Bazı açılışlar binadan daha fazlasını anlatır.
Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odasının yeni hizmet binasının açılışında benim gördüğüm tam olarak buydu.
Ortada 184 milyon liralık modern bir yapı vardı elbette…
Ama asıl mesele beton değildi.
Asıl mesele, 6 Şubat’ın yerle bir ettiği bir şehirde iş dünyasının hâlâ ayakta olduğunu, üretmekten vazgeçmediğini ve geleceğe yeniden masa kurduğunu gösterebilmekti.
Çünkü depremden sonra Kahramanmaraş’ın sadece evleri yıkılmadı.
İnsanımızı kaybettik.
İş yerlerimizi kaybettik.
Sermayemiz yara aldı.
Üretim zincirimiz sarsıldı.
Nice insanımız hayatının emeğini birkaç saniye içerisinde enkaz altında gördü.
İşte böyle bir şehirde yeni bir Ticaret ve Sanayi Odası binası yapmak, bana göre yalnızca “hizmet binası yapmak” değil.
Bir şehrin ekonomik hafızasına yeniden adres vermek.
KMTSO yüz yaşında.
Bir kurum için yüz yıl kolay söylenecek bir rakam değil.
O yüz yılın içinde savaşlar var, krizler var, darbeler var, ekonomik buhranlar var, depremler var…
Ama hepsinden önemlisi üretmeye devam eden insanlar var.
Bugün Mustafa Buluntu ve arkadaşlarının önündeki mesele de zaten yeni bir binaya sahip olmak değil; o yüz yıllık mirası ikinci yüzyıla hangi zihniyetle taşıyacakları..
Bina güzel.
Teknolojik altyapısı güçlü.
Toplantı salonları, proje alanları, üyeye hizmet birimleri yerinde.
Fakat bir kurumun asıl mimarisi duvarlarında değil, yönetim anlayışında.
Kapısından giren sanayici derdini anlatabiliyor mu?
Esnaf muhatap bulabiliyor mu?
Yatırımcı önüne duvar değil yol haritası konulduğunu hissediyor mu?
Kadın ve Genç girişimciye “Sen kimsin?” denilmiyor da “Ne yapmak istiyorsun?” diye soruluyor mu?
İşte binanın gerçek değeri burada başlayacak.
Mustafa Buluntu’nun “Bu bina bir şehrin yeniden ayağa kalkma iradesidir” sözü bu nedenle önemli.
Şimdi o iradenin içini projelerle doldurmak gerekiyor.
M. Hanefi Öksüz yıllardır bu şehrin sanayisinin içinde.
Üreteni de bilir, sıkıntıyı da…
Yeni binayı anlatırken onu iş dünyasının birlik ve dayanışmasının sembolü olarak tarif etmesi sıradan bir protokol cümlesi değil.
Çünkü Kahramanmaraş’ın en büyük sermayesi sadece fabrikaları değil.
Bir araya gelebilme kabiliyeti..
Bazen bunu unutuyoruz.
Herkesin kendi fabrikasının bacasına baktığı bir şehir büyüyebilir ama büyük şehir olamaz.
Ortak meselelerde aynı masaya oturan; sanayicisiyle, tüccarıyla, üniversitesiyle, belediyesiyle aynı hedefe yürüyen şehirler sıçrama yapar.
Kahramanmaraş’ın bundan sonraki meselesi tam da bu.!
Tekstilini koruyacak…
Çeliğini, mutfak eşyasını, kâğıdını, gıdasını büyütecek…
Ama aynı zamanda savunma sanayiine, havacılığa, teknolojiye, yeşil üretime ve katma değerli ihracata başka bir gözle bakacak.
Eski başarılarımızla övünmek güzel.
Fakat yeni yüzyılı eski başarı hikâyeleriyle geçiremeyiz.
TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu aslen Kayserili.
Fakat Maraş’a yabancı değil.
Kahramanmaraş’a 18’inci gelişinden bahsediyor.
2020 yılında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi tarafından verilen fahri doktora unvanı var.
Merhum Mehmet Balduk’tan Mustafa Narlı’ya, Hanefi Öksüz’den Mustafa Buluntu’ya kadar uzanan eski dostlukları var.
Mahmut Arıkan’ı da unutmayalım..
Salona baktığınızda da bunu hissediyorsunuz.
Bazı insanlar bir şehre misafir gelir.
Bazıları zaman içinde o şehrin hafızasında kendisine bir sandalye edinir.
Hisarcıklıoğlu ikinci grupta.
Konuşmasının bir tarafında sanayi var, finansman var, kredi var, faiz var, ihracat var…
Bir tarafında Sütçü İmam, Rıdvan Hoca, Senem Ayşe, Necip Fazıl var.
Bence güzel olan da bu.
Ekonomiyi sadece rakamlardan ibaret gören biri şehirleri anlayamaz.
