Hacı Ali GÜNEÇIKAN
Köşe Yazarı
Hacı Ali GÜNEÇIKAN
 

MHP’de Birlik, Onikişubat’ta Hizmet, Sofrada Bal ve Peynir

Bazı haftalar vardır; şehir gündemi insanın başını ağrıtır… Bazı haftalar da vardır; önünüze birbirinden farklı görünen haberler gelir ama dikkatlice baktığınızda hepsinin aynı cümleyi kurduğunu fark edersiniz. Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş’ta tam da böyle geçti. Bir tarafta Milliyetçi Hareket Partisinin kongresi… Bir tarafta Onikişubat Belediyesinin 200 milyon liralık yatırımla hizmete aldığı 30 yeni araç… Bir tarafta 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104’üncü yıl dönümü… Öte tarafta Göksun’un balı, KAFUM’un peyniri… İlk bakışta birbirinden bağımsız beş ayrı konu… Fakat biraz yakından bakınca hepsinin içinden aynı kelime çıkıyor: Birlik… Kongrede birlik… Zaferde birlik… Hizmette birlik… Arıların kovanında birlik… Peynirin mayasında bile birlik… Demek ki mesele yalnızca aynı meydanda bulunmak değilmiş. Aynı hedefe doğru yürümekmiş… MHP Kahramanmaraş 15. Olağan İl Kongresi’nde Mansur Metehan hak ettiği makama yani, yeniden il başkanı koltuğuna oturdu. Kongrelerin en çok merak edilen tarafı genellikle kimin başkan olacağı. Ancak o gün salonda başkanlık koltuğundan daha çok teşkilatın kardeşliği konuşuldu. Mansur Metehan’ın şu sözleri kongrenin özeti gibiydi: “Birbirimize sahip çıkacağız. Teşkilatlarımıza sahip çıkacağız. Partimize sahip çıkacağız. Davamıza sahip çıkacağız. Şehitlerimizin emanetine sahip çıkacağız. Türk milletinin birliğine sahip çıkacağız.” Siyasette “sahip çıkmak” çok kullanılan bir ifade. Fakat asıl mesele, kongre salonunda birbirinin omzuna dokunmak değil; kongre bittikten sonra da birbirinin arkasından konuşmamak.. Çünkü siyasette kürsüde “biz” deyip kapıdan çıktıktan sonra “ben” olmaya başlayanların sayısı az değil. Sayın Metehan’ın, “Bizim kardeşliğimiz makamlarla ölçülemez, menfaatlerle kurulmamıştır” sözü bu nedenle kıymetliydi. Zira makamla kurulan dostluk, makam bitince biter. Menfaatle kurulan kardeşlik, menfaat kesilince dağılır. Ülküyle, vatan sevgisiyle ve millet sevdasıyla kurulan bağ ise kişilere göre şekil değiştirmez. Kongrede verilen en önemli mesajlardan biri de “Terörsüz Türkiye” hedefiydi. Mansur Metehan, Milletvekili Doç. Dr. Zuhal Karakoç ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz farklı cümlelerle aynı hedefe işaret etti: Çocuklarımıza daha güvenli bir ülke bırakmak… Bu topraklarda artık hiçbir annenin yüreğine ateş düşmemesi… Türk ile Kürt arasına kanlı duvarlar örmek isteyenlerin oyunlarının bozulması… Terörün Türkiye’nin ayağına vurduğu pranganın parçalanması… Elbette böylesine önemli bir mesele günlük siyasetin dar kalıpları içerisinde tartışılamaz. Çünkü söz konusu vatansa mesele bir partinin kazanması değil, Türkiye’nin kazanmasıdır. Nitekim Mansur Başkan da konuşmasını, “Kazanan Milliyetçi Hareket Partisi olacaktır, kazanan Kahramanmaraş olacaktır, kazanan Türk milleti olacaktır” sözleriyle tamamladı. Şimdi kongrede verilen bu sözlerin sahadaki karşılığını bekleme zamanı… Çünkü siyasetçinin sözü salonda alkışlanır ama sokakta tartılır. Haftanın