Yıllar önce bir haber okumuştum.
Konya’nın kenar mahallelerinden birinde yaşayan bir vatandaşın evine o kadar çok hırsız girmişti ki sonunda pes etmişti. Çaresiz adam, kapısına kocaman bir bez asmıştı:
“Evde çalacak hiçbir şey kalmadı. Boşuna uğraşmayın.”
İnsan okuyunca hem gülüyor hem üzülüyor.
Acaba hırsızlar o yazıyı görünce vaz mı geçti?
Yoksa “Belki gözden kaçan bir şey vardır” diye yine içeri mi girdiler?
Bilmiyorum…
Ama bugün dönüp ülkenin haline baktığımda, o yazının sadece bir evin kapısında değil, birçok kurumun kapısında asılı olduğunu düşünüyorum.
Özellikle de belediyelerde…
Neredeyse her gün bir soruşturma haberi.
Bir belediyede rüşvet iddiası.
Bir başka belediyede ihaleye fesat karıştırma suçlaması.
Bir yerde zimmet.
Bir yerde usulsüzlük.
Bir yerde kamu zararına yol açan işlemler…
Gazeteleri açıyorsunuz aynı haberler.
Televizyonları izliyorsunuz aynı görüntüler.
Adliyelerin koridorlarında belediye başkanları, başkan yardımcıları, bürokratlar…
Bir kısmı tutuklu.
Bir kısmı yargılanıyor.
Bir kısmı ise sırasının gelmemesi için bekliyor.
Burada durup düşünmek gerekiyor.
Bu kadar çok olay yaşanıyorsa sorun sadece kişilerde mi?
Yoksa sistemde mi?
Çünkü hangi partiden olursa olsun, hangi şehirde olursa olsun benzer manzaralarla karşılaşıyoruz.
Demek ki ortam müsait.
Demek ki denetim yetersiz.
Demek ki bazı kapılar fazlasıyla açık bırakılmış.
İnsan nefsi fırsat bulunca yanlış yapabiliyor.
Devlet dediğiniz şey ise insanın vicdanına güvenerek değil, sistemi sağlam kurarak ayakta kalır.
Onun için bazı kararlar tek kişinin insafına bırakılmamalı.
Bazı işlemler bağımsız denetim mekanizmalarından geçmeli.
Bazı yetkiler paylaşılmalı.
Bazı süreçler tamamen şeffaf hale getirilmeli.
Vatandaş bir usulsüzlük gördüğünde korkmadan şikâyet edebilmeli.
Şikâyet ettiği için süründürülmemeli.
Tam tersine korunmalı.
Çünkü kamu malı dediğimiz şey devletin malı değil, milletin malıdır.
Yetimin hakkıdır.
Emeklinin maaşıdır.
İşçinin alın teridir.
Öğrencinin bursudur.
Esnafın vergisidir.
Bir belediyeden çalınan para aslında milletin cebinden çalınan paradır.
Bu yüzden ceza sadece birkaç yıl hapisle sınırlı kalmamalıdır.
Kamuya verilen zarar kuruşuna kadar tahsil edilmelidir.
Gerekirse mal varlığına el konulmalıdır.
Gerekirse ömür boyu kamu görevinden men edilmelidir.
Çünkü bazı suçların bedeli sadece mahkeme salonlarında değil, toplum vicdanında da ödenmelidir.
Bugün yaşadığımız sorunların bir kısmı da manevi erozyondan kaynaklanıyor.
Haram ile helalin arasındaki çizgi silikleşince, utanma duygusu da zayıflıyor.
Allah korkusunun azaldığı yerde kanun korkusunun güçlü olması gerekir.
Aksi halde dürüst insanlar susar, yanlış yapanlar cesaret bulur.
Ve gün gelir…
Konya’daki o vatandaşın kapısına astığı yazıyı biz de kurumların duvarlarına asmak zorunda kalırız:
“Çalacak bir şey kalmadı.”
Allah göstermesin…
Çünkü o yazının asıldığı gün, kaybeden sadece bir belediye olmaz.
Kaybeden adalet olur.
Kaybeden güven olur.
Kaybeden millet olur.
