Mehmet Ali ÖZTÜRK
Köşe Yazarı
Mehmet Ali ÖZTÜRK
 

Buralara kolay gelinmedi

“Çok içiyorsun” diyorlar… İşin latifesi bir yana, ağlanacak hâlde olduğumuz zamanlar var. Teselliye, dertleşmeye, biraz olsun içimizi döküp rahatlamaya ihtiyacımız oluyor. Bürokraside uzun yıllar emek vermiş samimi bir dostumun mesajı, beni derin düşüncelere götürdü. Sezai Karakoç’a atfedilen o sözü hatırlatıyordu: “Dava için para kazanmaya giden adamların hiçbiri eve geri dönmedi.” Ardından kendisini aradım. Uzun uzun konuştuk. Eskilere gittik. Neler görmüştük, neler yaşamıştık… Önümüzde aşılması gereken uzun yollar, ardımızda çileli yolculuklar vardı. Üzerimizde baskılar, karşımızda engeller bulunuyordu. Dindar kimliğimiz nedeniyle dışlandığımız, ötelendiğimiz, kendimizi sürekli bir şeyleri ispatlamak zorunda hissettiğimiz dönemlerden geçmiştik. Eğitim hayatı yarıda kalanları, katsayı engeli yüzünden istediği okula gidemeyenleri, mezun olduğu okul gerekçe gösterilerek hak ettiği kadroya alınmayanları konuştuk. İşinden edilen, sürgüne gönderilen, hapse atılan arkadaşlarımızı hatırladık. Başörtülü kadınların yaşadıkları ise başlı başına bir yaraydı. Peruk takmak zorunda bırakılmaları, okul kapılarından çevrilmeleri, itilip kakılmaları, eğitimleriyle inançları arasında tercihe zorlanmaları… Bunları filmlerde görmedik. Bir kâbustan söz etmiyorum. Yaşadık. Benim kuşağımdan insanları konuştursanız birçoğunun gözleri dolar. Çünkü o günlere ait hatıraların bir kısmı hâlâ içimizde sızlar. Her şeye rağmen ümitliydik. Heyecanımız vardı. “İman varsa imkân da vardır” sözünü kendimize düstur edinmiş, önümüzdeki dağları aşmak için gece gündüz çalışıyorduk. Nefes almak, engellerden kurtulmak ve normal bir hayat yaşayabilmek istiyorduk. Bunun için çalışmamız, kazanmamız ve güçlenmemiz gerektiğine inanıyorduk. Zamanla hayalimizin ötesinde imkânlara kavuştuk. Önümüzdeki engeller birer birer kalktı. Eğitimde, çalışma hayatında ve kamusal alanda özgürlüklerimiz genişledi. Fakat imkânla birlikte başka bir imtihan başladı. Zenginlik, iktidar ve güç görünür hâle gelince etrafımızdaki “dava erleri” de çoğaldı. Geçmişte bu yolun kaygısını taşımamış, sıkıntısını paylaşmamış bazı insanlar, “Biz zaten hep buradaydık” diyerek en ön saflarda yer aramaya başladı. Kimsenin kalbini okuyamazdık. Ancak zaman içinde sözlerle davranışlar arasındaki mesafeyi gördük. Bu süreçte kimi dostlarımız kendi isteğiyle kenara çekildi. Kimileri ise görüşü bile sorulmadan kenarda bırakıldı. Yılların emeği, tecrübesi ve sadakati her zaman hak ettiği karşılığı bulamadı. Kılığına kıyafetine, sakalına bıyığına, başörtüsüne ve söylemlerine bakıp kendimize yakın hissettiğimiz bazı insanların; muamelesiyle, kibriyle ve menfaat ilişkileriyle bizi hayal kırıklığına uğrattığına şahit olduk. Üstelik mesele yalnızca sonradan gelenlerden ibaret değildi. Eskiler arasında da menfaatini ilkelerinin önüne koyanlar, evine götürdüğü lokmanın hesabını yeterince düşünmeyenler, konforun cazibesine kapılanlar oldu. Fon tartışmaları, belediyelerde gündeme gelen yolsuzluk iddiaları, adam kayırmalar ve kamuoyunu inciten şımarık tavırlar üst üste gelince hepimizde bir tedirginlik oluştu. Bazı dostlarımızın partiyle yollarını ayırdığına da şahit olduk. Bunları görmezden gelemeyiz. Yanlış karşısında susarak geçmişte verdiğimiz mücadelenin hakkını koruyamayız. Bu yola birlikte çıktık. Birlikte yürüdük. Uzun yolculuklarda zorluklar da ayrılıklar da yaşanabilir. İnsanların karakterleri, sadakati ve sorumluluk duygusu da böyle zamanlarda ortaya çıkar. Vesselam, buralara kolay gelinmedi. Yaşanan olumsuzluklardan hareketle herkesi aynı kefeye koymak, kırıp dökmek ve bütün bağları koparmak bize bir gelecek kazandırmaz. Fakat emeğe sahip çıkmanın yolu, yanlışların üzerini örtmekten de geçmez. Enerjimizi dürüst ve ehil insanlar yetiştirmeye, yanlışları düzeltmeye, sorumluluk taşıyan kadroları güçlendirmeye harcamalıyız. Daha uzun yolculuklara hazırlanacaksak önce yükümüzü ve yol arkadaşlığımızı gözden geçirmeliyiz. Çünkü bir davaya sadakat, gerektiğinde o davanın mensuplarına hakikati söyleyebilmeyi de gerektirir.
Ekleme Tarihi: 05 Kasım 2026 -Perşembe
Mehmet Ali ÖZTÜRK

Buralara kolay gelinmedi

“Çok içiyorsun” diyorlar…

İşin latifesi bir yana, ağlanacak hâlde olduğumuz zamanlar var. Teselliye, dertleşmeye, biraz olsun içimizi döküp rahatlamaya ihtiyacımız oluyor.