bir başka önemli gelişmesi Onikişubat Belediyesinin 200 milyon TL yatırımla filosuna kattığı 30 yeni hizmet aracıydı. Onikişubat sıradan bir ilçe değil… 141 mahallesi, yaklaşık 450 bin nüfusu ve geniş coğrafyasıyla birçok şehirden büyük bir ilçe… Bir ucundan diğer ucuna gitmek, bazen şehirler arası yolculuk yapmak gibi… Üstelik 6 Şubat depremlerinin ardından Altınova, Önsen ve Kurtlar başta olmak üzere yeni yerleşim alanları oluşuyor. Kırsal mahalleler büyüyor, hizmet sahası genişliyor, nüfus farklı bölgelere yayılıyor. Böyle bir ilçeyi birkaç kamyon, iki süpürge aracı ve bol miktarda iyi niyetle yönetemezsiniz. İyi niyet önemlidir ama çöpü toplamaz. Vizyon değerlidir ama asfaltı kendi başına dökmez. Gönül belediyeciliği güzeldir ama o gönle ulaşmak için bazen sağlam bir kamyona, iş makinesine ve süpürme aracına ihtiyaç vardır. Başkan Hanifi Toptaş’ın şu tespiti bu bakımdan önemli; “Şehre doğrudan belediye başkanı hizmet etmiyor. Kaldırımı biz döşemiyoruz, asfaltı biz dökmüyoruz. Şehre kurumlar hizmet ediyor. Belediye başkanının en önemli görevi kurumların kapasitesini artırmak ve bir vizyon ortaya koymaktır.” Doğru… Başkanın direksiyona geçip çöp kamyonu kullanması gerekmiyor. Ama o kamyonun zamanında alınmasını, doğru yerde çalışmasını ve milletin parasının boşa harcanmamasını sağlamak zorunda. Araç almak başarıdır fakat asıl başarı, o araçları sahada verimli biçimde çalıştırmak. Çünkü belediyenin bahçesinde sıralanıp kurdele kesilen araç henüz yatırımın fotoğrafı.. Hizmete dönüştüğü yer; Batı mahallelerinin yolu, Ilıca’nın çöpü, Tekir’in sokağı, Suçatı’nın mahallesi ve şehir merkezinin caddesi. Bir aracın gerçek değeri anahtar teslim töreninde değil, vatandaşın kapısına vardığında anlaşılır. Kısacası, araçların lastiği dönecek ki hizmet yürüyecek… Yoksa belediyelerin garajlarında nice “tören hatırası” araç vardır; üzerlerine kuşlar konar ama vatandaşın sokağına uğramazlar! Hanifi Başkan’ın öz varlık vurgusu da dikkate değer. Çevre temizliğinde tamamen kiralık araçlara bağlı kalmak belediye açısından ciddi bir risk oluşturuyordu. Yeni araçlarla bu bağımlılığın bir bölümünün azaltılması, yalnızca bugünün değil geleceğin hesabını yapmak anlamına geliyor. İnşallah araçlar kazasız belasız kullanılır, bakım planları düzgün yapılır ve birkaç yıl sonra “Bunlar nereye kayboldu?” diye sormak zorunda kalmayız. Programın en dikkat çekici ve siyasi göndermesi en yüksek cümlesini AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Şahin kurdu: “AK Parti belediyeleri çöp sergilemiyor; çöpleri toplayan araçları sergiliyor.” Bu cümle doğal olarak o meydanda tebessüm oluşturdu. Mesajın adresi de belliydi… Fakat bizim için önemli olan, hangi belediyenin neyi sergilediğinden çok vatandaşın sabah kapısının önünde ne gördüğü.. Vatandaş ideolojik çöp istemez… Siyasi çöp hiç istemez… Çöpün sağcısı, solcusu olmaz. Bekletilince hepsi aynı kokar! Dolayısıyla belediyeciliğin en gerçek sınavı nutukta değil, sokakta. Siz isterseniz meydanda yüz araç sergileyin; vatandaşın çöpü zamanında alınmıyorsa o gösterinin pek anlamı kalmaz. Ama bir tek araçla dahi bir mahallenin sorununu düzenli biçimde çözüyorsanız, vatandaş onu görür ve takdir eder. Maraşlı’nın hizmet terazisi hassas. Kurdeleyi değil, sonucu tartar. Haftanın bütün yerel ve siyasi gelişmelerinin üzerinde ise 30 Ağustos Zafer Bayramı vardı. Vali Mükerrem Ünlüer, 8. