Bazı insanlar vardır…
Görev yapar gider.
Bazıları vardır…
Görev yaptığı şehre ruh bırakır.
İşte Eshabil Yıldız…
Kahramanmaraş’ta sadece bir “İl Kültür ve Turizm Müdürü” değildi.
Bir şehrin hafızasına dokunan adamdı.
Bir protokol ismi değil…
Kültürün sahadaki neferiydi.
Ve şimdi…
Tamam memleketinde görev yapamıyorlar, ama burası depremin izini taşıyan kent. İstense bir yol bulunurdu diye düşünüyorum.,
Boğaziçi Üniversitesi aldı onu.
Peki biz ne yaptık?
Biz yine geç kaldık.
Yine seyrettik.
Yine elimizden kayan değerin ardından “çok kıymetliydi” demekle yetindik.
Çünkü bu şehirin en büyük problemi bazen deprem değil…
Kendi değerine sahip çıkamaması.
⸻
Bakın…
Bu şehir yıllardır neyle anılıyor?
Acıyla…
Yıkımla…
Göçle…
Enkazla…
Menfur saldırıyla…
Ama o adam…
Bu kentin sadece enkazdan ibaret olmadığını anlatmaya çalıştı.
“Bu şehir edebiyattır” dedi.
“Bu şehir şiirdir” dedi.
“Bu şehir kültürdür” dedi.
UNESCO Edebiyat Şehri sürecinde gecesini gündüzüne kattı.
Kitap fuarlarında sadece kürsüde oturmadı…
Sahadaydı.
Kütüphanelerdeydi.
Yazarların yanındaydı.
Gençlerin içindeydi.
Deprem sonrası herkes beton konuşurken…
O, hafızayı konuştu.
Çünkü biliyordu:
Bir şehri sadece bina ayağa kaldırmaz.
Ruhu da ayağa kaldırmak gerekir.
İşte Eshabil Yıldız bunu yaptı.
Sessiz yaptı.
Gösterişsiz yaptı.
Ama çok büyük yaptı.
⸻
Şimdi dönüp sormak gerekiyor:
Bu şehir böyle bir değeri neden tutamadı?
Neden?
Bu soruyu sadece bir kişiye değil…
Herkese sormak gerekiyor.
Şehrin siyasetine…
Abisine, ablasına..
Milletvekiline…
Belediye başkanına…
İl başkanına…
Bürokrasisine…
Kanaat önderine…
“Hepimiz çok seviyoruz” demek kolay.
Peki sahip çıkmak?
İşte orada kaybediyoruz.
Kahramanmaraş yıllardır insan yetiştiriyor…
Ama yetiştirdiği insanları elinde tutamıyor.
Çünkü bizde çoğu zaman başarı ödüllendirilmiyor…
Alışılıyor.
Ve alışılan değerler bir gün sessizce gidiyor.
Sonra arkasından bakıyoruz.
⸻
Bugün Boğaziçi Üniversitesi’nin kazandığı isim…
Aslında Kahramanmaraş’ın kaybettiği büyük bir kültür aklıdır.
Bakın dikkat edin…
Bu cümle çok ağırdır.
Ama gerçektir.
Türkiye’nin en önemli üniversitelerinden biri gelip sizin müdürünüzü alıyorsa…
Bu sadece bir atama değildir.
Bu, “Biz bu değeri gördük” demektir.
Peki biz gördük mü?
Yoksa ancak giderken mi fark ettik?
⸻
Eshabil Yıldız’ın ardından yazılanlara bakıyorum…
Herkes aynı şeyi söylüyor:
“Çalışkandı…”
“Vizyonerdi…”
“Ulaşılabilirdi…”
“Şehri seviyordu…”
İyi de…
Madem bu kadar kıymetliydi…
Neden bu şehir böyle insanları koruyacak bir refleks geliştiremiyor?
Neden başarılı insanlar burada hep yalnız bırakılıyor?
Neden birileri gelip alınca değerli oluyorlar?
⸻
Kahramanmaraş’ın en büyük ihtiyacı sadece yol değil…
Sadece bina değil…
Sadece yatırım değil…
Bu şehrin en büyük ihtiyacı;
Kendi insanına sahip çıkmayı öğrenmek.
Çünkü şehir dediğiniz şey sadece taşla kurulmaz.
İnsanla kurulur.
Ve bazı insanlar giderken arkalarında makam değil…
Eksiklik bırakır.
İşte Eshabil Yıldız’ın gidişi tam olarak budur.
Bir eksikliktir.
Hem de hissedilecek kadar büyük bir eksiklik…
⸻
Belki Boğaziçi Üniversitesi bugün çok doğru bir tercih yaptı.
Ama Kahramanmaraş…
Çok büyük bir değerini İstanbul’a uğurladı.
Ve korkarım ki…
Biz yine bir değerin kıymetini,
o giderken anladık.
Ama bir hakkı da teslim etmek gerekiyor…
Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer, bu vefayı gösterdi.
Boğaziçi Üniversitesi’ne uğurlanan Eshabil Yıldız’a sadece bir 'Başarı' belgesi vermedi…
Aslında bu şehrin kültürel emeğine devlet adına teşekkür etti.
Sessiz ama zarif bir duruştu.
Çünkü bazı başarılar alkıştan önce, vefayı hak ederdi…
Güle güle güzel insan yolun açık olsun..
Vesselam..

