Öksüz... Fabrikalar Kurduk… Peki Evlat Yetiştirebildik mi?

Bazen bir cümle, yüzlerce sayfalık rapordan daha ağır gelir insanın üzerine… Ve bazen bir konuşma, sadece salondakilere değil; bir şehrin vicdanına hitap eder. Bu yazımızın geniş haberi de var. Sitemizde.. KMTSO Meclisi’nde Hanefi Öksüz konuştu… Ama aslında konuşan, bir dönemin hafızasıydı. Konuşan, dedenin dizinin dibinde yetişmiş bir neslin son temsilcilerinden biriydi. Ve en acısı ne biliyor musunuz? Söyledikleri yeni değildi… Ama biz, ilk kez duymuş gibi sustuk. “Gelecek nesli yetiştirmezsek hepsi boş…” Bir iş insanından duyduğunuzda sıradan bir cümle gibi gelebilir. Ama o cümlenin içinde; fabrikalar var, milyarlar var, alın teri var… Ve en önemlisi bir korku var: “Bunca şeyi kime bırakacağız?” Çünkü mesele üretmek değil artık… Mesele, ürettiğini taşıyacak omuz bulabilmek. Bir şehir düşünün… Sanayisi büyüyor. İhracatı artıyor. Yatırımları konuşuluyor. Ama aynı şehirde bir okulda silah patlıyor. İşte o an… Bütün başarı hikâyeleri bir anda susuyor. Çünkü o gün anlıyoruz: Ekonomi büyümüş olabilir… Ama insan küçülmüş. Hanefi Öksüz’ün sözleri aslında çok sert değildi… Ama çok gerçekti. “14 yaşındaki çocuğa silah eğitimi veriliyor…” Bu cümleyi duyduğunuzda içiniz ürpermiyorsa, bir yerde bir şey eksik demektir. Biz çocuklarımızı büyütmüyoruz artık… Onları serbest bırakıyoruz. Ekranlara, sokaklara, kafelere… Ve en tehlikelisi; ilgisizliğe. Eskiden bir ev vardı… Büyük bir oda… Bir soba… Ve o odada konuşan büyükler… Birini överlerdi; “Bak bu adam doğru yaptı” derdik. Birini eleştirirlerdi; “Demek ki bu yanlış” diye öğrenirdik. Şimdi? Çocuklar karakteri Instagram’dan öğreniyor. Değeri TikTok belirliyor. Ve başarı, bir çift ayakkabının markasına indirgenmiş durumda. Öksüz diyor ki: “Çocuğa her istediğini almak iyilik değildir…” Bu cümle, bugünün en büyük yanlışını özetliyor. Biz çocuklarımızı mutlu etmeye çalışıyoruz… Ama güçlü yetiştirmiyoruz. Onlara her şeyi veriyoruz… Ama hiçbir şey öğretmiyoruz. Kopuk bir toplum olduk… En acı gerçek de burada başlıyor. Bugün en iyi evladı ne çok zengin aileler ne de en iyi okullardan mezun olanlar yetiştiriyor… En iyi evladı; çocuğuna zaman ayıran, onunla konuşan, nasihat eden, takip eden lise mezunu anneler yetiştiriyor. İstatistikler böyle.. Çünkü mesele diploma değil, ilgi meselesi… Mesele imkân değil, emek meselesi… Ve en acı gerçek: Artık aynı sofrada bile buluşamayan aileler var. “Gel sofraya oğlum…” “Ben tokum baba…” O “tokum” cümlesi, aslında bir açlığın itirafı. Sevgi açlığı… İlgi açlığı… Rehberlik açlığı… Bir de şu cümle var ki… İşte o cümle, bu yazının kalbidir: “Yaptığımız fabrikalar da boş… bırakacağımız servet de boş… bu ülke de boş…” Bu bir eleştiri değil. Bu bir uyarı. Hatta belki bir çığlık. Çünkü mesele artık ekonomi değil… Mesele emanet. Ayla Öğretmen… O, çocukları için canını verdi. Peki biz? Çocuklarımız için neyi feda ediyoruz? Zaman mı? İlgi mi? Sabır mı? Yoksa en kolayı mı? “Telefonu al, beni rahat bırak…” Bugün bir şehir ağladı… Ama yarın aynı acıyı yaşamamak için ağlamaktan fazlasını yapmak zorundayız. Devlet görevini yapacak… Okullar tedbir alacak… Ama gerçek çözüm nerede biliyor musunuz? Evde. Sofrada. Anneyle, babayla, çocuk arasında. Çünkü bir çocuk… Silahı okulda tutmaz. Onu önce zihninde taşır. Ve o zihni ya aile şekillendirir… Ya da boşluk. Belki de Hanefi Öksüz’ün cümlesini biraz değiştirerek söylemek lazım: Fabrika kurmak kolay… Ama insan yetiştirmek zor. Ve biz… Kolayı başardık. Şimdi sıra zor olanda.
Ekleme Tarihi: 02 Mayıs 2026 -Cumartesi
Hacı Ali GÜNEÇIKAN

Hanefi Öksüz... Fabrikalar Kurduk… Peki Evlat Yetiştirebildik mi?

