Bir koltuğu eleştirmek kolay, o koltuğun yükünü görmek zor…
Bir şehirde su kesiliyorsa vatandaşın şikâyet etmeye hakkı var..
İkinci kata su çıkmıyorsa muhtarın ses yükseltmesi de anlaşılır..
Randevu talebine zamanında karşılık verilmemişse bunun eleştirilmesi de son derece doğal..
Çünkü hizmet makamında oturanlar, vatandaşın derdini dinlemek ve çözüm üretmekle sorumlu.
Buraya kadar hiçbir itirazım yok…
Fakat eleştiri başka şeydir, bir insanın emeğini yok sayarak “Koltuğu işgal ediyor” demek başka…
Hele söz konusu şehir 6 Şubat depremlerinde yalnızca binalarını değil; içme suyu, kanalizasyon ve yağmur suyu hatlarını da büyük ölçüde kaybetmiş Kahramanmaraş ise hüküm verirken iki defa düşünmek gerekir.
Çünkü yerin üstünde gördüğümüz bir arıza, bazen yerin altında kilometrelerce uzanan zincirin yalnızca son halkası.
Anladığım kadarıyla tartışmanın başlangıcı, bir görüşme talebine zamanında karşılık alınamaması…
İlk gelişte görüşülmüş, sonraki ziyarette program yoğunluğu nedeniyle görüşme gerçekleşmemiş. Ardından mesele kişisel bir kırgınlığa, oradan da ağır suçlamalara dönüşmüş.
Elbette bir genel müdür; muhtarla, vatandaşla, gazeteciyle ve toplumun bütün kesimleriyle görüşmeli. Makam kapıları mümkün olduğunca açık tutulmalı. Çünkü insanlar bazen çözümden önce dinlenmek ister.
Ancak şu soruyu da sormamız gerekir:
Sabahın erken saatlerinde mesaisine başlayan, gün içerisinde onlarca teknik toplantıya katılan, şehrin farklı noktalarındaki çalışmaları takip eden ve binlerce kilometrelik altyapı dönüşümünü yöneten bir genel müdür, bir gün müsait olamadı diye “Şehri bilmiyor, görevini yapamıyor, koltuğu işgal ediyor” denilebilir mi?
Bir randevunun gerçekleşmemesi eleştirilebilir…
Fakat tek bir randevudan hareketle bir yöneticinin bütün emeğini silmek adalet değildir.
Bugün Kahramanmaraş’ta gerçekleştirilen çalışma, birkaç sokağın borusunu değiştirip üzerini kapatmaktan ibaret değil.
Kentin 11 ilçesinde içme suyu, kanalizasyon ve yağmur suyu hatlarını kapsayan binlerce kilometrelik bir yeniden inşa süreci yürütülüyor. Büyükşehir Belediyesinin resmî açıklamalarına göre 136 noktada başlayan çalışmalar daha sonra 170’in üzerinde noktaya ulaşmış; toplam 2 bin 350 kilometrelik hat, yeni arıtma tesisleri ve onlarca su deposu yatırım programına alınmış. Altyapı için açıklanan toplam kaynak ise 20 milyar liranın üzerinde.
Rakamlar tek başına her sorunun çözüldüğü anlamına gelmez…
Ancak ortada hiçbir çalışma yokmuş gibi konuşulamayacağını da gösterir.
Depremde ağır hasar alan bir şehirde altyapıyı yeniden kurmak, boş bir araziye boru döşemeye benzemez.
Bir tarafta yeni konutlar yükseliyor…
Bir tarafta yıkımların izi silinmeye devam ediyor…
Bir tarafta elektrik, doğal gaz ve haberleşme hatları taşınıyor…
Bir tarafta müteahhit firmaların yarım kalan işleri tamamlanmayı bekliyor…
Diğer tarafta mevcut şebekenin günlük su ihtiyacını kesintisiz karşılamak gerekiyor.
Yani KASKİ bir yandan ameliyat yaparken diğer yandan hastayı hayatta tutmaya çalışıyor.
