Bugünlerde üzerine en çok gidilen isimlerden biri Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin.
Eleştirilerin odağında…
Tartışmaların merkezinde…
Ve yine manşetlerin tam ortasında.
Sebep ne?
İlkokul çağındaki çocuklara cami kültürü kazandırmak, Ramazan sevgisi aşılamak için yapılan çalışmalar.
Kimine göre “fazla”.
Kimine göre “gereksiz”.
Kimine göre “ideolojik”.
Ama siyasi gözlükleri çıkarıp objektif bakarsak, ortada çok daha derin bir mesele var.
Yusuf Tekin, göreve geldiği günden bu yana yalnızca müfredat tartışmalarıyla değil; eğitim sisteminin yapısal sorunlarıyla da uğraştı. Meslek liselerini yeniden cazip hale getirdi. Sanat okullarına giden öğrencilere maaş imkânı sağlandı, kalfalık ve ustalık belgeleri güçlendirildi, iş yeri açma süreçleri kolaylaştırıldı. Yıllarca “ara eleman” denilen gençler, yeniden kıymet gördü.
Öğretmenlik mesleğini kariyer basamaklarıyla tanımladı. Uzman öğretmenlik, başöğretmenlik gibi unvanlar sadece isimden ibaret değil; emeğin ve birikimin karşılığı olarak sistem içine yerleşti.
Kıyafet serbestisi meselesinde düzenleme yaparak hem velilerin hem de öğrencilerin üzerindeki görünmez baskıyı hafifletti. Eğitim ortamının disiplinini güçlendirdi.
Bugün tartışılan cami ve Ramazan hassasiyeti ise aslında toplumun büyük çoğunluğunun iç dünyasında karşılığı olan bir konu.
Çocukların camiye alışması neden bu kadar rahatsızlık veriyor?
Bir çocuğun namazı öğrenmesi, orucu tanıması kime zarar verir?
Hangi Müslüman, evladının manevi değerlerle büyümesini istemez?
Yıllardır şikâyet etmiyor muyduk?
“Çocuklar dinden imandan habersiz yetişiyor” demiyor muyduk?
Elbette eğitim sadece din eğitimi değildir. Ama eğitim aynı zamanda kültürdür, kimliktir, aidiyettir. Manevi değerlerden kopuk bir nesil inşa etmeye çalışmak da bir tercihtir; değerleriyle barışık bir nesil yetiştirmek de.
Bu mesele parti meselesi değil.
Bu mesele ideolojik kamplaşma meselesi değil.
Bu mesele nesil meselesidir.
Yusuf Tekin’i STK çalışmalarından tanıyanlar bilir; memleket kaygısı olan, gençlik üzerine düşünen, sancı çeken bir isimdir. Rahatsızlık tam da buradan başlıyor belki de… Kaygı duyan insan rahatsız eder. Duruşu olan insan hedef olur.
Ben şahsen; çocukların hem dindar hem donanımlı, hem ahlaklı hem üretken, hem maneviyat sahibi hem dünyayı okuyabilen bireyler olarak yetişmesini isteyen her çabanın desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Temennim şudur:
Bu tartışmaların gürültüsünden uzak, gerçekten nesli önceleyen adımlar atılsın.
4+4+4 gibi kronikleşmiş sorunlara da kalıcı çözümler bulunsun.
Ve ortaya pırıl pırıl bir gençlik çıksın.
Çünkü mesele bir bakan meselesi değil.
Mesele geleceğimizdir.
Yolu açık olsun.
