Hacı Ali GÜNEÇIKAN
Köşe Yazarı
Hacı Ali GÜNEÇIKAN
 

Kurumun İtibarını Korumanın Yolu: Şeffaflık

Kahramanmaraş depremden çıkmış bir şehir. Hem de öyle sıradan bir depremden değil… Bir gecede şehir hafızasının, mahallelerin, hastanelerin, yolların, kurumların ve binlerce insanın hayatının değiştiği büyük bir felaketten çıktı. O nedenle Kahramanmaraş’ta yapılan her toplantıya bir başka gözle bakıyorum. İl Koordinasyon kurulu toplantısı da öyle.. Yoğun gündem de ancak sıra geldi. Çünkü bu toplantılar benim nazarımda sadece “kaç bina yapıldı, kaç kilometre yol tamamlandı, şu yatırım yüzde kaç seviyesinde” denilip geçilecek salonlar değil. Bu toplantılar şehrin nabzının tutulduğu yerler.. Eksiklerin konuşulacağı… Kurumların birbirine hesap vereceği… Sorunların saklanmadan masaya yatırılacağı… Ve en önemlisi vatandaşın devlete ulaşan sesinin duyulacağı yerler. Burada önce bir hakkı teslim edelim. Vali Mükerrem Ünlüer’in sabrına gerçekten hayranım. Toplantıları sonuna kadar dinliyor. Kurum müdürlerini dinliyor. Belediye başkanlarını dinliyor. Gazetecilere de daha önce defalarca, “Soracağınız ne varsa sorun” diyerek alan açıyor. Bence bu çok kıymetli. Çünkü kamu yönetiminde hesap verebilirlik, sorudan kaçmakla değil soruya cevap vermekle güçlenir. Ama aynı şeyi bazı kurum müdürleri için söylemek zor. Bir kaçı hariç… Onlar kendilerini biliyorlar. Kürsüye çıkıyorlar, dosyalarına hâkimler. Takır takır anlatıyorlar. Nerede ne yapılıyor biliyorlar. Sorun nedir biliyorlar. Takvim nedir biliyorlar. Önlerindeki yılı, hatta bazen iki yıl sonrasını anlatıyorlar. Bir köşe yazarı olarak onları alkışlıyorum. Ama bazı müdürler de çıkıyor… On saniye: “Efendim, burada bir konumuz yok.” Ve oturuyor. İşte buna itirazım var. Deprem yaşamış Kahramanmaraş’ta gerçekten “konusu olmayan” kaç kamu kurumu olabilir? 14 Temmuz’daki İl Koordinasyon Kurulu toplantısında İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Vehbi Şirikçi’ye bir soru sordum. Daha önce yüzlerce haberini yaptığım bir müdür. Bir kere dahi eleştirmediğim… Onlarca yazıda yaptığı hizmetleri övdüğüm… Çünkü deprem dedim. Toparlanma dönemi dedim. Sağlık teşkilatının yükü ağır dedim. Bu şehrin çocuğu dedim. Belki eksikleri görüp de biraz müsamahalı davranmışız. Bu da benim eksikliğim olsun. Ama gazetecilik sadece övmek değil. Yanlışı gördüğümüzde yazmıyorsak, eksikliği gördüğümüzde sormuyorsak yaptığımız iş gazetecilik olmaz. Toplantıda kamuoyunda konuşulan, haberi yapılan bazı tıbbi malzeme alımlarıyla ilgili iddiaları sordum. Sayın Şirikçi ilk önce cevap veremedi! Tecahülüarif sanatı yaptı. Sonrası… Mevzuatı anlattı. Merkezi alımı anlattı. SUT fiyatlarını anlattı. Acil durumlarda istisnai alımlar olabileceğini söyledi. Resmî bir şikâyet ya da soruşturma bulunmadığını söyledi. Peki günlerdir basına yansıyan iddialar neydi? Aslında orada Sayın Valimize dönüp, “Efendim, konuyu biliyoruz; inceliyoruz, araştırıyoruz, gereğini yapacağız” dese salonun kahramanı olurdu. Kimse de başka bir şey beklemiyordu. Ama bunu diyemedi.. Somut belge gelirse gereğinin yapılacağını belirtti. Buraya kadar problem yok. Soru sorduk, cevap aldık. Zaten olması gereken de bu. Toplantının ardından