“Bir üniversitenin kaderini binalar değil, o binaların içindeki fikirler değiştirir.”
24 Temmuz…
Gazeteciler ve Basın Bayramı…
Türkiye’de birçok kurum, belki bir mesaj yayımladı.
Kimisi sosyal medyada iki satır yazdı.
Kimisi ise o günü hiç hatırlamadı.
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Taner Okumuş ise farklı bir yol seçti.
Gazetecileri davet etti…
Aynı masaya oturdu…
Ama aslında o gün konuşulan sadece basın değildi.
Konuşulan şey…
Bir üniversitenin geleceğiydi.
Yaklaşık dört aydır görevde…
Dört ay…
Üniversite yönetimi için uzun bir zaman değil.
Ama bazen dört ay, dört yılda yapılamayan tespitleri yapmak için yeterli..
Ben o gün dikkatle dinledim.
Kafadan notlar aldım.
Sorular soruldu.
Kolay sorular da vardı.
Zor sorular da…
Hatta son günlerde şehirde en çok konuşulan Üniversite Hastanesiyle ilgili meseleler de gündeme geldi.
İşte tam orada…
Bir yöneticiyi tanırsınız.
Sorudan kaçıyor mu?
Yoksa cevabın sorumluluğunu mu alıyor?
Prof. Dr. İbrahim Taner Okumuş ikinci yolu seçti.
Cevap verdi.
Net konuştu.
Yuvarlamadı.
Soruşturma dedi.
İşte o an aklıma (il koordinasyon toplantısı) ve İl Sağlık Müdürünün cevabı geldi, o konuyada değineceğim unutmuş değilim!
“Yönetmek tam da bu.”
Bugün üniversitelerin en büyük problemi…
Bütçe değil.
Bina değil.
Kadro değil.
Asıl mesele…
Vizyon..
Çünkü vizyon yoksa…
En büyük kampüs bile küçüktür.
Ama vizyon varsa…
En küçük üniversite bile büyümeye başlar.
Konuşmasının satır aralarında dikkatimi çeken başka bir şey daha vardı.
Sürekli “ilk 50” dedi. Mevcut sıralamayı beğenmediği belliydi..
Araştırma Üniversitesi dedi.
Akreditasyon dedi.
Q1 yayınları dedi.
Uluslararası öğrenci dedi.
Erasmus dedi.
Laboratuvar dedi.
Yani…
Hiç kimseye makam anlatmadı.
Hedef anlattı.
Bence yöneticileri ayıran en önemli fark da bu!
Bugünü değil…
Beş yıl sonrasını konuşurlar.
Daha çok hoşuma giden başka bir cümlesi vardı.
“Daha fazla öğrenci değil…
Daha nitelikli mezun…”
İşte eğitim tam da bu.
Çünkü bugün Türkiye’nin diplomaya değil…
Nitelikli insana ihtiyacı var.
Bir başka ayrıntı…
Göreve gelir gelmez bütün fakülteleri dolaşmış.
Akademisyeni dinlemiş.
Memuru dinlemiş.
Personeli dinlemiş.
Ben bunu önemsiyorum.
Çünkü masa başında hazırlanan raporlar başka şey söyler.
Koridorda edilen iki dakikalık sohbet ise bambaşka…
Üniversiteyi gerçekten tanımak isteyen yönetici…
Önce kapıları açar.
Sonra odaları gezer.
En sonunda da gönüllere girer.
Kahramanmaraş bugün yeniden ayağa kalkmaya çalışan bir şehir.
Bu şehrin yeniden kalkınmasında belediyeler kadar…
Üniversitelerin de sorumluluğu var.
Çünkü şehirler sadece asfaltla büyümez.
Bilimle büyür.
Fikirle büyür.
Araştırmayla büyür.
Üreten akademisyenle büyür.
İşte bu yüzden KSÜ’nün başarısı sadece üniversitenin başarısı değil,
Kahramanmaraş’ın başarısı..
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim…
Rektör Okumuş’un ekibi dikkatimi çekti.
Rektör yardımcıları…
Genel Sekreter…
Başhekimler…
Hepsi aynı masada.
Hiçbiri “Bu benim alanım değil.” demediler, çokta konuşmadılar..
Hepsi sorumluluk aldı.
Kurum kültürü dediğimiz şey tam da budur.
Elbette dört ayda mucize beklemek doğru olmaz.
Hiç kimse sihirli değnek taşımıyor.
Ama doğru istikamete yürümek de başlı başına bir başarı..
Elbette sorulmayan zamana bırakılan sorularımız var.
Ben o gün…
Bir üniversitenin sadece bugünü değil…
Yarınını konuşan bir yönetim gördüm.
Bu şehir, uzun yıllardır üniversitesinden daha fazlasını bekliyor.
Daha fazla bilim…
Daha fazla proje…
Daha fazla uluslararası başarı…
Daha fazla şehirle bütünleşen bir kampüs…
Belki de bu beklentilerin karşılık bulacağı yeni bir dönemin ilk cümleleri kuruluyor.
Zaman gösterecek.
Ama şu kesin…
İlk izlenim önemli..
Ve Prof. Dr. İbrahim Taner Okumuş, göreve gelişinin henüz dördüncü ayında bıraktığı ilk izlenimle, “Ben günü kurtarmaya değil, geleceği inşa etmeye geldim.” mesajını verdi.
24 Temmuz’da gazetecileri hatırlaması elbette kıymetli. Ama asıl kıymetli olan; aynı masada yalnızca kutlama yapmak yerine, eleştirilere açık durması, soruları sabırla dinlemesi ve üniversitenin yol haritasını tüm şeffaflığıyla paylaşmasıydı.
Çünkü yöneticilik, alkışlanan kürsülerde konuşmak değil; zor soruların karşısında da aynı özgüvenle durabilmek.
O gün KSÜ’de gördüğüm en değerli değişim, binalarda değil; yönetim anlayışındaydı. Ve bazen bir kurumun kaderini değiştiren şey, tam da bu..
Birde, kurumun dışarıya açılan penceresi, çoğu zaman Basın ve Halkla İlişkiler birimidir. KSÜ’de o pencerenin nezaketle, disiplinle ve kurumsal bir anlayışla açık tutulduğunu görmek de ayrıca memnuniyet vericiydi.
Vesselam..