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Orhan Demirel ve Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, tören aracından vatandaşların bayramını kutladı. Askerî birlikler geçti… Öğrenciler yürüdü… Bayraklar dalgalandı… Şehit aileleri, gaziler, güvenlik güçleri ve vatandaşlar aynı gururun etrafında buluştu. O görüntüler bize şunu bir kez daha hatırlattı: Bugün kongre yapabiliyorsak, belediye hizmeti konuşabiliyorsak, festival düzenleyebiliyorsak, balımızı ve peynirimizi tanıtabiliyorsak; bunu 30 Ağustos’ta kazanılan bağımsızlığa borçluyuz. Zafer olmasaydı siyasetimizin de belediyemizin de festivalimizin de bir anlamı olmazdı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları yalnızca bir savaşı kazanmadılar; bu milletin kendi geleceği hakkında söz söyleme hakkını kazandılar. Bu nedenle 30 Ağustos’u takvimdeki bir resmî tören olarak görmek büyük haksızlık olur. 30 Ağustos, bugün özgürce konuşabilmemizin, eleştirebilmemizin, seçebilmemizin ve yönetebilmemizin tapusu.. Kongrede söylenen “Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet yaşaması için var gücümüzle çalışacağız” sözü de işte tam burada anlam kazanıyor. Cumhuriyet sadece sözle yaşatılmaz… İşini doğru yapan öğretmenle, güvenliği sağlayan polisle askerle, dürüst davranan siyasetçiyle, çöpü zamanında alan belediyeyle, üreten çiftçiyle, kovanının başında ter döken arıcıyla yaşatılır. Gelelim Göksun Bal Festivali’ne… Arıcılık gerçekten ibretlik bir iş. Bir kovanda binlerce arı yaşar ancak hiçbiri, “Bu balı ben yaptım” diye basın açıklaması yapmaz. Hiçbiri diğerinin önüne geçmek için pankart asmaz. Hiçbiri kraliçe arıya yakın fotoğraf verebilmek için birbirini ezmez. Hepsi görevini bilir… Biri nektar taşır, biri kovanı korur, biri peteği örer… Sonuçta ortaya bal çıkar. İnsanların birlik konusunda arılardan öğreneceği çok şey var. Bizde bazen bir kişi çalışır, beş kişi fotoğrafa girer. Arılarda ise binlercesi çalışır, hiçbirinin adı kavanozun üzerine yazılmaz! Göksun’da düzenlenen Bal Festivali, üreticilerin emeğinin görünür hâle gelmesi bakımından kıymetli. Büyükşehir Belediyesinin 1,8 milyon TL maliyetle arı yemi makinesi desteği sağlaması da festivalin yalnızca stant gezmekten ibaret olmadığını gösterdi. Çünkü üreticinin asıl ihtiyacı protokolün kavanoza bakıp “Maşallah” demesi değil; maliyetinin düşürülmesi, üretim kalitesinin artırılması ve ürününe pazar bulunması.. Festival yapılmalı… Fotoğraf çekilmeli… Balın tadına da bakılmalı… Ama festival bittikten sonra arıcı yine yüksek maliyetle, pazarlama sorunuyla ve sahte balla tek başına kalıyorsa o organizasyonun tadı biraz buruk olur. Arıcılık desteklenecekse kovan sayısından önce üreticinin umudu çoğaltılmalı. KAFUM’da ilk kez düzenlenen Peynir Festivali de haftanın en güzel renklerinden biriydi. Mimarı Dr. Tuba Köksal Vekilimiz miş, orada öğrendik.Sağolsun Vahit bakanım da böylesi festivallerde basın mensuplarını unutmuyor.  