Sabret denilince..
Biz de biliyoruz nasıl can yakılacağını..
Bir cümleyle, bir belgeyle, bir fotoğrafla…
Bir gerçeği doğru yere koyduğunda, kimi yerlerin nasıl sarsıldığını da biliyoruz.
Ama emir büyük yerden.
“Velî rabbike fasbir…”
Rabbin adına sabret.
Sabır bazen korkaklık sanılıyor.
Oysa sabır, elinde güç varken beklemek.
Konuşabilecekken susmak, yazabilecekken kalemi masaya bırakmak.
Benim bugün kalemim orada duruyor işte…
Masada.
Elim uzanıyor ama tutamıyorum.
Çünkü bu şehirde tuhaf bir hâl var dostum.
Hiçbir şey düzende değil.
Ama her şey düzendeymiş gibi gösteriliyor.
Sokaklar yorgun.
Yüzler asık.
İnsanlar “idare ederiz” cümlesini hayatta kalma refleksi hâline getirmiş.
Ama vitrinler parlak.
Açıklamalar düzgün.
Paylaşımlar özenli.
Bir kent düşün:
Canı yanıyor ama gülümsemeye zorlanıyor.
Sorunu var ama konuşması istenmiyor.
Eksik ama “tamamlanıyor” deniliyor.
Ve en tehlikelisi:
Bu düzen bozukluğuna alışmamız bekleniyor.
Kalem bazen gerçeği yazmak için değil,
Zamanı kollamak için susar.
Çünkü her hakikat hemen söylenmez.
Her yara açıkken kaşınmaz.
Her hesap bugün görülmez.
Sabır;
İçine atmak değil.
Sabır;
Unutmak hiç değil.
Sabır, hafızayı diri tutmaktır.
Sabır, not almaktır.
Sabır, “vakti gelince” demektir.
Bugün yazmıyorsak,
Yarın yazmayacağımız anlamına gelmez.
Bugün susuyorsak,
Bu teslim olduğumuzdan değil;
Sözün değerini düşürmemek içindir.
Çünkü bu şehir…
Bir gün gerçekten düzene girdiğinde,
Kimlerin sustuğu değil,
Kimlerin niçin sustuğu hatırlanacak.
Ve bize düşen?
“Sabredin.”
“Biraz daha sabır.”
“Şartlar zor.”
Oysa bu şehir,
Şartlar zor olduğunda ayakta kalmayı bilen bir şehir.
Ama şartlar bilerek zorlaştırıldığında
Buna sabır değil, itiraz gerekir.
Yine de…
Emir büyük yerden.
Sabır, bugün bir tercih.
Ama yarın bir muhasebe olacak.
Ve o gün kalem,
Masadan kalkacak.
Sessiz ama ağır..
Vesselam..