daha ben “Müdürüm, inşallah yanlış anlaşılmadık” demeye fırsat bulamadan bana dönüp: “Hacı Ali Bey, burası yatırım yeriydi.” dedi. Yani? Sorulan konu yatırım değil miydi? Hastaneye alınan tıbbi malzeme yatırımın, kamu harcamasının, sağlık hizmetinin dışında mı? Vatandaşın parasının harcandığı bir alımın koordinasyonla hiçbir ilgisi yok mu? Sağlık yatırımı yalnızca betonarme bina mıdır? Cihaz yatırım değil mi? Malzeme yatırım değil mi? Hizmet kapasitesi yatırımın bir parçası değil mi? Kamu kaynağının nasıl kullanıldığı bu toplantıların konusu değilse nerede konuşacağız? Ve daha önemlisi… Yüzlerce defa övüldüğünüz zaman sorun yok da bir defa soru sorulunca bütün o geçmiş yok mu sayılıyor? Kamu yöneticisi alkışa da açık olacak, soruya da. Sonra Dulkadiroğlu Belediye Başkanı Mehmet Akpınar’ın yüzüncü mahalle toplantısına gittik. “Yüz Yüze, 100. Mahallede…” Güzelyurt Mahallesi. Bir vatandaş çıktı ve mahalleye sağlık ocağı istedi. Başkan Akpınar hemen oracıkta İl Sağlık Müdürü Vehbi Şirikçi’yi aradı. Bence doğru olan da buydu. Vatandaş sorunu söylüyor, belediye başkanı muhatabına anında ulaşıyor. Telefon bir süre sustu. Sonra “Araştırıp döneceğim” denildi. Toplantı bitene kadar dönüş olmadı. Sonrasını bilmiyorum. Belki dönüldü. Belki konu araştırıldı. Belki bugün bir çalışma yürütülüyordur. Bunu bilmiyorsam hüküm de vermem. Ama benim dikkatimi çeken başka bir şey oldu. Deprem sonrası yeni yerleşimlerin oluştuğu, örnek olacak küme evlerin bulunduğu bir mahallenin sağlık ihtiyacını kurum yöneticilerinin ne kadar yakından takip ettiği sorusu ortada kaldı. Müdür dediğin sadece makamındaki dosyayı değil sahayı da bilecek. Hangi mahallede nüfus artıyor? Nerede aile sağlığı merkezi gerekiyor? Hangi bölgede sağlık hizmetine erişim zor? Nerede yeni konut alanı oluştu? Bunlar bir sağlık müdürünün masasındaki en canlı haritalar olmalı. Tam bu tartışmaların üzerinden zaman geçmişken bu defa Bugün Gazetesi Muhabiri Atilla Şakacı’nın haberi gündeme geldi. Habere göre Necip Fazıl Şehir Hastanesi Yörükselim Ek Hizmet Binası’nda, acil servis polikliniklerinden birinde botoks uygulaması yapıldığı iddiası resmî yazışmalara yansımış. Kamera görüntülerinin talep edildiğini gösteren belge de haberle birlikte yayımlandı. Burada özellikle altını çiziyorum: İddianın muhatapları hakkında nihai hüküm verecek yer basın değil, yetkili idari ve adli merciler. Ancak ortada resmî yazışmaya yansımış bir inceleme varsa, gazetecinin görevi bunu sormak.. Vatandaşın da öğrenme hakkı var. Acil servis polikliniği gerçekten amacı dışında kullanıldı mı? Hastalar bekletildi mi? İşlem hangi şartlarda yapıldı? Ücret alındı mı? Kamu malzemesi kullanıldı mı? Kim izin verdi? İdari incelemenin sonucu ne oldu? Bütün bunlar cevaplanmalı. Cevaplandığı zaman da biz aynı açıklıkla yayınlarız. Kamu kurumunu korumanın yolu soruyu susturmak değil. Kurumun itibarını korumanın yolu, şeffaflık. Ben meselenin en önemli tarafını burada görüyorum. Vali Mükerrem Ünlüer gazeteciye: “İstediğinizi sorun.” diyorsa… Bir kurum müdürünün sorudan rahatsız olması doğru değil. Valinin açtığı şeffaflık kapısını kurum müdürleri kapatmamalı. Çünkü soru yöneticinin düşmanı değil! Tam tersine