Sokakta yürürken, bir kahvehanede otururken ya da sosyal medyada birkaç dakika vakit geçirirken aynı manzarayla karşılaşıyoruz.
Kim konuşursa konuşsun…
Konu bir şekilde siyasete geliyor.
Ve ne yazık ki siyaset konuşulmuyor.
İnsanlar konuşuyor, öfkeler konuşuyor, peşin hükümler konuşuyor…
⸻
Bir örnek verelim.
Şehrin tam ortasına dört katlı, sağlam, estetik bir bina yapıldığını düşünün.
On farklı siyasi görüşten on kişiye soruyorsunuz:
“Nasıl olmuş?”
Birisi “Yeşil olsa daha iyiydi” diyor.
Diğeri “Altı katlı olmalıydı”…
Bir başkası pencereyi beğenmiyor.
Çatıyı eleştiren var.
Rengini eleştiren var.
Ama içlerinden biri bile çıkıp;
“Gayet güzel olmuş, emeği geçenlerin eline sağlık.” demiyor.
Çünkü artık değerlendirmeler yapılan işe göre değil, yapan kişiye göre yapılıyor.
⸻
İkinci örnek daha çarpıcı…
Öz geçmişi güçlü, eğitimli, çalışkan bir isim milletvekili adayı gösteriliyor.
Henüz göreve başlamadan insanlar hükmünü veriyor.
“Uyumaya gider…”
“Parmak kaldırır.”
“Cebini doldurur.”
Daha bir gün çalışmadan mahkeme kuruluyor, karar veriliyor.
İçlerinden biri bile;
“Bir görelim, belki iyi işler yapar.” demiyor.
Çünkü biz artık insanları icraatlarıyla değil, rozetleriyle değerlendirmeye alıştık.
⸻
Asıl tehlike de burada başlıyor.
Siyaset, fikir üretme zemini olmaktan çıkıyor…
Kimlik savaşına dönüşüyor.
İktidar ne söylese muhalefet karşı çıkıyor.
Muhalefet ne önerse iktidar reddediyor.
Ortak akıl yerine, sürekli açık arama yarışı yaşanıyor.
Oysa memleket meseleleri parti meselesi değil, millet meselesidir.
⸻
Geçtiğimiz günlerde yaşadığım küçük bir olay bunu bana bir kez daha gösterdi.
Yaşı ilerlemiş, elinde tespihi olan, dini sohbeti son derece güzel yapan biriyle tanıştım.
İman, ahlak, kul hakkı…
Konuşulan her şey gönle dokunuyordu.
Fakat konu siyasete gelince aynı kişi, kendi görüşünden olmayan herkesi neredeyse tek cümlede mahkûm etti.
“Kâfir…”
“Bizans bozması…”
Ağır ifadeler havada uçuşuyordu.
O an şunu düşündüm…
Siyaset, insanın dilini de kalbini de değiştirebiliyor.
Ben tartışmayı uzatmadım.
Sessizce oradan ayrıldım.
Çünkü bazı tartışmaların kazananı olmaz.
⸻
Elbette herkesin bir siyasi görüşü olabilir.
Eleştirebilir.
Destekleyebilir.
Beğenmeyebilir.
Bunlar demokrasinin gereğidir.
Fakat kendi fikrini mutlak doğru, karşısındakini ise mutlak yanlış görmek…
İşte asıl problem burada başlıyor.
Ne insanlık bunu kabul eder…
Ne de İslam.
⸻
Unutmayalım…
Siyasi partiler gelir geçer.
Makamlar değişir.
Liderler değişir.
Ama komşuluk kalır.
Kardeşlik kalır.
İnsanlık kalır.
Vicdan kalır.
Adalet kalır.
Ve din, hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir.
İnancımızı oy pusulasına sıkıştırmadan, vicdanımızı parti rozetine teslim etmeden yaşayabilirsek; işte o zaman hem siyaseti hem de birbirimizi daha doğru anlayabiliriz.
Çünkü en büyük zafer, karşı tarafı susturmak değil; farklı düşünen insanlarla aynı sofrada, aynı nezaketle oturabilmektir.
