Ülkemizin en dindar şehirleri arasında gösterilen Kahramanmaraş’ta, Konya’da, Rize’de, Trabzon’da, Malatya’da, Kayseri’de, Adıyaman’da ve daha nice ilimizde dindarlık bugün ne âlemde?
İslam, insanların hayatında ne kadar yer tutuyor? Gençlerimiz nereye gidiyor, dine ve manevi değerlere nasıl bakıyor? Tesettür, haya, namus, aile, evlilik ve sadakat gibi kavramlar hâlâ ciddiye alınıyor mu?
Konser alanları tıklım tıklım dolarken camilerimiz, sohbet halkalarımız ve konferans salonlarımız ne durumda? Elbette mesele insanların eğlenmesi değildir. Asıl mesele, hayatın yalnızca eğlenceye indirgenmesi ve ruhumuzu besleyen değerlerin giderek unutulmasıdır.
Bugün eleştirdiğimiz gençler başka bir dünyadan gelmedi. Onlar bizim evlerimizde büyüdüler, okullarımızda eğitim gördüler, mahallelerimizde yetiştiler. Şimdi bazıları âdeta, “Biz buyuz; dininiz, düşünceniz ve yaşantınız size kalsın” diyor.
Peki, onları bu noktaya getiren süreçte bizim hiç mi payımız yok?
Dini yalnızca yasaklardan ibaret gösterip merhametini, adaletini ve güzel ahlakını anlatamadıysak; söylediklerimizle yaptıklarımız birbirini tutmadıysa gençlerin uzaklaşmasında bizim de sorumluluğumuz vardır.
Dindarlığın Ölçüsü Güzel Ahlaktır
İnsanların yalnızca kıyafetlerine bakarak imanları hakkında hüküm vermek doğru değildir. Ancak toplumdaki haya, ölçü ve mahremiyet anlayışının aşındığını da görmezden gelemeyiz.
Bu meseleyi sadece kadınlar ve genç kızlar üzerinden değerlendirmek haksızlık olur. Haya, namus ve sadakat hem kadının hem de erkeğin sorumluluğudur.
Dindarlık yalnızca görünüş değildir. Dindarlık; kul hakkı yememek, yalan söylememek, işçinin ücretini geciktirmemek, emanete ihanet etmemek, ölçü ve tartıda hile yapmamak, devlet malına el uzatmamak ve eline fırsat geçtiğinde haksız kazanç peşinde koşmamaktır.
Ezanlarımız okunuyor, camilerimizin kapıları açık. Fakat ne yazık ki ezan sesiyle harekete geçen, bir ayet veya hadis duyduğunda kalbi titreyen insanların sayısı giderek azalıyor.
Haberler uyuşturucu, şiddet, dolandırıcılık, taciz, aldatma ve hırsızlık olaylarıyla dolu. Ustaya iş, esnafa para, bir başkasına emanet verirken rahat edemiyoruz. Haram, helal, doğruluk, dürüstlük, mertlik, sevgi, saygı ve zarafet gibi değerler hayatımızdan sessizce çekiliyor.
Önce Kendimize Bakalım
İnsan sormadan edemiyor:
Biz kendi ayağımıza mı sıktık, yoksa bizi kimliksiz ve köksüz hâle getirmek isteyenler çok mu başarılı oldu? Geçmişinden utanan ve başkalarına benzediği ölçüde kendisini modern sayan bir topluma mı dönüşüyoruz?
Hiçbir şey yapamıyorsak bile bu meseleleri dert edinmeliyiz. Ancak gençleri dışlayarak ve sürekli eleştirerek bir yere varamayız. Onları dinlemeli, anlamaya çalışmalı ve iyiliğe davet etmeliyiz. Dini yalnızca korkutarak değil; sevdirerek, yaşayarak ve güzel örnek olarak anlatmalıyız.
En önemlisi de şikâyet ettiğimiz sele kendimiz kapılmamalıyız.
Çünkü gençler nasihatimizden önce hayatımıza bakıyor. Toplumu düzeltmek istiyorsak işe başkalarından değil, önce kendimizden başlamalıyız.
Ayakta durmalı, örnek olmalı ve inandığımız değerleri hayatımızla göstermeliyiz. Zira bu gidişatı değiştirecek olan yüksek sesle şikâyet etmek değil; dürüst, ahlaklı ve güvenilir insanların yeniden çoğalmasıdır.
Bize Ne Oldu?