Şehir dediğimiz şey bilanço kadar hafızadır da.
Hisarcıklıoğlu’nun yıllardır altını çizdiği bir anlayış var:
Oda ve borsa başkanlıklarını bir maaş kapısı olarak görmemek…
Ben burayı önemsiyorum.
Çünkü Türkiye’nin sadece ekonomide değil, yönetim kültüründe de böyle bir zihniyet değişimine ihtiyacı var.
Bir göreve gelirken ilk hesap “Buradan bana ne çıkar?” olursa oradan memlekete fazla bir şey çıkmaz.
Ama insan kendisine;
“Ben buraya ne katacağım?”
diye soruyorsa mesele değişir.
Keşke kamusal sorumluluk üstlenen herkes sabah makam odasının kapısını açmadan önce bu soruyu kendisine bir kez sorsa.
Belediye başkanı…
Oda başkanı…
Milletvekili…
Bürokrat…
Dernek başkanı…
Kim olursa olsun.
Çünkü sandalye insanı büyütmez.
İnsan sandalyeyi büyütür.
Bu kadar basit.
Hisarcıklıoğlu’nun dikkat çeken ifadelerinden biri de “Çin çekirgesi” benzetmesi, önemli!
İlk duyulduğunda esprili gelebilir ama altında ciddi bir ekonomik uyarı var.
Çin’in yoğun kamu destekleri, devasa üretim kapasitesi ve düşük maliyetli ürünlerle küresel pazarlarda oluşturduğu baskı, Türkiye’deki üreticiyi de doğrudan ilgilendiriyor.
Mesele Çin’e kızmak değil.
Mesele yerli üreticiyi bu ölçekteki rekabet karşısında yalnız bırakmamak.
Çünkü bugün Çin’den çok daha ucuza gelen bir ürün, yarın Kahramanmaraş’taki fabrikanın siparişini azaltıyorsa, ardından üretimi ve istihdamı etkiliyorsa mesele artık uzak bir ülkenin ticaret politikası olmaktan çıkar.
Kahramanmaraş’ın tekstilden çeliğe, mutfak eşyasından kâğıda uzanan üretim yapısı düşünüldüğünde bu uyarı yabana atılacak bir uyarı olmamalı.
Hisarcıklıoğlu’nun benzetmesinin özünde bence şu gerçek var:
Üreticini koruyamazsan pazarını kaybedersin.
Pazarını kaybedersen fabrikanı, fabrikanı kaybedersen istihdamını kaybedersin.
O nedenle artık sadece “Daha çok üretelim” demek yetmiyor.
Nasıl rekabet edeceğimizi, üreticimizi haksız rekabete karşı nasıl koruyacağımızı ve katma değeri nasıl yükselteceğimizi de konuşmamız gerekiyor.
KMTSO gibi kurumların yeni yüzyıldaki gerçek sınavlarından biri de tam burada başlayacak.
O gün kurdele kesildi.
Maraş dondurması kesildi.
Fotoğraflar çekildi.
Misafirler uğurlandı.
Fakat bana sorarsanız KMTSO’nun gerçek açılışı şimdi başlıyor.
Çünkü mesele binayı açmak değil, şehrin önünü açmak.
Finansmana erişemeyen sanayicinin önünü…
İhracatta zorlanan firmanın önünü…
Yeni yatırım arayan gencin önünü…
Deprem sonrası yeniden sermaye oluşturmaya çalışan esnafın önünü…
Kahramanmaraş’ın önünde yeni bir yüz yıl var.
Bu yüz yılda bizim daha fazla fabrika kadar daha fazla fikir üretmemiz gerek..
Daha fazla metrekare değil, daha fazla katma değer…
Daha fazla tabela değil, daha fazla marka…
Daha fazla konuşma değil, daha fazla ortak akıl…
İki Mustafa..Narlı ve Buluntu’nun enerjisi, Hanefi Öksüz’ün sanayi tecrübesi, Rifat Hisarcıklıoğlu’nun Ankara’daki temsil gücü ve Kahramanmaraş iş dünyasının o meşhur çalışma azmi aynı hedefte buluşursa bu bina gerçekten tarihî bir anlam kazanır.
Yoksa en güzel bina bile bir müddet sonra sıradanlaşır.
Ben yeni KMTSO binasına bakarken taşını, camını, mermerini, sosyal donatısını görmedim.
Şunu gördüm:
Deprem bu şehrin binalarını yıktı ama üretme iradesini yıkamadı.
Şimdi yapılması gereken o iradeyi doğru yönetmek.
Çünkü bir asrın hatırasına yakışan da budur.
Yeni yüzyılın Kahramanmaraş’ına yakışacak olan da…
Sayın Hanefi Öksüz’ün açılıştaki anlamlı konuşmasına bir sonraki yazıda değineceğim inşallah.
Sağlıcakla kalınız..
