Dün bir programda, sevdiğim bir müdürümün gözlüğüme dikkatle baktığını fark ettim.
“Gözlüğüm kırık müdürüm” dedim.
Sonra içimden geçirdim: “Galiba en iyisi gözleri çizdirmek…”
Otuz beş yıldır gözlük kullanıyorum. Görmek için taktığım gözlüğü, günün birinde açıklamak zorunda kalacağım aklıma gelmezdi.
Gülümseyip geçilecek bir hatıra gibi duruyor. Fakat üzerinde biraz düşününce insanın yüzündeki tebessüm kayboluyor.
Müdürümün aklından ne geçtiğini bilemem. Belki yalnızca kırık çerçeveye bakıyordu. Ama benim zihnimde bu düşüncenin doğması bile, son günlerde konuşulanların mesleğimizin üzerine nasıl bir gölge düşürdüğünü anlatmaya yetiyor.
Bir şehirde gözlük, gözlük olmaktan çıkıp kuşku sebebine dönüşüyorsa orada hepimizin durup düşünmesi gerekir.
⸻
Meslektaşım Mustafa Karaaslan, son yazılarında gazetecilik kimliğiyle ilişkilendirilen ciddi şantaj iddialarını gündeme getiriyor. Son yazısında da meseleyi “Dümbelek” adını verdiği bir karakter ve gözlük üzerinden hicvediyor.
Ben o hicvin arkasındaki sorunun üzerinde durmak istiyorum.
Çünkü ortada açıklığa kavuşturulması gereken iddialar var. Bunların doğruluğu da kapsamı da somut delillerle ortaya konulmalı. Bir insan hakkında konuşulanlar, tek başına suçun kanıtı sayılamaz. Bununla birlikte böylesine ağır iddiaların dedikoduya bırakılması da kimseye fayda sağlamaz.
Karaaslan’ın, mesleğin itibarını ilgilendiren bu iddiaların aydınlatılması çağrısına katılıyorum.
Kimden söz edildiğini tahmin ettirmeye çalışan fısıltılarla bir yere varamayız. İddia varsa deliliyle incelensin; mağdur varsa güvenle konuşabilsin. Hakkında iddiada bulunulan kişinin de yanıtı dinlensin.
Bu şehir gerçeği bilmeyi hak ediyor.
⸻
Aslında bu başlığı 29 Haziran’da atmış, yazımı hazırlamıştım:
“Dürüst gazetecileri ayakta tutmazsanız…”
Gündemin yoğunluğu içerisinde yayımlamak bir türlü nasip olmadı.
Bugün Mustafa Karaaslan’ın yazıları vesilesiyle yeniden açıp okudum. Aradan geçen zamanda, yazının sonuna koyduğum cümlenin ağırlığı daha çok çöktü içime:
Dürüst gazetecileri ayakta tutmazsanız, bir gün şantajcıların eline mahkûm olursunuz.
Bu söz, belirli bir kişiye yöneltilmiş hüküm değil. Bir şehrin kimlere itibar verdiği, kimleri yalnız bıraktığı üzerine bir uyarı..
Çünkü bir şehir sadece yollarıyla, köprüleriyle, yükselen binalarıyla ayakta durmaz.
O şehrin güvenilir insanlara da ihtiyacı var.
Sözüne inanılan yöneticilere, emeğine güvenilen iş insanlarına, hakkı gözeten kurumlara ve kaleminin hesabını verebilen gazetecilere…
Güven, şehirlerin görünmeyen altyapısı. Çöktüğünde hiçbir açılış töreni onun yerini dolduramaz.
⸻
Gazetecinin eline bilgi geçer.
Belge gelir.
Fotoğraf ulaşır.
Bazen başkalarının bilmediği bir yanlışı öğrenir; bazen de kimsenin duymasını istemediği bir acıya tanıklık eder.
Mesleğin ahlakı, tam da o anda sınanır.
O bilgiyle ne yapacaksınız?
