Bazı sergiler gezilir, görülür ve unutulur…
Bazılarıysa insanın gözünden gönlüne iner; orada bir hatıra, bir dua, belki de sessizce dökülen birkaç damla gözyaşı olarak kalır.
Onikişubat Belediyesi ile Kahramanmaraş İl Müftülüğünün iş birliğinde düzenlenen Kâbe Örtüleri ve Mukaddes Emanetler Sergisi de işte böyle bir buluşma oldu.
Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş, daha önce başka bir şehirde ziyaret ettiği Kâbe Örtüleri ve Mukaddes Emanetler Sergisi’ni Kahramanmaraşlılarla buluşturmayı o gün gönlüne koymuştu.
Bir temenniden öte, şehri adına ettiği manevi bir duaya dönüşen bu arzu gerçekleşti; binlerce insan mukaddes emanetlerle buluşarak aynı heyecanı, aynı muhabbeti ve aynı duayı paylaştı.
Başkan Toptaş’ın gönlünde filizlenen o güzel niyet, yaklaşık 50 bin kişinin kalbine dokunan büyük bir manevi buluşmaya dönüştü.
Bu şehir günlerce yalnızca tarihî eserleri seyretmedi. Kâbe’ye duyduğu hasreti, Peygamber Efendimize (sav) beslediği tarifsiz muhabbeti ve mukaddes beldelere olan özlemini yaşadı.
Seven sevdiğine koştu.
Abdülhamid Han Camii bünyesindeki Diyanet Gençlik Merkezi’ne girenlerin yüzlerinde başka, çıkarken başka bir ifade vardı.
Kimisi ellerini duaya açtı…
Kimisi gözyaşlarını saklayamadı…
Kimisi çocuğunun elini sımsıkı tutarak ona Kâbe örtüsünü, Saç-ı Şerif’i, Sakal-ı Şerif’i ve İslam tarihinden günümüze ulaşan mukaddes hatıraları anlattı.
Belki yıllardır kutsal topraklara gitmenin özlemini taşıyanlar vardı o kalabalığın içinde. Belki Kâbe’yi bir kez daha görmeyi dileyenler… Belki de Medine denildiğinde boğazı düğümlenenler…
Onlar bu defa Maraş’tan Mekke’ye, Maraş’tan Medine’ye gönülden bir yolculuğa çıktı.
Çünkü sevginin mesafesi olmazdı.
Gönül gerçekten yönelmişse bazen bir örtü, bir hatıra ve bir iz, insanı kilometrelerce uzağa götürmeye yeter.
Sergiyi yaklaşık 50 bin kişinin ziyaret etmesi, yalnızca sayısal bir başarı değil. Bu ilgi, Kahramanmaraş’ın mukaddesatına ne kadar bağlı olduğunun da açık bir göstergesi.
Gecenin ilerleyen saatlerine rağmen insanların kuyrukta beklemesi, çocukların ve gençlerin aileleriyle birlikte sergiye koşması çok kıymetliydi.
Depremle büyük acılar yaşayan, çok şey kaybeden bu şehrin insanı; belki de o manevi atmosferde biraz teselli, biraz huzur aradı.
Kâbe örtüsüne bakarken duasını kaybettiklerine gönderdi. Peygamber Efendimize (sav) nispet edilen mukaddes emanetlerin karşısında dururken gönlünü Medine’ye çevirdi.
Kimi dualar dudaklardan döküldü, kimileri ise yalnızca Allah’ın bildiği bir sır olarak kalplerde kaldı.
Serginin en fazla ilgi gören eserlerinden biri de dünyanın el yazması en büyük ikinci Kur’an-ı Kerim’iydi.
Hattat Recai Özsoy’un yıllar süren emeğiyle meydana gelen bu eser; büyüklüğü, hat sanatı ve Maraş işi süslemeleriyle görenleri hayran bıraktı.
Fakat insan o devasa eserin karşısında yalnızca ölçülerini düşünmüyordu.
150 santimetre boyu, 150 kilogram ağırlığı veya hazırlanmasında kullanılan malzemeler elbette önemli. Ama asıl büyüklük, sayfalarında taşıdığı ilahi kelamdaydı.
Bende olmak üzere İnsanlar önünde fotoğraf çektirdi; çocuklar merakla seyretti. Belki de o çocuklardan biri, yıllar sonra o fotoğrafa bakarak Kur’an-ı Kerim’e duyduğu ilk büyük hayranlığı hatırlayacak.
İşte böylesi organizasyonların gerçek kıymeti de burada saklı: Bir eseri yalnızca bugünün insanına göstermek değil, yarının nesillerinin gönlüne de bir tohum bırakabilmek…
Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş’ın, “Kahramanmaraş emanete sahip çıkmış bir şehirdir” sözünün karşılığını vatandaşın yoğun ilgisinde gördük.
Kahramanmaraş gerçekten de kahraman olduğu kadar mukaddesatına bağlı bir şehir. Bu nedenle böylesine özel bir buluşmanın burada gerçekleştirilmesi çok anlamlı.
Başkan Hanifi Toptaş’a, İl Müftüsü Hasan Hüseyin Güller’e, koleksiyoner Erol Güzel’e, organizasyonda görev alan belediye ve müftülük çalışanlarına, güvenliği ve düzeni sağlayan bütün personele ayrı ayrı teşekkür etmek gerek.
Çünkü bu hizmet, yalnızca bir salon hazırlamak ya da eserleri sergilemek değil. İnsanların gönüllerini mukaddes bir hatıranın etrafında buluşturmak da büyük bir hizmet.
Kapılar kapandı, eserler toplandı, kalabalık dağıldı…
Türkiye’mizin dördüncü büyük Camisi Abdülhamithan ‘ın o salonda edilen dualar, dökülen gözyaşları ve çocukların hafızasına kazınan görüntüler bu şehirde kaldı.
Mesele yalnızca mukaddes emanetleri görmek değil. Asıl mesele, onların temsil ettiği ahlakı hayatımıza taşıyabilmek..
Peygamber Efendimizi (sav) sevmek, yalnızca onun hatıraları karşısında duygulanmakla tamamlanmaz. Onun merhametini, adaletini, doğruluğunu, yetime ve yoksula sahip çıkan güzel ahlakını yaşayabilmekle anlam kazanır.
Sergi sona erdi ama gönüllerde uyandırdığı muhabbet sona ermemeli.
Rabb’im bu güzel hizmete vesile olanlardan, emek verenlerden ve ziyaret edenlerden razı olsun. Kâbe’nin hasretini, Medine’nin huzurunu ve Peygamber Efendimizin (sav) sevgisini gönüllerimizden eksik etmesin.
Mübarek beldelere gidemeyenlere gitmeyi, gidenlere yeniden kavuşmayı nasip eylesin…
Bu şehri de o mukaddes emanetlerin hürmetine her türlü afetten, acıdan ve gözyaşından muhafaza buyursun.
Rabb’im böyle güzel niyetleri ve şehrimize değer katan hizmetleri daim eylesin.
Âmin…


