Kıymetli okurlarım,
Bu köşede çoğu zaman sporun heyecanını, alın terini, mücadele ruhunu konuşuyoruz. Fakat bazı günler vardır ki; kalem yalnızca skorları, transferleri ya da şampiyonluk hesaplarını yazmaz. Bazı günler vardır ki; kalem, bir milletin kaderini, bir şehrin direnişini ve bir inancın zaferini anlatır.
İşte 12 Şubat, tam da böyle bir gün.
Toplumların tarihinde kırılma anları vardır. Depremler, seller, yangınlar, savaşlar… Her millet imtihanlardan geçer. Rabbim tüm insanlığı afetlerden, savaşlardan muhafaza eylesin. Ancak bazı milletler vardır ki, o imtihan anlarında tarih yazar.
Türk milleti, “Ölürsem şehit, kalırsam gazi” inancını sadece sözde değil; yüreğinde taşıyan bir millettir. Balkan Harbi’nde de, 1. Dünya Savaşı’nda da, Millî Mücadele’de de bu imanla ayağa kalkmış. Ve Kahramanmaraş…
1919’da başlayan direniş, 12 Şubat 1920’de işgalci Fransız kuvvetlerine karşı kazanılan zaferle taçlandı. Bu şehir, diz çökmedi. Bu şehir, teslim olmadı. Bu şehir, kendi kendini kurtardı.
Ve bunun karşılığı olarak 5 Nisan 1925’te Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından İstiklal Madalyası ile onurlandırıldı. Çünkü Maraş halkı topyekûn mücadele etmişti. Kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla… Bu bir ordunun değil, bir milletin direnişiydi.
Daha sonra 1973 yılında yine Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından şehrimize “Kahraman” unvanı verildi ve Maraş’ın adı ebediyen Kahramanmaraş oldu.
Bu bir isim değişikliği değildi.
Bu bir tarihin tesciliydi.
Bu yıl 12 Şubat Kurtuluş Bayramı’nı, 6 Şubat depremlerinin gölgesinde, biraz buruk karşıladık. Acımız tazeydi. Yüreğimiz hâlâ ağırdı.
Ama dikkat ettiniz mi?
Yağmur yağdı…
Hava soğuktu…
Ama meydanlar boş değildi.
Çocuklar vardı.
Gençler vardı.
Yaşlılar vardı.
Yağmur altında ıslanan ama bağımsızlık ruhunu yüreğinde taşıyan insanlar vardı.
İşte asıl mesele budur.
Bir şehir yıkılabilir.
Binalar yıkılabilir.
Ama bir milletin ruhu yıkılmaz.

5 Nisan 1925’te verilen İstiklal Madalyası’nın yıl dönümü yaklaşırken, 1–5 Nisan haftasının da aynı coşku ve bilinçle geçirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Bu sadece bir tören meselesi değil..
Bu bir hafıza meselesi.
Bu bir bilinç meselesi.
Sayın Valimiz Mükerrem Ünlüer ve Büyükşehir Belediye Başkanımız Fırat Görgel’den nacizane temennim; 1–5 Nisan haftasının İstiklal Madalyası ruhuna yakışır şekilde, daha kapsamlı etkinliklerle değerlendirilmesidir.
Gençlerimiz bilsin.
Çocuklarımız öğrensin.
Bu şehir “Kahraman” unvanını bir protokol kararıyla değil, kanıyla ve inancıyla aldığını.
İstiklal Madalyamızın yıl dönümü yaklaşırken 1–5 Nisan haftasının yalnızca resmi programlarla değil, mahalle mahalle hissedilen bir ruhla yaşanmasını gönülden arzu ediyorum. Muhtarlarımızın öncülüğünde her mahallede sembolik “çetelerin” oluşturulması… Okullarda, Çocuklarımızın omuzlarına al bayrağı takıp o günlerin heyecanını hissetmesi… Belli başlı önemli yerlerde, Davulların yeniden çalması… Sokak aralarında kurtuluş türkülerinin yankılanması…
Biz spor yazıyoruz.
Mücadeleden bahsediyoruz.
Pes etmemekten söz ediyoruz.
Ama aslında sporun özüyle 12 Şubat’ın ruhu aynıdır:
Direnmek.
Vazgeçmemek.
Ayağa kalkmak.
Son düdük çalana kadar mücadele etmek.
Kahramanmaraş’ın kurtuluş destanı da tam olarak budur.
Bu şehir, 1920’de ayağa kalktı.
2023’te depremden sonra yine ayağa kalktı.
Yarın da kalkacaktır.
Çünkü bu şehrin mayasında teslimiyet değil, direniş vardır.
Müsaadenizle;
Ecdadımıza Allah’tan rahmet,
Gazilerimize sağlık ve afiyet,
Bu aziz millete birlik ve dirayet diliyorum.
Kalın saygı ve sağlıcakla.