Bu yükün kolay olduğunu söylemek, sahadaki gerçeği görmemektir.
Bir mahallede altyapı çalışmasının henüz başlamamış olması, o mahallenin unutulduğu anlamına gelmez.
Bazı bölgelerde yıkım çalışmalarının tamamlanmasıyla. yeni yapılaşma planının kesinleşmesi veya yüklenici firmanın devam eden imalatlarını bitirmesi beklenebilir. Aksi hâlde bugün döşenen hat, yarın başka bir çalışma nedeniyle yeniden sökülebilir.
Bu da hem kamu kaynağının israfı hem vatandaşın ikinci kez mağdur edilmesi demek.
Nitekim Sakarya’nın da aralarında bulunduğu dokuz mahalleyi kapsayan 600 milyon liralık projede 49 kilometre içme suyu, 34 kilometre kanalizasyon ve 4 kilometre yağmur suyu hattı planlandığı resmî olarak açıklanmıştı. Dolayısıyla “Bu mahalle bilinmiyor, görülmüyor” demeden önce projenin hangi aşamada olduğu, sahaya girişin hangi kuruma veya imalata bağlı bulunduğu araştırılmalı.
Bir köşe yazarı olarak kanaatim net:
Eleştirinin gücü, sesinin yüksekliğinden değil; bilgisinin doğruluğundan gelir.
KASKİ Genel Müdürü Necati Çalık’ın eksikleri yok mudur?
Elbette vardır…
Hiçbir yönetici kusursuz değildir.
Vatandaşla iletişim daha güçlü kurulabilir…
Muhtarların taleplerine daha hızlı dönüş yapılabilir…
Çalışmaların hangi mahallede, hangi aşamada olduğu daha açık anlatılabilir…
Su basıncı sorunu yaşayan bölgelere ilişkin kamuoyu daha düzenli bilgilendirilebilir…
Bunların tamamı söylenebilir ve söylenmelidir.
Fakat sabahın erken saatlerinden itibaren görev başında olan, sahadaki ekipleri koordine eden, deprem sonrası Türkiye’nin en büyük altyapı şantiyelerinden birinin sorumluluğunu taşıyan bir bürokrata yalnızca kapısında görüşme gerçekleşmedi diye “Koltuğu işgal ediyor” demek insaf ölçüsünü aşar.
Nitekim şehrimizin usta gazetecilerinden bir meslek büyüğümüz sayın Mehmet Fiskeci ile Neşe hanımın Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı değerlendirme de dikkat çekici. Usta gazeteci, en fazla eleştiriyi KASKİ ve Genel Müdür Necati Çalık’ın aldığını ancak su ve kanalizasyon alanında Çalık’ın Türkiye’de sayılı uzmanlar (beş kişiden biri) arasında gösterildiğini, bütün zorluklara rağmen başarılı bir performans ortaya koyduğunu ifade ediyordu.
Üstelik Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel’in sahadaki incelemelerinde Necati Çalık’ın teknik çalışmaların içinde bulunduğunu, projelerin başında yer aldığını ve süreci ekiplerle takip ettiğini görüyoruz. Bu tablo, tartışmasız başarı belgesi değildir; fakat “Sahayı bilmiyor, hiçbir şey yapmıyor” hükmüyle de örtüşmez.
Bir taraftan “Başkan Fırat Görgel bu ağır yükü omuzladı” deyip diğer taraftan onun altyapı seferberliğini yürüten ekibin başındaki ismi kamuoyu önünde değersizleştirmek ciddi bir çelişki..
Başarı varsa yalnızca başkana…
Aksaklık varsa yalnızca bürokrata…
Böyle bir yönetim okuması doğru değil.
Belediyecilik bir ekip işi..
Başkan irade ortaya koyar…
Genel müdür projeyi yönetir…
Daire başkanı sahayı koordine eder…
Mühendis hesap yapar…
İşçi çamurun, suyun ve tozun içerisinde hattı döşer…
Dolayısıyla başarı da eksiklik de bu zincirin bütünü içerisinde değerlendirilmeli.