Bürokraside uzun yıllar emek vermiş samimi bir dostumun mesajı, beni derin düşüncelere götürdü. Sezai Karakoç’a atfedilen o sözü hatırlatıyordu:

“Dava için para kazanmaya giden adamların hiçbiri eve geri dönmedi.”

Ardından kendisini aradım. Uzun uzun konuştuk. Eskilere gittik. Neler görmüştük, neler yaşamıştık…

Önümüzde aşılması gereken uzun yollar, ardımızda çileli yolculuklar vardı. Üzerimizde baskılar, karşımızda engeller bulunuyordu. Dindar kimliğimiz nedeniyle dışlandığımız, ötelendiğimiz, kendimizi sürekli bir şeyleri ispatlamak zorunda hissettiğimiz dönemlerden geçmiştik.

Eğitim hayatı yarıda kalanları, katsayı engeli yüzünden istediği okula gidemeyenleri, mezun olduğu okul gerekçe gösterilerek hak ettiği kadroya alınmayanları konuştuk. İşinden edilen, sürgüne gönderilen, hapse atılan arkadaşlarımızı hatırladık.

Başörtülü kadınların yaşadıkları ise başlı başına bir yaraydı. Peruk takmak zorunda bırakılmaları, okul kapılarından çevrilmeleri, itilip kakılmaları, eğitimleriyle inançları arasında tercihe zorlanmaları…

Bunları filmlerde görmedik. Bir kâbustan söz etmiyorum. Yaşadık.

Benim kuşağımdan insanları konuştursanız birçoğunun gözleri dolar. Çünkü o günlere ait hatıraların bir kısmı hâlâ içimizde sızlar.

Her şeye rağmen ümitliydik. Heyecanımız vardı. “İman varsa imkân da vardır” sözünü kendimize düstur edinmiş, önümüzdeki dağları aşmak için gece gündüz çalışıyorduk.

Nefes almak, engellerden kurtulmak ve normal bir hayat yaşayabilmek istiyorduk. Bunun için çalışmamız, kazanmamız ve güçlenmemiz gerektiğine inanıyorduk.

Zamanla hayalimizin ötesinde imkânlara kavuştuk. Önümüzdeki engeller birer birer kalktı. Eğitimde, çalışma hayatında ve kamusal alanda özgürlüklerimiz genişledi.

Fakat imkânla birlikte başka bir imtihan başladı.

Zenginlik, iktidar ve güç görünür hâle gelince etrafımızdaki “dava erleri” de çoğaldı. Geçmişte bu yolun kaygısını taşımamış, sıkıntısını paylaşmamış bazı insanlar, “Biz zaten hep buradaydık” diyerek en ön saflarda yer aramaya başladı.

Kimsenin kalbini okuyamazdık. Ancak zaman içinde sözlerle davranışlar arasındaki mesafeyi gördük.

Bu süreçte kimi dostlarımız kendi isteğiyle kenara çekildi. Kimileri ise görüşü bile sorulmadan kenarda bırakıldı. Yılların emeği, tecrübesi ve sadakati her zaman hak ettiği karşılığı bulamadı.

Kılığına kıyafetine, sakalına bıyığına, başörtüsüne ve söylemlerine bakıp kendimize yakın hissettiğimiz bazı insanların; muamelesiyle, kibriyle ve menfaat ilişkileriyle bizi hayal kırıklığına uğrattığına şahit olduk.

Üstelik mesele yalnızca sonradan gelenlerden ibaret değildi. Eskiler arasında da menfaatini ilkelerinin önüne koyanlar, evine götürdüğü lokmanın hesabını yeterince düşünmeyenler, konforun cazibesine kapılanlar oldu.

Fon tartışmaları, belediyelerde gündeme gelen yolsuzluk iddiaları, adam kayırmalar ve kamuoyunu inciten şımarık tavırlar üst üste gelince hepimizde bir tedirginlik oluştu. Bazı dostlarımızın partiyle yollarını ayırdığına da şahit olduk.

Bunları görmezden gelemeyiz. Yanlış karşısında susarak geçmişte verdiğimiz mücadelenin hakkını koruyamayız.

Bu yola birlikte çıktık. Birlikte yürüdük. Uzun yolculuklarda zorluklar da ayrılıklar da yaşanabilir. İnsanların karakterleri, sadakati ve sorumluluk duygusu da böyle zamanlarda ortaya çıkar.

Vesselam, buralara kolay gelinmedi.

Yaşanan olumsuzluklardan hareketle herkesi aynı kefeye koymak, kırıp dökmek ve bütün bağları koparmak bize bir gelecek kazandırmaz. Fakat emeğe sahip çıkmanın yolu, yanlışların üzerini örtmekten de geçmez.

Enerjimizi dürüst ve ehil insanlar yetiştirmeye, yanlışları düzeltmeye, sorumluluk taşıyan kadroları güçlendirmeye harcamalıyız. Daha uzun yolculuklara hazırlanacaksak önce yükümüzü ve yol arkadaşlığımızı gözden geçirmeliyiz.

Çünkü bir davaya sadakat, gerektiğinde o davanın mensuplarına hakikati söyleyebilmeyi de gerektirir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve marasgunebakis.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.