Mehmet Ali ÖZTÜRK
Köşe Yazarı
Mehmet Ali ÖZTÜRK
 

VELİYİ KONUŞMADAN MESELEYİ ÇÖZEMEYİZ

Menfur bir hadise yaşadık. Katil öldürüldü. Şehitlerimiz için insanî görevler yerine getirildi, yaralı canlarımızın tedavileri devam ediyor… Şimdi sıra suçlu aramaya geldi. Çözüm önerileri de gecikmedi. “İdareciyi düşürelim, binayı yıkalım, öğretmeni ezelim” diyenler oldu. Gaz almak, tansiyon düşürmek için bunlardan; adalet, vicdan, akıl, mantık, eğitim ve ekonomi çerçevesinde uygun olanlar elbette yapılabilir. Ancak şunu kabul edelim: Bunlar geçici çözümler. Biz meselenin özüne odaklanmak zorundayız. Asıl soruyu sormadan bu meseleyi çözemeyiz: Velîlerin hiç mi suçu yok? Gözü çocuğundan başka hiçbir şey görmeyen, adeta çocuğuna tapan; eksiğini, hatasını kabul etmeyen, onu dâhî zanneden, güya özgüvenli yetişsin diye sınırları parçalayan, öğretmene, idareciye, komşuya, büyüğe had bildiren… Çocuğu şımardıkça pohpohlayan, her hatasında arkasını sıvazlayan, her isteğini var-yok demeden önüne koyan velîlerin hiç mi sorumluluğu yok? Önce velîlerin eğitilmesi gerekiyor. Artık herkes başını iki elinin arasına alıp düşünmeli. Bu azgınlığın, bu şımarıklığın faturasını; hiçbir suçu olmayan masum yavruların ödediğini görmek zorundayız. Toplumun bozulduğunu, ahlaki erozyonun her geçen gün derinleştiğini kabul etmek zorundayız. Yıllar önce yaşadığım bir anı hâlâ zihnimde: Beş yaşındaki torununun elindeki taşı dükkânın camına attığını gören bir dede, “Atsın oğlum, kırılırsa ben öderim, çocuk serbest büyüsün” demişti. Ben de dönüp şunu söylemiştim: “Bu çocuk büyüyünce sadece sizin değil, hepimizin başına bela olur.” Bugün o sözün ne kadar ağır ama ne kadar gerçek olduğunu daha iyi anlıyoruz. Eğitim-öğretim yeniden başladı. Kurallar sıkılaştırıldı. Geç kalan öğrenciler sınıfa alınmayacak, velîler sınıflara giremeyecek, ziyaretler belirli çerçevede yapılacak, kılık kıyafete dikkat edilecek… Yani daha disiplinli, daha kontrollü bir süreç başlatıldı. Ama yetmez. Bu disiplin sadece okulda kalmamalı. Velîler de bu sürecin içine alınmalı. Eğitimi kabul etmeyen, kurallara uymayan, lakayt davranan velîlerin çocukları, gerekli uyarılar yapıldıktan sonra okula alınmamalıdır. Çünkü bu mesele sadece bir öğrencinin değil, bir sınıfın, bir okulun, hatta bir toplumun meselesidir. Ayrıca içine kapanık, oyun bağımlısı, sosyal kopukluk yaşayan çocuklarla velî iş birliği içinde yakından ilgilenilmeli; gerekirse profesyonel destek sağlanmalıdır. Tüm çabalara rağmen sonuç alınamıyorsa, daha farklı çözümler devreye sokulmalıdır. Sınıf ortamının ne olduğunu öğretmenler çok iyi bilir. O ahengi bozan bir öğrenci, sadece kendi öğrenimini değil, bütün sınıfın eğitimini sekteye uğratır. Bu yüzden öğretmenin saygınlığı artırılmalı, sözünün geçerliliği yeniden tesis edilmelidir. Aynı durum okul idaresi için de geçerlidir. Kurallara uymayan öğrenci ve velîler, tavizsiz bir düzen karşısında kendilerine çeki düzen vermek zorunda kalmalıdır. Çünkü öğrenciden, velîden, şikâyetten korkan bir öğretmen; ne sınıfa hâkim olabilir ne de asıl görevini layıkıyla yapabilir. Okullar; egosu şişirilmiş, sınırsız özgürlük adı altında başıboş bırakılmış çocukların vakit geçirme yeri değildir. Okullar; disiplinin, bilginin, ahlakın ve geleceğin inşa edildiği yerlerdir. Okumak istemeyenlere de çözüm okul içinde değil, hayatın başka alanlarında aranmalıdır. Herkesin yolu aynı değildir. Artık şunu açıkça söylemek zorundayız: Sadece öğrenci merkezli değil, eğitim-öğretim merkezli bir anlayışa geçmeliyiz. Sadece çocuk merkezli değil, aile merkezli bir yaklaşım benimsemeliyiz. Ve en önemlisi… Her şeyin merkezine yeniden ahlak eğitimini koymalıyız. Çünkü ahlak yoksa; bilgi de, başarı da, sistem de bir yere kadar…
Ekleme Tarihi: 21 Nisan 2026 -Salı
Mehmet Ali ÖZTÜRK

VELİYİ KONUŞMADAN MESELEYİ ÇÖZEMEYİZ

Menfur bir hadise yaşadık. Katil öldürüldü.
Şehitlerimiz için insanî görevler yerine getirildi, yaralı canlarımızın tedavileri devam ediyor… Şimdi sıra suçlu aramaya geldi.

