Bazı insanlar başarılarını anlatırken yalnızca vardıkları yeri gösterir. Bazılarıysa nereden geldiklerini, kimlere borçlu olduklarını ve yola hangi sorumlulukla devam ettiklerini de hatırlatır.
Mustafa Narlı’nın basın buluşmasında anlattıklarında, işte bu ikinci hâlin izleri var.
Kahramanmaraş Ticaret Borsası Başkanı ve sanayici Narlı, gazetecilerle bir araya geldiğinde yalnızca Tomsuklu Organize Sanayi Bölgesi’ni, TUSAŞ yatırımını ya da kentin sanayi hedeflerini konuşmadı. Arada bir abi kardeş sohbetinin içtenliğiyle, hayatından ve bu şehre duyduğu bağlılıktan da söz etti.
Çakallı’dan çıkıp Türkiye’nin önde gelen sanayicileri arasına uzanan yolculuğunu kişisel bir başarı hikâyesi olarak görmediğini söyledi. “Bu benim şahsi başarım mı? Hayır. Cenabıallah’ın nasibi, ihsanı,” derken tevazusunu; her sabah erkenden işinin başında olduğunu anlatırken de emeğe ve disipline verdiği değeri ortaya koydu.
Başarıyı yalnızca rakamlarla anlatmak kolay. Fakat o rakamların ardındaki sabahları, emeği ve insan ilişkilerini göstermek herkesin harcı değil. Narlı’nın anlattığı çalışma düzeni, işini sahiplenmenin gündelik hayattaki karşılığını gösteriyordu: Erken başlayan bir gün, çalışanlarla aynı sofrada kurulan sohbet ve üretimin başında geçirilen uzun saatler…
Fakat onu dinlerken insanın aklında en çok kalan, iş dünyasındaki hedeflerinden önce bu şehre bağlılığını anlatan sözleri oldu.
Her cuma mezarlığa gidip ahirete intikal eden dostlarına dua ettiğini anlattı. Bu, bir iş insanının takvimine sıkıştırılmış sıradan bir ziyaret değildi. Vefa, kimi insanlarda büyük cümlelerle olmaz, yıllar boyunca sürdürülen sessiz bir gelenekle kendini gösterir. Narlı’nın cuma sabahları yaptığı ziyaret de dostlarını unutmadığını, geçmişle bağını koruduğunu anlatıyordu.
Depremde ailesinden 220 kişiyi kaybettiğini söylediğinde salondaki sohbetin rengi değişti. Acının sayıya sığmadığını hepimiz biliyoruz. Yine de böylesi bir kaybı dile getirmek, yaşanan yıkımın bir insanın hayatında açtığı derinliği hatırlatıyor. Narlı, 75 gün boyunca Borsa binasından ayrılmadığını anlattı. Annesinin “Niye gelmiyorsun?” diye sorduğu günlerde bile kalmayı seçmişti. Çünkü ona göre acı yalnızca kendi ailesinin değil, bütün şehrin acısıydı.
“Acı hepimizindi” sözü, buluşmanın en sade ve en ağır cümlelerinden biriydi.
Kahramanmaraş’ın yeniden ayağa kalkması için verilen mücadeleyi anlatırken, bu şehrin insanına duyduğu güveni de gizlemedi. Sanayicinin umudunu yitirmediğini, üretmeye ve yatırım yapmaya devam ettiğini söyledi. Tomsuklu OSB’den TUSAŞ yatırımına uzanan hedefleri anlatırken, Kahramanmaraş’ın daha yüksek katma değerli bir üretim yapısına kavuşabileceğine inandığını vurguladı.
Bu hedeflerin gerçekleşmesi elbette tek kişinin gayretiyle mümkün değil. Narlı’nın da altını çizdiği gibi şehir; sanayicisiyle, çalışanıyla, basınıyla, siyasetçisiyle ve kurumlarıyla birlikte hareket etmeli.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız” sözünü hatırlatırken verdiği mesaj da buydu: Birlik, yalnızca güzel bir temenni değil; şehrin önünü açacak ortak bir sorumluluk.
Basın mensuplarına “Siz bu şehrin aynasısınız, itici gücüsünüz” diye seslenmesi de bu sohbetin önemli bir parçasıydı. Eksikleri gündeme getirmek, yapılanı takdir etmek ve yanlışları yapıcı bir dille söylemek…
Şehrine sahip çıkan basının sorumluluğu tam da burada başlıyor. Narlı’nın “Beni de uyarın, benim de hatam olabilir” yaklaşımı, makamların etrafına örülen mesafeyi azaltan, samimi bir sözdü. Sık sık Şirin baba, üstad Mehmet Taş’a da ağabey diyecek kadar sıcak ve içten..di.
Kimi zaman “Maraş’ın Sakıp Ağası” diye anılan Mustafa Narlı’yı bu buluşmada yalnızca iş insanı kimliğiyle dinlemedik. Çalışmayı hayatının merkezine koyan, dostlarına vefa gösteren, ağır bir kaybın ardından şehrini terk etmeyen ve Kahramanmaraş’ın geleceği için sorumluluk üstlenen bir hemşehrimizi dinledik.
Belki de bütün buluşmanın özeti, onun şu sözlerinde saklıydı:
“Ne kavga ettiysem bu şehir için.”
Bu söz, bir öfkenin değil; şehri için dertlenen, eksikleri gören ve daha iyisi için mücadele eden bir insanın cümlesi olarak yankılandı.
Kahramanmaraş’ın daha ileriye gitmesi için ihtiyaç duyduğumuz şey de bu: Birbirimizi yıpratmadan eleştirebilmek, başarıya sahip çıkmak ve şehrin ortak geleceğinde yan yana durabilmek.
Narlı’nın şehir için üstlendiği sorumluluk, sanayiciliğiyle sınırlı değil. Kahramanmaraş Ticaret Borsası Başkanı olarak, üyelerin emeğini ve beklentilerini ortak bir zeminde buluşturma sorumluluğu da taşıyor.
Önümüzdeki ay yapılması beklenen seçimlere ilişkin “Arkadaşlarımız ve büyüklerimiz layık görürse aday olacağız” sözleri, bu görevi üyelerin takdirine bıraktığını gösteriyor.
“Buralar hiç kimsenin babasının malı değil” derken de makamların kişilere değil, hizmete ait olduğunu hatırlattı.
Narlı ağabey, sohbetinde Süleyman Demirel’le ilgili bir fıkra da anlattı. Demirel, Uludağ Üniversitesinde konuşurken amfinin en arkasından bir öğrenci seslenmiş:
“Bugüne kadar sen ne yaptın?”
Demirel de öğrencinin oturduğu sırayı göstererek, “Senin oturduğun sırayı ben yaptım,” diye cevap vermiş. Öğrenci de bir anda susup yerine oturmuş.
Bazen yapılan işin cevabı uzun uzun anlatılmaz; insan, oturduğu sıraya bakınca anlar. Şehirler de böyledir. Onları ayağa kaldıran, yalnızca söylenen sözler değil; arkasında bırakılan emek, kurulan tesisler ve bu şehre duyulan vefa.
Mustafa Narlı’nın anlattığı fıkradan geriye de şu soru kalıyor: Biz bu şehir için hangi sırayı yaptık, hangi emeği bıraktık?
Çünkü bu şehir hepimizin..
Ve hepimizin bu şehre bir borcu var.
Vesselam..