Ülkemizin en dindar şehirleri arasında gösterilen Kahramanmaraş’ta, Konya’da, Rize’de, Trabzon’da, Malatya’da, Kayseri’de, Adıyaman’da ve daha nice ilimizde dindarlık bugün ne âlemde?
İslam, insanların hayatında ne kadar yer tutuyor? Gençlerimiz nereye gidiyor, dine ve manevi değerlere nasıl bakıyor? Tesettür, haya, namus, aile, evlilik ve sadakat gibi kavramlar hâlâ ciddiye alınıyor mu?
Konser alanları tıklım tıklım dolarken camilerimiz, sohbet halkalarımız ve konferans salonlarımız ne durumda? Elbette mesele insanların eğlenmesi değildir. Asıl mesele, hayatın yalnızca eğlenceye indirgenmesi ve ruhumuzu besleyen değerlerin giderek unutulmasıdır.
Bugün eleştirdiğimiz gençler başka bir dünyadan gelmedi. Onlar bizim evlerimizde büyüdüler, okullarımızda eğitim gördüler, mahallelerimizde yetiştiler. Şimdi bazıları âdeta, “Biz buyuz; dininiz, düşünceniz ve yaşantınız size kalsın” diyor.
Peki, onları bu noktaya getiren süreçte bizim hiç mi payımız yok?
Dini yalnızca yasaklardan ibaret gösterip merhametini, adaletini ve güzel ahlakını anlatamadıysak; söylediklerimizle yaptıklarımız birbirini tutmadıysa gençlerin uzaklaşmasında bizim de sorumluluğumuz vardır.
Dindarlığın Ölçüsü Güzel Ahlaktır
İnsanların yalnızca kıyafetlerine bakarak imanları hakkında hüküm vermek doğru değildir. Ancak toplumdaki haya, ölçü ve mahremiyet anlayışının aşındığını da görmezden gelemeyiz.
Bu meseleyi sadece kadınlar ve genç kızlar üzerinden değerlendirmek haksızlık olur. Haya, namus ve sadakat hem kadının hem de erkeğin sorumluluğudur.
Dindarlık yalnızca görünüş değildir. Dindarlık; kul hakkı yememek, yalan söylememek, işçinin ücretini geciktirmemek, emanete ihanet etmemek, ölçü ve tartıda hile yapmamak, devlet malına el uzatmamak ve eline fırsat geçtiğinde haksız kazanç peşinde koşmamaktır.
Ezanlarımız okunuyor, camilerimizin kapıları açık. Fakat ne yazık ki ezan sesiyle harekete geçen, bir ayet veya hadis duyduğunda kalbi titreyen insanların sayısı giderek azalıyor.
Haberler uyuşturucu, şiddet, dolandırıcılık, taciz, aldatma ve hırsızlık olaylarıyla dolu. Ustaya iş, esnafa para, bir başkasına emanet verirken rahat edemiyoruz. Haram, helal, doğruluk, dürüstlük, mertlik, sevgi, saygı ve zarafet gibi değerler hayatımızdan sessizce çekiliyor.
Önce Kendimize Bakalım
İnsan sormadan edemiyor:
Biz kendi ayağımıza mı sıktık, yoksa bizi kimliksiz ve köksüz hâle getirmek isteyenler çok mu başarılı oldu? Geçmişinden utanan ve başkalarına benzediği ölçüde kendisini modern sayan bir topluma mı dönüşüyoruz?
Hiçbir şey yapamıyorsak bile bu meseleleri dert edinmeliyiz. Ancak gençleri dışlayarak ve sürekli eleştirerek bir yere varamayız. Onları dinlemeli, anlamaya çalışmalı ve iyiliğe davet etmeliyiz. Dini yalnızca korkutarak değil; sevdirerek, yaşayarak ve güzel örnek olarak anlatmalıyız.
En önemlisi de şikâyet ettiğimiz sele kendimiz kapılmamalıyız.
Çünkü gençler nasihatimizden önce hayatımıza bakıyor. Toplumu düzeltmek istiyorsak işe başkalarından değil, önce kendimizden başlamalıyız.
Ayakta durmalı, örnek olmalı ve inandığımız değerleri hayatımızla göstermeliyiz. Zira bu gidişatı değiştirecek olan yüksek sesle şikâyet etmek değil; dürüst, ahlaklı ve güvenilir insanların yeniden çoğalmasıdır.
Ekleme
Tarihi: 28 Ağustos 2026 -Cuma
Bize Ne Oldu?
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