Bazen bir cümle, yüzlerce sayfalık rapordan daha ağır gelir insanın üzerine…
Ve bazen bir konuşma, sadece salondakilere değil; bir şehrin vicdanına hitap eder.
Bu yazımızın geniş haberi de var. Sitemizde..

KMTSO Meclisi’nde Hanefi Öksüz konuştu…
Ama aslında konuşan, bir dönemin hafızasıydı.
Konuşan, dedenin dizinin dibinde yetişmiş bir neslin son temsilcilerinden biriydi.

Ve en acısı ne biliyor musunuz?

Söyledikleri yeni değildi…
Ama biz, ilk kez duymuş gibi sustuk.

“Gelecek nesli yetiştirmezsek hepsi boş…”

Bir iş insanından duyduğunuzda sıradan bir cümle gibi gelebilir.
Ama o cümlenin içinde; fabrikalar var, milyarlar var, alın teri var…
Ve en önemlisi bir korku var:

“Bunca şeyi kime bırakacağız?”

Çünkü mesele üretmek değil artık…
Mesele, ürettiğini taşıyacak omuz bulabilmek.

Bir şehir düşünün…

Sanayisi büyüyor.
İhracatı artıyor.
Yatırımları konuşuluyor.

Ama aynı şehirde bir okulda silah patlıyor.

İşte o an…
Bütün başarı hikâyeleri bir anda susuyor.

Çünkü o gün anlıyoruz:

Ekonomi büyümüş olabilir…
Ama insan küçülmüş.

Hanefi Öksüz’ün sözleri aslında çok sert değildi…
Ama çok gerçekti.

“14 yaşındaki çocuğa silah eğitimi veriliyor…”

Bu cümleyi duyduğunuzda içiniz ürpermiyorsa, bir yerde bir şey eksik demektir.

Biz çocuklarımızı büyütmüyoruz artık…
Onları serbest bırakıyoruz.

Ekranlara, sokaklara, kafelere…
Ve en tehlikelisi; ilgisizliğe.

Eskiden bir ev vardı…

Büyük bir oda…
Bir soba…
Ve o odada konuşan büyükler…

Birini överlerdi; “Bak bu adam doğru yaptı” derdik.
Birini eleştirirlerdi; “Demek ki bu yanlış” diye öğrenirdik.

Şimdi?

Çocuklar karakteri Instagram’dan öğreniyor.
Değeri TikTok belirliyor.
Ve başarı, bir çift ayakkabının markasına indirgenmiş durumda.

Öksüz diyor ki:

“Çocuğa her istediğini almak iyilik değildir…”

Bu cümle, bugünün en büyük yanlışını özetliyor.

Biz çocuklarımızı mutlu etmeye çalışıyoruz…
Ama güçlü yetiştirmiyoruz.

Onlara her şeyi veriyoruz…
Ama hiçbir şey öğretmiyoruz.

Kopuk bir toplum olduk…
En acı gerçek de burada başlıyor.

Bugün en iyi evladı ne çok zengin aileler ne de en iyi okullardan mezun olanlar yetiştiriyor…

En iyi evladı; çocuğuna zaman ayıran, onunla konuşan, nasihat eden, takip eden lise mezunu anneler yetiştiriyor.
İstatistikler böyle..

Çünkü mesele diploma değil, ilgi meselesi…
Mesele imkân değil, emek meselesi…

Ve en acı gerçek:

Artık aynı sofrada bile buluşamayan aileler var.

“Gel sofraya oğlum…”
“Ben tokum baba…”

O “tokum” cümlesi, aslında bir açlığın itirafı.

Sevgi açlığı…
İlgi açlığı…
Rehberlik açlığı…

Bir de şu cümle var ki…
İşte o cümle, bu yazının kalbidir:

“Yaptığımız fabrikalar da boş… bırakacağımız servet de boş… bu ülke de boş…”

Bu bir eleştiri değil.

Bu bir uyarı.
Hatta belki bir çığlık.

Çünkü mesele artık ekonomi değil…
Mesele emanet.

Ayla Öğretmen…

O, çocukları için canını verdi.

Peki biz?

Çocuklarımız için neyi feda ediyoruz?

Zaman mı?
İlgi mi?
Sabır mı?

Yoksa en kolayı mı?

Telefonu al, beni rahat bırak…”

Bugün bir şehir ağladı…

Ama yarın aynı acıyı yaşamamak için
ağlamaktan fazlasını yapmak zorundayız.

Devlet görevini yapacak…
Okullar tedbir alacak…

Ama gerçek çözüm nerede biliyor musunuz?

Evde.
Sofrada.
Anneyle, babayla, çocuk arasında.

Çünkü bir çocuk…

Silahı okulda tutmaz.
Onu önce zihninde taşır.

Ve o zihni ya aile şekillendirir…
Ya da boşluk.

Belki de Hanefi Öksüz’ün cümlesini biraz değiştirerek söylemek lazım:

Fabrika kurmak kolay…
Ama insan yetiştirmek zor.

Ve biz…
Kolayı başardık.

Şimdi sıra zor olanda.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve marasgunebakis.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.