Maraş Sıkma Peyniri… Elbistan Kelle Peyniri… Göksun Keçi Peyniri… Pazarcık Kesme Peyniri… Andırın Altunyayla Peyniri… Bunların her biri yalnızca sofralık ürün değil. Her peynirin arkasında bir yayla, bir köy, bir aile, bir üretim biçimi ve yılların tecrübesi var. Peynir dediğiniz şey biraz süt, biraz maya, biraz emek ve çokça sabır. Aslında şehirler de böyle.. Ham madde tek başına yetmez. Doğru maya olmazsa süt tutmaz, doğru insan olmazsa şehir tutunmaz. Kültür de bir çeşit maya.. Geçmişten geleceğe aktarılmazsa toplumun kıvamı bozulur. Bu nedenle Peynir Festivali’ni yalnızca insanların stant stant dolaşıp peynir tattığı bir etkinlik olarak görmemek gerek. Asıl hedef yöresel ürünlerin kayıt altına alınması, coğrafi işaretle korunması, standartlarının oluşturulması ve Türkiye pazarına taşınması olmalı. Peynirimiz yalnızca KAFUM’daki stantta kalmamalı… Market rafına, otel kahvaltısına, ihracat masasına ulaşmalı. Üreticinin ürünü alkışlanırken kazancı da artmalı. Yoksa festivallerde üreticinin omzuna dokunup ertesi gün onu yine maliyetlerle baş başa bırakmak, peynirin sadece tadına bakıp emeğin tadını unutmak olur. Geçtiğimiz haftanın Kahramanmaraş tarifini çıkarmaya kalksak malzemeler şöyle olurdu: Bir miktar siyasi birlik… Otuz adet hizmet aracı… Bir büyük zaferin 104 yıllık gururu… Göksun’dan birkaç kavanoz bal… KAFUM’dan çeşit çeşit peynir… Üzerine de bolca konuşma ve hatıra fotoğrafı… Fakat bu tarifin tutması için bir malzeme daha gerekiyor: Samimiyet… Siyasette samimiyet olmazsa birlik bozulur. Belediyecilikte samimiyet olmazsa araçlar garajda çürür. Üreticiye destekte samimiyet olmazsa festival biter, sorunlar devam eder. Millî günlerde samimiyet olmazsa tören yapılır ama ruhu yaşatılamaz. Kısacası her işin mayası samimiyettir. Bu şehir bir haftada bize çok şey anlattı. MHP kongresi, “Birbirinize sahip çıkın” dedi. 30 Ağustos, “Vatanınıza sahip çıkın” dedi. Yeni hizmet araçları, “Şehrinize sahip çıkın” dedi. Bal Festivali, “Üreticinize sahip çıkın” dedi. Peynir Festivali ise “Kültürünüze ve yerel değerlerinize sahip çıkın” dedi. Demek ki bütün haberlerin ortak fiili aynıymış: Sahip çıkmak… Ancak sahip çıkmak, her şeye alkış tutmak değildir. Eksik varsa söylemek, yanlış varsa düzeltmek, güzel iş yapılıyorsa hakkını teslim etmek de sahip çıkmaktır. Bu şehir, yalnızca övgüyle değil dürüst eleştiriyle de büyür. Son sözümüzü de geçen haftanın ruhuna uygun söyleyelim: Siyasetçiler arılardan çalışmayı, belediyeler kovandan düzeni, yöneticiler peynirden doğru mayanın önemini öğrenirse Kahramanmaraş’ın geleceği gerçekten bal gibi olur. Ama arı çalışır, başkası balı yerse… Üretici peyniri yapar, başkası kaymağını toplarsa… Millet hizmet beklerken yöneticiler yalnızca fotoğraf verirse… İşte o zaman Maraşlı kaşığı masaya bırakır ve şu meşhur soruyu sorar: “İyi de kardeşim, bu sofranın hesabını yine kim ödeyecek?” Biz cevabı biliyoruz: Her zamanki gibi millet… O hâlde millet hesabı ödüyorsa, hizmetin de balın da peynirin de en güzelini hak ediyor. Sağlıcakla kalınız…
Ekleme Tarihi: 01 Eylül 2026 -Salı
Hacı Ali GÜNEÇIKAN