iyi yönetici için soru fırsat. Doğru yaptıysa anlatır. Yanlış anlaşılma varsa düzeltir. Eksik varsa giderir. Hata varsa gereğini yapar. Ama “Burası bunun yeri değil” anlayışı kamuyu korumaz. Sadece tartışmayı başka yerlere taşır. Ben buradan yalnızca Sağlık Müdürlüğüne değil bütün kurum müdürlerine sesleniyorum. İl Koordinasyon Kurulu toplantılarına gelirken kurumunuzun tabelasını değil sorumluluğunu getirin. Şehrin önüne çıkıyorsunuz. Valinin karşısındasınız. Basının karşısındasınız. Vatandaş adına oradayız. “Bir konumuz yok” deyip oturmayın. Kahramanmaraş’ın konusu çok. Deprem sonrası eğitim konusu var. Sağlık var. Su var. Tarım var. Denetim var. Ulaşım var. Kırsal mahalle var. Yeni yerleşim alanları var. Sanayi var. Gençlik var. Sosyal hizmet var. Çevre var. Enerji var. İstihdam var. Bir kurumun bunların hiçbiriyle ilgili söyleyecek sözü yoksa asıl mesele orada. Toplantı yarım saatte bitmesin. Gerekirse iki saat sürsün. Her müdür çıksın: “Şunu yaptık.” “Şurada eksiğimiz var.” “Şu kurumdan şunu bekliyoruz.” “Şu proje şu nedenle gecikti.” “Şu mahallede şu ihtiyacı tespit ettik.” desin. İşte koordinasyon budur. Yoksa salona gelip yoklama verip on saniyede oturmanın adı koordinasyon değil. Bu yazıda sadece müdürleri eleştirecek değilim. Biraz da kendi payımıza düşeni söyleyelim. Biz gazeteciler de zaman zaman yanlış yapıyoruz. Başarılı gördüğümüz bir yöneticiyi sürekli övüyoruz. Olumsuzlukları görüyoruz ama: “Şimdi zamanı değil.” “Depremden çıktık.” “Adamlar çalışıyor.” diyerek yazmıyoruz. Belki iyi niyet. Ama sonuçta yanlış. Çünkü yöneticiyi gerçek anlamda seven gazeteci, sadece alkışlayan gazeteci değildir. Eksik gördüğünde söyleyendir. İyi yaptığı zaman yine överiz. Yanlış yaptığı zaman yine yazarız. Kişilere göre değil, olaya göre kalem oynatacağız. Benim eksikliğim buysa bunu da açıkça kabul ediyorum. Sayın Vehbi Şirikçi’ye kişisel bir husumetimiz yok. Dün yoktu, bugün de yok. Yaptığı doğru hizmetleri yine yazarız. Sağlıkta güzel bir yatırım yapılırsa yine alkışlarız. Ama soru sorulduğunda da cevap bekleriz. Çünkü makamlar övgü dinleme makamı değil. Makam aynı zamanda hesabını verme makamıdır. Bu şehrin insanı 6 Şubat’ta çok ağır bedel ödedi. Artık kamu kurumlarımızın daha hassas, daha hazırlıklı, daha şeffaf ve daha sahaya hâkim olması gerekiyor. Ve unutmayalım: Gazetecinin bir sorusu yüzlerce övgüyü silmez. Ama bir yöneticinin soruya tahammülsüzlüğü, yüzlerce güzel hizmetin önüne geçebilir. İl Koordinasyon Kurulu’nda da istediğimiz budur. Daha çok anlatım. Daha çok soru. Daha çok cevap. Daha çok koordinasyon. Ve daha az: “Efendim, bizim burada bir konumuz yok…” Çünkü bu şehirde herkesin bir konusu var. Hele depremden sonra… Herkesin anlatacak çok şeyi, yapacak daha çok işi var. Pazar yazısı olsun. Vesselam. Not: Bu yazı, yaklaşık bir buçuk ay önce gerçekleştirilen İl Koordinasyon Kurulu toplantısında yaşananlar üzerine kaleme alınmalıydı. Yoğun gündem arasında gecikti; ancak aradan geçen süre, o gün sorulan soruların ve bugün hâlâ tartışılan meselelerin önemini azaltmadı. Hatta yaşanan yeni gelişmeler, bu yazıyı daha da gerekli hâle getirdi.
Ekleme Tarihi: 05 Eylül 2026 -Cumartesi
Hacı Ali GÜNEÇIKAN

