Siyasetin en kolay tarafı konuşmaktır…
En zor tarafı ise dinlemektir.
Hele hele kürsüden değil de vatandaşın tam karşısına oturup, gözünün içine bakarak soruları cevaplamak…
İşte cesaret tam da burada başlıyor.
Son günlerde Kahramanmaraş’ta iki farklı ilçede aynı ruhu taşıyan iki tablo gördük.
Biri Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel…
Diğeri Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş…
İkisi de AK Parti Genel Merkezi’nin “Vatandaş Soruyor, Başkan Cevaplıyor” programını sadece bir organizasyon olarak görmedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır söylediği;
“Milletin içine girin, sokağı dinleyin, vatandaşın kapısını çalın.”
çağrısını adeta bir talimat, bir emanet gibi omuzlarına aldılar.
Ama bir ayrıntı vardı…
Belki çoğu kişinin dikkatini çekmedi.
Benim gözümden kaçmadı.
Fırat Görgel…
Tek başına masadaydı.
Yanında bürokrat ordusu yoktu.
Siyasi kalabalık yoktu.
Soruların muhatabı da kendisiydi, cevapların sahibi de…
Çünkü biliyordu…
Şehre hâkimseniz, yaptığınız işi biliyorsanız, vatandaşın karşısında yalnız oturmaktan korkmazsınız.
O masa aslında yalnız değildi.
Arkasında yapılan hizmetler vardı.
20 milyarlık altyapı vardı.
5 milyarlık asfalt yatırımı vardı.
Yapılan parklar, gençlik merkezleri, içme suyu hatları vardı.
İnsan bazen kalabalıkla değil, yaptığı işle güçlü görünür.
Bu buluşmaların tek eksiği, soru sormak yerine övgü yarışına giren birkaç kişinin gölge düşürme (yalaka- dombalakçı) çabasıydı. Oysa en büyük destek, doğruyu söylemektir.
Yanında ilçe başkanı vardı.
Muhtar vardı.
Belediye ekibi vardı.
Birlikte çıktılar vatandaşın karşısına.
Bu da yanlış değildi.
Çünkü belediyecilik sadece başkanın değil, bir ekibin işidir.
Sorular birlikte dinlendi.
Cevaplar birlikte verildi.
Notlar birlikte alındı.
Aslında verilen mesaj şuydu:
“Biz buradayız.”
Kimileri kalabalığa bakar…
Ben ise cesarete bakarım.
O sandalyeye oturmak kolay değildir.
Çünkü vatandaşın soracağı sorunun önceden metni yoktur.
Protokol konuşması değildir.
Mikrofon sizdedir ama söz milletindir.
Beğenmediğini de söyler…
Eksik gördüğünü de…
Teşekkürünü de…
Eleştirisini de…
İşte demokrasi tam da burada nefes alır.
Programlarda dikkatimi çeken bir başka ayrıntı daha vardı.
İki başkan da konuşmaktan çok dinlemeyi tercih etti.
Çünkü iyi yönetici çok konuşan değil…
En çok dinleyendir.
Vatandaş bazen çözüm istemez.
Önce kendisini dinleyen bir yönetici ister.
Dinlenildiğini hissettiği gün de çözümün yarısı zaten bulunmuştur.
Tekir’de önce aşure dağıtıldı…
Sonra sorular başladı.
Ne güzel bir sıralama…
Önce gönüller doydu…
Sonra talepler konuşuldu.
Bir tas aşure bazen onlarca cümleden daha fazla birlik anlatır.
Başkan Toptaş’a ilgi büyük..
Namık Kemal Mahallesi’nde ise rakamlar konuşuldu.
Ama aslında konuşulan rakamlar değil…
Gelecekti.
20 milyarlık altyapı…
5 milyarlık asfalt…
Yeni yaşam alanları…
Yeni parklar…
Yeni umutlar…
Şunu da söylemek gerekir…
Programlara yüz kişi de gelir…
On kişi de…
Hatta bir kişi bile gelebilir.
Mesele kalabalık değildir.
Mesele, o sandalyeyi boş bırakmamak..
Çünkü siyaset seçim zamanı değil…
Millet soru sorduğu zaman yapılır.
Bugün Türkiye’de birçok yönetici koridorlarda görünmeyi tercih ediyor.
Bazıları sosyal medya ekranlarından yönetiyor.
Bazıları sadece açılışlarda mikrofon görüyor.
Ama vatandaşın tam karşısına oturup “Sor bakalım…” diyebilmek…
İşte o herkesin harcı değildir.
Eksikler elbette olacak.
Yapılacak işler de bitmeyecek..
Hiçbir belediye “Her şeyi tamamladım.” diyemez.
Ama vatandaşın karşısına çıkabilen yönetici…
Sorudan kaçmayan yönetici…
Eleştiriyi dinleyebilen yönetici…
Çözüm üretmeye çalışan yönetici…
Her zaman bir adım önde..
Siyasette alkıştan daha değerli bir şey vardır.
Güven…
Güven ise seçim meydanlarında değil…
İşte böyle mütevazı mahalle buluşmalarında kazanılır.
Çünkü millet, kürsüde konuşanı değil…
Masada kendisini dinleyeni unutmaz.
Nasreddin Hoca göle maya çalarken kimse inanmıyordu. O ise sadece, “Ya tutarsa?” diyordu.
Vatandaşın karşısına masa kurmak da biraz böyledir.
Kimisi “Ne değişecek?” der…
Kimisi “Gösteriş.” diye küçümser…
Ama bir kişi bile “Beni dinlediler.” diyorsa…
İşte o maya tutmuştur.