MHP’de Birlik, Onikişubat’ta Hizmet, Sofrada Bal ve Peynir

Bazı haftalar vardır; şehir gündemi insanın başını ağrıtır…

Bazı haftalar da vardır; önünüze birbirinden farklı görünen haberler gelir ama dikkatlice baktığınızda hepsinin aynı cümleyi kurduğunu fark edersiniz.

Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş’ta tam da böyle geçti.

Bir tarafta Milliyetçi Hareket Partisinin kongresi…

Bir tarafta Onikişubat Belediyesinin 200 milyon liralık yatırımla hizmete aldığı 30 yeni araç…

Bir tarafta 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104’üncü yıl dönümü…

Öte tarafta Göksun’un balı, KAFUM’un peyniri…

İlk bakışta birbirinden bağımsız beş ayrı konu…

Fakat biraz yakından bakınca hepsinin içinden aynı kelime çıkıyor:

Birlik…

Kongrede birlik…

Zaferde birlik…

Hizmette birlik…

Arıların kovanında birlik…

Peynirin mayasında bile birlik…

Demek ki mesele yalnızca aynı meydanda bulunmak değilmiş. Aynı hedefe doğru yürümekmiş…

MHP Kahramanmaraş 15. Olağan İl Kongresi’nde Mansur Metehan hak ettiği makama yani, yeniden il başkanı koltuğuna oturdu.

Kongrelerin en çok merak edilen tarafı genellikle kimin başkan olacağı. Ancak o gün salonda başkanlık koltuğundan daha çok teşkilatın kardeşliği konuşuldu.

Mansur Metehan’ın şu sözleri kongrenin özeti gibiydi:

“Birbirimize sahip çıkacağız. Teşkilatlarımıza sahip çıkacağız. Partimize sahip çıkacağız. Davamıza sahip çıkacağız. Şehitlerimizin emanetine sahip çıkacağız. Türk milletinin birliğine sahip çıkacağız.”

Siyasette “sahip çıkmak” çok kullanılan bir ifade.

Fakat asıl mesele, kongre salonunda birbirinin omzuna dokunmak değil; kongre bittikten sonra da birbirinin arkasından konuşmamak..

Çünkü siyasette kürsüde “biz” deyip kapıdan çıktıktan sonra “ben” olmaya başlayanların sayısı az değil.

Sayın Metehan’ın, “Bizim kardeşliğimiz makamlarla ölçülemez, menfaatlerle kurulmamıştır” sözü bu nedenle kıymetliydi.

Zira makamla kurulan dostluk, makam bitince biter.

Menfaatle kurulan kardeşlik, menfaat kesilince dağılır.

Ülküyle, vatan sevgisiyle ve millet sevdasıyla kurulan bağ ise kişilere göre şekil değiştirmez.

Kongrede verilen en önemli mesajlardan biri de “Terörsüz Türkiye” hedefiydi. Mansur Metehan, Milletvekili Doç. Dr. Zuhal Karakoç ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz farklı cümlelerle aynı hedefe işaret etti:

Çocuklarımıza daha güvenli bir ülke bırakmak…

Bu topraklarda artık hiçbir annenin yüreğine ateş düşmemesi…

Türk ile Kürt arasına kanlı duvarlar örmek isteyenlerin oyunlarının bozulması…

Terörün Türkiye’nin ayağına vurduğu pranganın parçalanması…

Elbette böylesine önemli bir mesele günlük siyasetin dar kalıpları içerisinde tartışılamaz.

Çünkü söz konusu vatansa mesele bir partinin kazanması değil, Türkiye’nin kazanmasıdır.

Nitekim Mansur Başkan da konuşmasını, “Kazanan Milliyetçi Hareket Partisi olacaktır, kazanan Kahramanmaraş olacaktır, kazanan Türk milleti olacaktır” sözleriyle tamamladı.

Şimdi kongrede verilen bu sözlerin sahadaki karşılığını bekleme zamanı…

Çünkü siyasetçinin sözü salonda alkışlanır ama sokakta tartılır.

Haftanın bir başka önemli gelişmesi Onikişubat Belediyesinin 200 milyon TL yatırımla filosuna kattığı 30 yeni hizmet aracıydı.