Çözüm önerileri de gecikmedi.
“İdareciyi düşürelim, binayı yıkalım, öğretmeni ezelim” diyenler oldu.
Gaz almak, tansiyon düşürmek için bunlardan; adalet, vicdan, akıl, mantık, eğitim ve ekonomi çerçevesinde uygun olanlar elbette yapılabilir. Ancak şunu kabul edelim: Bunlar geçici çözümler.

Biz meselenin özüne odaklanmak zorundayız.

Asıl soruyu sormadan bu meseleyi çözemeyiz:
Velîlerin hiç mi suçu yok?

Gözü çocuğundan başka hiçbir şey görmeyen, adeta çocuğuna tapan; eksiğini, hatasını kabul etmeyen, onu dâhî zanneden, güya özgüvenli yetişsin diye sınırları parçalayan, öğretmene, idareciye, komşuya, büyüğe had bildiren…
Çocuğu şımardıkça pohpohlayan, her hatasında arkasını sıvazlayan, her isteğini var-yok demeden önüne koyan velîlerin hiç mi sorumluluğu yok?

Önce velîlerin eğitilmesi gerekiyor.

Artık herkes başını iki elinin arasına alıp düşünmeli.
Bu azgınlığın, bu şımarıklığın faturasını; hiçbir suçu olmayan masum yavruların ödediğini görmek zorundayız. Toplumun bozulduğunu, ahlaki erozyonun her geçen gün derinleştiğini kabul etmek zorundayız.

Yıllar önce yaşadığım bir anı hâlâ zihnimde:
Beş yaşındaki torununun elindeki taşı dükkânın camına attığını gören bir dede, “Atsın oğlum, kırılırsa ben öderim, çocuk serbest büyüsün” demişti.
Ben de dönüp şunu söylemiştim:
“Bu çocuk büyüyünce sadece sizin değil, hepimizin başına bela olur.”

Bugün o sözün ne kadar ağır ama ne kadar gerçek olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Eğitim-öğretim yeniden başladı.
Kurallar sıkılaştırıldı. Geç kalan öğrenciler sınıfa alınmayacak, velîler sınıflara giremeyecek, ziyaretler belirli çerçevede yapılacak, kılık kıyafete dikkat edilecek…
Yani daha disiplinli, daha kontrollü bir süreç başlatıldı.

Ama yetmez.

Bu disiplin sadece okulda kalmamalı.
Velîler de bu sürecin içine alınmalı.

Eğitimi kabul etmeyen, kurallara uymayan, lakayt davranan velîlerin çocukları, gerekli uyarılar yapıldıktan sonra okula alınmamalıdır. Çünkü bu mesele sadece bir öğrencinin değil, bir sınıfın, bir okulun, hatta bir toplumun meselesidir.

Ayrıca içine kapanık, oyun bağımlısı, sosyal kopukluk yaşayan çocuklarla velî iş birliği içinde yakından ilgilenilmeli; gerekirse profesyonel destek sağlanmalıdır. Tüm çabalara rağmen sonuç alınamıyorsa, daha farklı çözümler devreye sokulmalıdır.

Sınıf ortamının ne olduğunu öğretmenler çok iyi bilir.
O ahengi bozan bir öğrenci, sadece kendi öğrenimini değil, bütün sınıfın eğitimini sekteye uğratır.

Bu yüzden öğretmenin saygınlığı artırılmalı, sözünün geçerliliği yeniden tesis edilmelidir.
Aynı durum okul idaresi için de geçerlidir.

Kurallara uymayan öğrenci ve velîler, tavizsiz bir düzen karşısında kendilerine çeki düzen vermek zorunda kalmalıdır.

Çünkü öğrenciden, velîden, şikâyetten korkan bir öğretmen; ne sınıfa hâkim olabilir ne de asıl görevini layıkıyla yapabilir.

Okullar; egosu şişirilmiş, sınırsız özgürlük adı altında başıboş bırakılmış çocukların vakit geçirme yeri değildir.
Okullar; disiplinin, bilginin, ahlakın ve geleceğin inşa edildiği yerlerdir.

Okumak istemeyenlere de çözüm okul içinde değil, hayatın başka alanlarında aranmalıdır. Herkesin yolu aynı değildir.

Artık şunu açıkça söylemek zorundayız:
Sadece öğrenci merkezli değil, eğitim-öğretim merkezli bir anlayışa geçmeliyiz.
Sadece çocuk merkezli değil, aile merkezli bir yaklaşım benimsemeliyiz.

Ve en önemlisi…

Her şeyin merkezine yeniden ahlak eğitimini koymalıyız.

Çünkü ahlak yoksa; bilgi de, başarı da, sistem de bir yere kadar…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve marasgunebakis.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.