Kurumun İtibarını Korumanın Yolu: Şeffaflık

Kahramanmaraş depremden çıkmış bir şehir.

Hem de öyle sıradan bir depremden değil…

Bir gecede şehir hafızasının, mahallelerin, hastanelerin, yolların, kurumların ve binlerce insanın hayatının değiştiği büyük bir felaketten çıktı.

O nedenle Kahramanmaraş’ta yapılan her toplantıya bir başka gözle bakıyorum. İl Koordinasyon kurulu toplantısı da öyle.. Yoğun gündem de ancak sıra geldi.

Çünkü bu toplantılar benim nazarımda sadece “kaç bina yapıldı, kaç kilometre yol tamamlandı, şu yatırım yüzde kaç seviyesinde” denilip geçilecek salonlar değil.

Bu toplantılar şehrin nabzının tutulduğu yerler..

Eksiklerin konuşulacağı…

Kurumların birbirine hesap vereceği…

Sorunların saklanmadan masaya yatırılacağı…

Ve en önemlisi vatandaşın devlete ulaşan sesinin duyulacağı yerler.

Burada önce bir hakkı teslim edelim.

Vali Mükerrem Ünlüer’in sabrına gerçekten hayranım.

Toplantıları sonuna kadar dinliyor.

Kurum müdürlerini dinliyor.

Belediye başkanlarını dinliyor.

Gazetecilere de daha önce defalarca, “Soracağınız ne varsa sorun” diyerek alan açıyor.

Bence bu çok kıymetli.

Çünkü kamu yönetiminde hesap verebilirlik, sorudan kaçmakla değil soruya cevap vermekle güçlenir.

Ama aynı şeyi bazı kurum müdürleri için söylemek zor.

Bir kaçı hariç…

Onlar kendilerini biliyorlar.

Kürsüye çıkıyorlar, dosyalarına hâkimler.

Takır takır anlatıyorlar.

Nerede ne yapılıyor biliyorlar.

Sorun nedir biliyorlar.

Takvim nedir biliyorlar.

Önlerindeki yılı, hatta bazen iki yıl sonrasını anlatıyorlar.

Bir köşe yazarı olarak onları alkışlıyorum.

Ama bazı müdürler de çıkıyor…

On saniye:

Efendim, burada bir konumuz yok.”

Ve oturuyor.

İşte buna itirazım var.

Deprem yaşamış Kahramanmaraş’ta gerçekten “konusu olmayan” kaç kamu kurumu olabilir?

14 Temmuz’daki İl Koordinasyon Kurulu toplantısında İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Vehbi Şirikçi’ye bir soru sordum.

Daha önce yüzlerce haberini yaptığım bir müdür.

Bir kere dahi eleştirmediğim…

Onlarca yazıda yaptığı hizmetleri övdüğüm…

Çünkü deprem dedim.

Toparlanma dönemi dedim.

Sağlık teşkilatının yükü ağır dedim.

Bu şehrin çocuğu dedim.

Belki eksikleri görüp de biraz müsamahalı davranmışız.

Bu da benim eksikliğim olsun.

Ama gazetecilik sadece övmek değil.

Yanlışı gördüğümüzde yazmıyorsak, eksikliği gördüğümüzde sormuyorsak yaptığımız iş gazetecilik olmaz.

Toplantıda kamuoyunda konuşulan, haberi yapılan bazı tıbbi malzeme alımlarıyla ilgili iddiaları sordum.

Sayın Şirikçi ilk önce cevap veremedi!

Tecahülüarif sanatı yaptı. Sonrası…

Mevzuatı anlattı.

Merkezi alımı anlattı.

SUT fiyatlarını anlattı.

Acil durumlarda istisnai alımlar olabileceğini söyledi.

Resmî bir şikâyet ya da soruşturma bulunmadığını söyledi.

Peki günlerdir basına yansıyan iddialar neydi? Aslında orada Sayın Valimize dönüp, “Efendim, konuyu biliyoruz; inceliyoruz, araştırıyoruz, gereğini yapacağız” dese salonun kahramanı olurdu. Kimse de başka bir şey beklemiyordu. Ama bunu diyemedi..

Somut belge gelirse gereğinin yapılacağını belirtti.

Buraya kadar problem yok.

Soru sorduk, cevap aldık.

Zaten olması gereken de bu.

Toplantının ardından daha ben “Müdürüm, inşallah yanlış anlaşılmadık” demeye fırsat bulamadan bana dönüp:

“Hacı Ali Bey, burası yatırım yeriydi.”

dedi.

Yani?