Necati Çalık’ı yıpratmanın Fırat Görgel’e güç kazandıracağını düşünmek de yanlış. Aksine, elde somut bilgi olmadan yapılan ağır ithamlar, doğrudan Büyükşehir Belediyesinin yürüttüğü altyapı hamlesini tartışmalı hâle getirir.
Muhtar, mahallesinin sesidir.
Vatandaş gece yarısı suyunu da ona sorar, bozuk yolunu da ona anlatır, kanalizasyon sorununda da onu arar.
Bu yüzden muhtarların taşıdığı yükü küçümseyemeyiz.
Vatandaş karşısında zor durumda kalan bir muhtarın serzenişini anlamak gerekir.
Ancak temsil makamında bulunan insanların kullandığı dil de sıradan olamaz.
“Bu sorunun çözülmesini istiyoruz” demek başka…
“Yönetim anlayışını yetersiz buluyoruz” demek başka…
“Koltuğu işgal ediyor” demek bambaşka…
İlk ikisi eleştiri,
Sonuncusu ise kişinin emeğini, niyetini ve kamu görevi üzerindeki meşruiyetini hedef alır.
O nedenle hepimizin; gazetecinin de, muhtarın da, bürokratın da, siyasetçinin de kelimelerini tartarak kullanması gerek.
Bu yazı, “KASKİ ne yaparsa doğrudur” demek için kaleme alınmadı.
İkinci kata su çıkmıyorsa orada gerçek bir problem var.
Vatandaş günlerce cevap alamıyorsa iletişimde aksaklık var.
Kazılan yollar zamanında kapatılmıyorsa bunun hesabı sorulmalı..
Programlar gecikiyorsa nedenleri açıkça anlatılmalı.
Yani savunmak, kusurları örtmek değildir.
Adalet; çalışanı takdir ederken mağduru susturmamak, mağduru dinlerken de çalışanı linç ettirmemektir.
KASKİ’nin de bu eleştirilerden çıkaracağı ders olmalı. Muhtarlarla düzenli koordinasyon toplantıları yapılmalı, mahalle bazlı çalışma takvimleri paylaşılmalı, randevu ve geri dönüş sistemi daha sağlıklı işletilmeli.
Vatandaş “Benim sokağıma ne zaman girilecek?” diye sorduğunda, karşısında belirsizlik değil açık bir takvim bulmalı.
Bugün Kahramanmaraş’ın ihtiyacı yeni cepheler açmak değil.
Ortak akıl.
İş birliği.
Sabır..
Doğru bilgi.
Muhtar sahadaki sorunu taşımalı…
Genel müdür teknik gerçeği anlatmalı…
Başkan kurumlar arasındaki koordinasyonu sağlamalı…
Gazeteci ise bütün tarafları dinleyerek hakkı teslim etmeli..
Necati Çalık eleştirilemez değildir.
Fakat eleştiri, emeği inkâr noktasına ulaşmamalı.
Çünkü bu şehirde yerin altında devam eden büyük mücadeleyi yalnızca musluktan akan suyla ölçersek, binlerce insanın gecesini gündüzüne katarak verdiği emeği göremeyiz.
Bir gün su kesilir, vatandaş haklı olarak öfkelenir…
Bir gün yol kazılır, esnaf mağdur olur…
Bir gün çalışma gecikir, muhtar tepki gösterir…
Bunların hepsi anlaşılabilir.
Fakat bir şehrin altyapısını deprem enkazının altından çıkarıp yeniden kurmak; alkışla başlayıp bir sabah tamamlanacak kadar kolay değil.
Sözün özü:
Randevu verilmediyse eleştirelim…
Su çıkmıyorsa çözüm isteyelim…
Program gecikmişse hesabını soralım…
Ama çalışanı “koltuk işgalcisi” ilan etmeden önce o koltuğun taşıdığı yükü, sahadaki mücadeleyi ve yapılan işleri de görelim.
Çünkü adalet, yalnızca konuşana hak vermek değil.
Konuşulmayan emeğin de hakkını teslim etmektir.
Gece saat:03.03