Doğruluğunu araştırıp kamu yararını mı gözeteceksiniz? İlgili kişiye söz hakkı verip haberinizin sorumluluğunu mu üstleneceksiniz?
Yoksa bir insanın korkusunu kendi kazancınıza mı çevireceksiniz?
Bir haberin yayımlanması kadar, neden yayımlanmadığı da gazetecinin vicdanında cevap bulmalı.. Haberin doğrulanamaması başka şey; susmanın karşılığını istemek bambaşka.
Gazetecinin emeğinin bir karşılığı vardır. Susmasının fiyatı olamaz.
Haber ile tehdidin, eleştiri ile pazarlığın birbirine karıştırıldığı yerde mesleğin adı zarar görür. O zararın yükünü de sabah haber peşinde koşan, akşam çalışanının ücretini nasıl ödeyeceğini düşünen dürüst gazeteciler taşır.
⸻
Elbette her haber yapan gazeteci haklı değil. Her sert yazı cesaretin, her övgü de çıkarın işareti sayılamaz.
Bir hizmeti beğenebilir, emeği takdir edebiliriz. Aynı yönetimin başka bir kararını eleştirebiliriz.
Tutarlılık da burada aranmalı..
Dün övdüğümüz bir makamı bugün eleştirdiğimizde sorulması gereken, “Aranız mı bozuldu?” olmamalı.
“Ne olmuş, hangi karar alınmış, hangi bilgi ortaya çıkmış?” diye bakılmalı.
Ne yazık ki biz çoğu zaman haberi okumadan ilişki arıyoruz. Belgeyi incelemeden niyet tartışıyoruz.
Böyle olunca dürüst gazeteci de iki taraftan sıkışıyor: Bir yanda eleştirilmek istemeyenler, diğer yanda her takdiri menfaat sayanlar…
Oysa gazetecinin ölçüsü, kişilere yakınlığı üzerinden değil, yazdığının doğruluğu ve yönteminin dürüstlüğü üzerinden değerlendirilmeli..
⸻
Buradan siyasetçiye, belediye başkanına, kamu yöneticisine, oda başkanına, iş insanına ve sivil toplum temsilcilerine sesleniyorum:
Sizi eleştirdiğinde telefonuna çıkmadığınız gazeteciyi, hakkınızda bir haksızlık yapıldığında hatırlamayın.
Bir yanlışınızı sordu diye kapıda beklettiğiniz insanın, doğru hizmetinizi anlatırken aynı titizliği göstermesine kıymet verin.
Sorularından rahatsız olduğunuz gazeteci, kimi zaman sizin görmediğiniz bir sorunu önünüze koyar. Kurumunuzdaki bir aksaklığı büyümeden fark etmenizi sağlar. Size ulaşamayan vatandaşın sesini duyurur.
Her soru husumet değildir.
Her eleştiri saldırı değildir.
Bir yöneticinin çevresinde herkes aynı şeyi söylüyorsa, orada bir süre sonra gerçeğin sesi duyulmaz olur.
Dürüst gazeteci bazen o sessizliği bozar. Bunun bedelini yalnızlıkla ödememeli..
⸻
“Dürüst gazetecileri ayakta tutmak” sözünü de doğru anlayalım.
Basına verilen ilanların, reklamların ve kurumsal desteklerin açık, adil, ölçülebilir esasları olmalı. Eleştirenin cezalandırıldığı, övenin ödüllendirildiği bir düzen güvenilir basını zayıflatır.
Gazetecinin bilgiye erişimini kolaylaştırmak, sorusuna cevap vermek, emeğini karşılıksız kullanmamak ve eleştiri hakkına saygı göstermek de bu desteğin parçası.
Okurun da sorumluluğu var.
Güvenilir haberi aramak, kaynağına bakmak, emeğe sahip çıkmak gerekiyor. Yalnızca öfkemize uygun olanı paylaşır, doğruluğuyla ilgilenmezsek şikâyet ettiğimiz ortamı kendi ellerimizle büyütürüz.