Sorulan konu yatırım değil miydi?

Hastaneye alınan tıbbi malzeme yatırımın, kamu harcamasının, sağlık hizmetinin dışında mı?

Vatandaşın parasının harcandığı bir alımın koordinasyonla hiçbir ilgisi yok mu?

Sağlık yatırımı yalnızca betonarme bina mıdır?

Cihaz yatırım değil mi?

Malzeme yatırım değil mi?

Hizmet kapasitesi yatırımın bir parçası değil mi?

Kamu kaynağının nasıl kullanıldığı bu toplantıların konusu değilse nerede konuşacağız?

Ve daha önemlisi…

Yüzlerce defa övüldüğünüz zaman sorun yok da bir defa soru sorulunca bütün o geçmiş yok mu sayılıyor?

Kamu yöneticisi alkışa da açık olacak, soruya da.

Sonra Dulkadiroğlu Belediye Başkanı Mehmet Akpınar’ın yüzüncü mahalle toplantısına gittik.

“Yüz Yüze, 100. Mahallede…”

Güzelyurt Mahallesi.

Bir vatandaş çıktı ve mahalleye sağlık ocağı istedi.

Başkan Akpınar hemen oracıkta İl Sağlık Müdürü Vehbi Şirikçi’yi aradı.

Bence doğru olan da buydu.

Vatandaş sorunu söylüyor, belediye başkanı muhatabına anında ulaşıyor.

Telefon bir süre sustu.

Sonra “Araştırıp döneceğim” denildi.

Toplantı bitene kadar dönüş olmadı.

Sonrasını bilmiyorum.

Belki dönüldü.

Belki konu araştırıldı.

Belki bugün bir çalışma yürütülüyordur.

Bunu bilmiyorsam hüküm de vermem.

Ama benim dikkatimi çeken başka bir şey oldu.

Deprem sonrası yeni yerleşimlerin oluştuğu, örnek olacak küme evlerin bulunduğu bir mahallenin sağlık ihtiyacını kurum yöneticilerinin ne kadar yakından takip ettiği sorusu ortada kaldı.

Müdür dediğin sadece makamındaki dosyayı değil sahayı da bilecek.

Hangi mahallede nüfus artıyor?

Nerede aile sağlığı merkezi gerekiyor?

Hangi bölgede sağlık hizmetine erişim zor?

Nerede yeni konut alanı oluştu?

Bunlar bir sağlık müdürünün masasındaki en canlı haritalar olmalı.

Tam bu tartışmaların üzerinden zaman geçmişken bu defa Bugün Gazetesi Muhabiri Atilla Şakacı’nın haberi gündeme geldi.

Habere göre Necip Fazıl Şehir Hastanesi Yörükselim Ek Hizmet Binası’nda, acil servis polikliniklerinden birinde botoks uygulaması yapıldığı iddiası resmî yazışmalara yansımış.

Kamera görüntülerinin talep edildiğini gösteren belge de haberle birlikte yayımlandı.

Burada özellikle altını çiziyorum:

İddianın muhatapları hakkında nihai hüküm verecek yer basın değil, yetkili idari ve adli merciler.

Ancak ortada resmî yazışmaya yansımış bir inceleme varsa, gazetecinin görevi bunu sormak..

Vatandaşın da öğrenme hakkı var.

Acil servis polikliniği gerçekten amacı dışında kullanıldı mı?

Hastalar bekletildi mi?

İşlem hangi şartlarda yapıldı?

Ücret alındı mı?

Kamu malzemesi kullanıldı mı?

Kim izin verdi?

İdari incelemenin sonucu ne oldu?

Bütün bunlar cevaplanmalı.

Cevaplandığı zaman da biz aynı açıklıkla yayınlarız.

Kamu kurumunu korumanın yolu soruyu susturmak değil.

Kurumun itibarını korumanın yolu, şeffaflık.

Ben meselenin en önemli tarafını burada görüyorum.

Vali Mükerrem Ünlüer gazeteciye:

“İstediğinizi sorun.”

diyorsa…

Bir kurum müdürünün sorudan rahatsız olması doğru değil.

Valinin açtığı şeffaflık kapısını kurum müdürleri kapatmamalı.

Çünkü soru yöneticinin düşmanı değil!

Tam tersine iyi yönetici için soru fırsat.

Doğru yaptıysa anlatır.

Yanlış anlaşılma varsa düzeltir.

Eksik varsa giderir.