Onikişubat sıradan bir ilçe değil…

141 mahallesi, yaklaşık 450 bin nüfusu ve geniş coğrafyasıyla birçok şehirden büyük bir ilçe…

Bir ucundan diğer ucuna gitmek, bazen şehirler arası yolculuk yapmak gibi…

Üstelik 6 Şubat depremlerinin ardından Altınova, Önsen ve Kurtlar başta olmak üzere yeni yerleşim alanları oluşuyor. Kırsal mahalleler büyüyor, hizmet sahası genişliyor, nüfus farklı bölgelere yayılıyor.

Böyle bir ilçeyi birkaç kamyon, iki süpürge aracı ve bol miktarda iyi niyetle yönetemezsiniz.

İyi niyet önemlidir ama çöpü toplamaz.

Vizyon değerlidir ama asfaltı kendi başına dökmez.

Gönül belediyeciliği güzeldir ama o gönle ulaşmak için bazen sağlam bir kamyona, iş makinesine ve süpürme aracına ihtiyaç vardır.

Başkan Hanifi Toptaş’ın şu tespiti bu bakımdan önemli;

“Şehre doğrudan belediye başkanı hizmet etmiyor. Kaldırımı biz döşemiyoruz, asfaltı biz dökmüyoruz. Şehre kurumlar hizmet ediyor. Belediye başkanının en önemli görevi kurumların kapasitesini artırmak ve bir vizyon ortaya koymaktır.”

Doğru…

Başkanın direksiyona geçip çöp kamyonu kullanması gerekmiyor.

Ama o kamyonun zamanında alınmasını, doğru yerde çalışmasını ve milletin parasının boşa harcanmamasını sağlamak zorunda.

Araç almak başarıdır fakat asıl başarı, o araçları sahada verimli biçimde çalıştırmak.

Çünkü belediyenin bahçesinde sıralanıp kurdele kesilen araç henüz yatırımın fotoğrafı..

Hizmete dönüştüğü yer; Batı mahallelerinin yolu, Ilıca’nın çöpü, Tekir’in sokağı, Suçatı’nın mahallesi ve şehir merkezinin caddesi.

Bir aracın gerçek değeri anahtar teslim töreninde değil, vatandaşın kapısına vardığında anlaşılır.

Kısacası, araçların lastiği dönecek ki hizmet yürüyecek…

Yoksa belediyelerin garajlarında nice “tören hatırası” araç vardır; üzerlerine kuşlar konar ama vatandaşın sokağına uğramazlar!

Hanifi Başkan’ın öz varlık vurgusu da dikkate değer. Çevre temizliğinde tamamen kiralık araçlara bağlı kalmak belediye açısından ciddi bir risk oluşturuyordu. Yeni araçlarla bu bağımlılığın bir bölümünün azaltılması, yalnızca bugünün değil geleceğin hesabını yapmak anlamına geliyor.

İnşallah araçlar kazasız belasız kullanılır, bakım planları düzgün yapılır ve birkaç yıl sonra “Bunlar nereye kayboldu?” diye sormak zorunda kalmayız.

Programın en dikkat çekici ve siyasi göndermesi en yüksek cümlesini AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Şahin kurdu:

“AK Parti belediyeleri çöp sergilemiyor; çöpleri toplayan araçları sergiliyor.”

Bu cümle doğal olarak o meydanda tebessüm oluşturdu.

Mesajın adresi de belliydi…

Fakat bizim için önemli olan, hangi belediyenin neyi sergilediğinden çok vatandaşın sabah kapısının önünde ne gördüğü..

Vatandaş ideolojik çöp istemez…

Siyasi çöp hiç istemez…

Çöpün sağcısı, solcusu olmaz. Bekletilince hepsi aynı kokar!

Dolayısıyla belediyeciliğin en gerçek sınavı nutukta değil, sokakta.

Siz isterseniz meydanda yüz araç sergileyin; vatandaşın çöpü zamanında alınmıyorsa o gösterinin pek anlamı kalmaz.

Ama bir tek araçla dahi bir mahallenin sorununu düzenli biçimde çözüyorsanız, vatandaş onu görür ve takdir eder.