Dürüst gazetecilik, insanların ihtiyaç duyduğunda hatırladığı; sonra kendi hâline bıraktığı bir kamu hizmetine dönüşmemeli.
⸻
Bir sözüm de kendi meslek çevremize…
Mesleğe sahip çıkmak, her iddianın üzerini örtmek değil.
Bir kişinin davranışını bütün gazetecilere yüklemek nasıl haksızlıksa, “Bizdendir” diyerek ciddi iddiaları konuşulamaz hâle getirmek de o kadar yanlış..
Basının itibarı, hatayı saklayarak korunamaz.
Haberimizin arkasında nasıl duruyorsak yanlışımızın karşısında da durabilmeliyiz. Düzeltmekten, özür dilemekten, hesap vermekten kaçınmamalıyız.
Kamu adına soru soran bir mesleğin mensupları olarak, kendi yöntemlerimiz hakkında sorulan sorulara da cevap verebilmeliyiz.
Ancak o zaman başımız dik konuşabiliriz.
⸻
Gelelim yeniden gözlüğe…
Meseleyi gözlüğün rengine, telefonun sayısına, çerçevenin biçimine sıkıştırırsak asıl soruyu kaçırırız.
Bir cihazı kullanan herkes hakkında aynı kuşkuyu üretmek kolay.. Zor olan, somut davranışı incelemek, iddiayı delilden ayırmak ve gerçeği ortaya çıkarmak olmalı.
Ben otuz beş yıldır gözlük takıyorum. Yarın da takacağım.
Mesleğimi yaparken bir yöneticinin gözlüğüme değil, soruma dikkat etmesini isterim. Okurumun da yüzümdeki çerçeveyi değil, haberimin dayandığı bilgiyi değerlendirmesini…
Bunu istemek, yalnız benim hakkım değil; işini dürüstçe yapan bütün meslektaşlarımın hakkı.
Kimsenin gölgesi, başkasının emeğinin üzerine düşmemeli.
⸻
Kahramanmaraş ağır bedeller ödemiş bir şehir.
İnsanlarımız evini, işini, düzenini yeniden kurmaya çalışıyor. Bu şehrin, olup biteni doğru anlatacak gazetecilere her zamankinden fazla ihtiyacı var.
Yapılanı gören, yapılmayanı soran; vatandaşın derdini dinleyen, aldığı cevabı takip eden; yanlış bilgi karşısında geri adım atabilen gazetecilere…
Böyle insanların çoğalması hepimizin yararına..
Çünkü bir vali gider, bir belediye başkanı değişir, bir müdür emekli olur, bir siyasetçinin dönemi biter.
Arşiv kalır.
Kimin neyi sorduğu, kimin hangi soruya cevap vermediği, kimin gerçeği araştırdığı o satırlarda görünür.
Ben o arşive bakıldığında, bu mesleğin onurunu korumak için sözünü esirgemeyenlerin arasında bulunmak isterim.
Bugünkü çağrım da bunun içindir:
İddialar aydınlatılsın. İnsanlar töhmet altında bırakılmasın. Gazetecilik kimliğini kötüye kullandığı ortaya çıkan kim olursa olsun yaptığının hesabını versin.
Dürüst gazetecileri ayakta tutmazsanız, bir gün şantajcıların eline mahkûm olursunuz. Çünkü doğruları yazan kalem sustuğunda, boşluğu hakikati değil; menfaati, tehdidi ve pazarlığı meslek edinenler doldurur. Gazetecilik zayıflarsa, şantaj güçlenir. O gün geldiğinde ise kaybeden sadece bir gazeteci değil; devlet, siyaset, belediye, iş dünyası ve en önemlisi toplum olur.
Ve dürüst gazeteciler yalnız bırakılmasın !
Çünkü dürüst gazetecileri ayakta tutmazsanız, bir gün haber almak için değil, hakkınızda neyin yayımlanmayacağını öğrenmek için telefon bekler hâle gelirsiniz.