Hata varsa gereğini yapar.

Ama “Burası bunun yeri değil” anlayışı kamuyu korumaz.

Sadece tartışmayı başka yerlere taşır.

Ben buradan yalnızca Sağlık Müdürlüğüne değil bütün kurum müdürlerine sesleniyorum.

İl Koordinasyon Kurulu toplantılarına gelirken kurumunuzun tabelasını değil sorumluluğunu getirin.

Şehrin önüne çıkıyorsunuz.

Valinin karşısındasınız.

Basının karşısındasınız.

Vatandaş adına oradayız.

“Bir konumuz yok” deyip oturmayın.

Kahramanmaraş’ın konusu çok.

Deprem sonrası eğitim konusu var.

Sağlık var.

Su var.

Tarım var.

Denetim var.

Ulaşım var.

Kırsal mahalle var.

Yeni yerleşim alanları var.

Sanayi var.

Gençlik var.

Sosyal hizmet var.

Çevre var.

Enerji var.

İstihdam var.

Bir kurumun bunların hiçbiriyle ilgili söyleyecek sözü yoksa asıl mesele orada.

Toplantı yarım saatte bitmesin.

Gerekirse iki saat sürsün.

Her müdür çıksın:

“Şunu yaptık.”

“Şurada eksiğimiz var.”

“Şu kurumdan şunu bekliyoruz.”

“Şu proje şu nedenle gecikti.”

“Şu mahallede şu ihtiyacı tespit ettik.”

desin.

İşte koordinasyon budur.

Yoksa salona gelip yoklama verip on saniyede oturmanın adı koordinasyon değil.

Bu yazıda sadece müdürleri eleştirecek değilim.

Biraz da kendi payımıza düşeni söyleyelim.

Biz gazeteciler de zaman zaman yanlış yapıyoruz.

Başarılı gördüğümüz bir yöneticiyi sürekli övüyoruz.

Olumsuzlukları görüyoruz ama:

“Şimdi zamanı değil.”

“Depremden çıktık.”

“Adamlar çalışıyor.”

diyerek yazmıyoruz.

Belki iyi niyet.

Ama sonuçta yanlış.

Çünkü yöneticiyi gerçek anlamda seven gazeteci, sadece alkışlayan gazeteci değildir.

Eksik gördüğünde söyleyendir.

İyi yaptığı zaman yine överiz.

Yanlış yaptığı zaman yine yazarız.

Kişilere göre değil, olaya göre kalem oynatacağız.

Benim eksikliğim buysa bunu da açıkça kabul ediyorum.

Sayın Vehbi Şirikçi’ye kişisel bir husumetimiz yok.

Dün yoktu, bugün de yok.

Yaptığı doğru hizmetleri yine yazarız.

Sağlıkta güzel bir yatırım yapılırsa yine alkışlarız.

Ama soru sorulduğunda da cevap bekleriz.

Çünkü makamlar övgü dinleme makamı değil.

Makam aynı zamanda hesabını verme makamıdır.

Bu şehrin insanı 6 Şubat’ta çok ağır bedel ödedi.

Artık kamu kurumlarımızın daha hassas, daha hazırlıklı, daha şeffaf ve daha sahaya hâkim olması gerekiyor.

Ve unutmayalım:

Gazetecinin bir sorusu yüzlerce övgüyü silmez. Ama bir yöneticinin soruya tahammülsüzlüğü, yüzlerce güzel hizmetin önüne geçebilir.

İl Koordinasyon Kurulu’nda da istediğimiz budur.

Daha çok anlatım.

Daha çok soru.

Daha çok cevap.

Daha çok koordinasyon.

Ve daha az:

“Efendim, bizim burada bir konumuz yok…”

Çünkü bu şehirde herkesin bir konusu var.

Hele depremden sonra…

Herkesin anlatacak çok şeyi, yapacak daha çok işi var.

Pazar yazısı olsun. Vesselam.


Not: Bu yazı, yaklaşık bir buçuk ay önce gerçekleştirilen İl Koordinasyon Kurulu toplantısında yaşananlar üzerine kaleme alınmalıydı. Yoğun gündem arasında gecikti; ancak aradan geçen süre, o gün sorulan soruların ve bugün hâlâ tartışılan meselelerin önemini azaltmadı. Hatta yaşanan yeni gelişmeler, bu yazıyı daha da gerekli hâle getirdi.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve marasgunebakis.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.