Maraşlı’nın hizmet terazisi hassas.

Kurdeleyi değil, sonucu tartar.

Haftanın bütün yerel ve siyasi gelişmelerinin üzerinde ise 30 Ağustos Zafer Bayramı vardı.

Vali Mükerrem Ünlüer, 8. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Orhan Demirel ve Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, tören aracından vatandaşların bayramını kutladı.

Askerî birlikler geçti…

Öğrenciler yürüdü…

Bayraklar dalgalandı…

Şehit aileleri, gaziler, güvenlik güçleri ve vatandaşlar aynı gururun etrafında buluştu.

O görüntüler bize şunu bir kez daha hatırlattı:

Bugün kongre yapabiliyorsak, belediye hizmeti konuşabiliyorsak, festival düzenleyebiliyorsak, balımızı ve peynirimizi tanıtabiliyorsak; bunu 30 Ağustos’ta kazanılan bağımsızlığa borçluyuz.

Zafer olmasaydı siyasetimizin de belediyemizin de festivalimizin de bir anlamı olmazdı.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları yalnızca bir savaşı kazanmadılar; bu milletin kendi geleceği hakkında söz söyleme hakkını kazandılar.

Bu nedenle 30 Ağustos’u takvimdeki bir resmî tören olarak görmek büyük haksızlık olur.

30 Ağustos, bugün özgürce konuşabilmemizin, eleştirebilmemizin, seçebilmemizin ve yönetebilmemizin tapusu..

Kongrede söylenen “Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet yaşaması için var gücümüzle çalışacağız” sözü de işte tam burada anlam kazanıyor.

Cumhuriyet sadece sözle yaşatılmaz…

İşini doğru yapan öğretmenle, güvenliği sağlayan polisle askerle, dürüst davranan siyasetçiyle, çöpü zamanında alan belediyeyle, üreten çiftçiyle, kovanının başında ter döken arıcıyla yaşatılır.

Gelelim Göksun Bal Festivali’ne…

Arıcılık gerçekten ibretlik bir iş.

Bir kovanda binlerce arı yaşar ancak hiçbiri, “Bu balı ben yaptım” diye basın açıklaması yapmaz.

Hiçbiri diğerinin önüne geçmek için pankart asmaz.

Hiçbiri kraliçe arıya yakın fotoğraf verebilmek için birbirini ezmez.

Hepsi görevini bilir…

Biri nektar taşır, biri kovanı korur, biri peteği örer…

Sonuçta ortaya bal çıkar.

İnsanların birlik konusunda arılardan öğreneceği çok şey var.

Bizde bazen bir kişi çalışır, beş kişi fotoğrafa girer.

Arılarda ise binlercesi çalışır, hiçbirinin adı kavanozun üzerine yazılmaz!

Göksun’da düzenlenen Bal Festivali, üreticilerin emeğinin görünür hâle gelmesi bakımından kıymetli. Büyükşehir Belediyesinin 1,8 milyon TL maliyetle arı yemi makinesi desteği sağlaması da festivalin yalnızca stant gezmekten ibaret olmadığını gösterdi.

Çünkü üreticinin asıl ihtiyacı protokolün kavanoza bakıp “Maşallah” demesi değil; maliyetinin düşürülmesi, üretim kalitesinin artırılması ve ürününe pazar bulunması..

Festival yapılmalı…

Fotoğraf çekilmeli…

Balın tadına da bakılmalı…

Ama festival bittikten sonra arıcı yine yüksek maliyetle, pazarlama sorunuyla ve sahte balla tek başına kalıyorsa o organizasyonun tadı biraz buruk olur.

Arıcılık desteklenecekse kovan sayısından önce üreticinin umudu çoğaltılmalı.

KAFUM’da ilk kez düzenlenen Peynir Festivali de haftanın en güzel renklerinden biriydi. Mimarı Dr. Tuba Köksal Vekilimiz miş, orada öğrendik.Sağolsun Vahit bakanım da böylesi festivallerde basın mensuplarını unutmuyor. 

Maraş Sıkma Peyniri…

Elbistan Kelle Peyniri…

Göksun Keçi Peyniri…

Pazarcık Kesme Peyniri…

Andırın Altunyayla Peyniri…

Bunların her biri yalnızca sofralık ürün değil.

Her peynirin arkasında bir yayla, bir köy, bir aile, bir üretim biçimi ve yılların tecrübesi var.

Peynir dediğiniz şey biraz süt, biraz maya, biraz emek ve çokça sabır.

Aslında şehirler de böyle..

Ham madde tek başına yetmez.

Doğru maya olmazsa süt tutmaz, doğru insan olmazsa şehir tutunmaz.

Kültür de bir çeşit maya..

Geçmişten geleceğe aktarılmazsa toplumun kıvamı bozulur.

Bu nedenle Peynir Festivali’ni yalnızca insanların stant stant dolaşıp peynir tattığı bir etkinlik olarak görmemek gerek. Asıl hedef yöresel ürünlerin kayıt altına alınması, coğrafi işaretle korunması, standartlarının oluşturulması ve Türkiye pazarına taşınması olmalı.

Peynirimiz yalnızca KAFUM’daki stantta kalmamalı…

Market rafına, otel kahvaltısına, ihracat masasına ulaşmalı.

Üreticinin ürünü alkışlanırken kazancı da artmalı.

Yoksa festivallerde üreticinin omzuna dokunup ertesi gün onu yine maliyetlerle baş başa bırakmak, peynirin sadece tadına bakıp emeğin tadını unutmak olur.

Geçtiğimiz haftanın Kahramanmaraş tarifini çıkarmaya kalksak malzemeler şöyle olurdu:

Bir miktar siyasi birlik…

Otuz adet hizmet aracı…

Bir büyük zaferin 104 yıllık gururu…

Göksun’dan birkaç kavanoz bal…

KAFUM’dan çeşit çeşit peynir…

Üzerine de bolca konuşma ve hatıra fotoğrafı…

Fakat bu tarifin tutması için bir malzeme daha gerekiyor:

Samimiyet…

Siyasette samimiyet olmazsa birlik bozulur.

Belediyecilikte samimiyet olmazsa araçlar garajda çürür.

Üreticiye destekte samimiyet olmazsa festival biter, sorunlar devam eder.

Millî günlerde samimiyet olmazsa tören yapılır ama ruhu yaşatılamaz.

Kısacası her işin mayası samimiyettir.

Bu şehir bir haftada bize çok şey anlattı.

MHP kongresi, “Birbirinize sahip çıkın” dedi.

30 Ağustos, “Vatanınıza sahip çıkın” dedi.

Yeni hizmet araçları, “Şehrinize sahip çıkın” dedi.

Bal Festivali, “Üreticinize sahip çıkın” dedi.

Peynir Festivali ise “Kültürünüze ve yerel değerlerinize sahip çıkın” dedi.

Demek ki bütün haberlerin ortak fiili aynıymış:

Sahip çıkmak…

Ancak sahip çıkmak, her şeye alkış tutmak değildir.

Eksik varsa söylemek, yanlış varsa düzeltmek, güzel iş yapılıyorsa hakkını teslim etmek de sahip çıkmaktır.

Bu şehir, yalnızca övgüyle değil dürüst eleştiriyle de büyür.

Son sözümüzü de geçen haftanın ruhuna uygun söyleyelim:

Siyasetçiler arılardan çalışmayı, belediyeler kovandan düzeni, yöneticiler peynirden doğru mayanın önemini öğrenirse Kahramanmaraş’ın geleceği gerçekten bal gibi olur.

Ama arı çalışır, başkası balı yerse…

Üretici peyniri yapar, başkası kaymağını toplarsa…

Millet hizmet beklerken yöneticiler yalnızca fotoğraf verirse…

İşte o zaman Maraşlı kaşığı masaya bırakır ve şu meşhur soruyu sorar:

“İyi de kardeşim, bu sofranın hesabını yine kim ödeyecek?”

Biz cevabı biliyoruz:

Her zamanki gibi millet…

O hâlde millet hesabı ödüyorsa, hizmetin de balın da peynirin de en güzelini hak ediyor.

Sağlıcakla kalınız…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve marasgunebakis.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.