Kur'ân’ı anlamak için tespit edebildiğimiz kurallar içerisinde belki de en hassas olan kuralımız budur. Zira toplumda en yaygın uygulamalardan biri de Kur'ân’ın ölülere okunmasıdır. Hatta Kur'ân’ın hükümlerinden rahatsız olan zihniyetler, mezarlıklarda Kur'ân okunmasından rahatsız olmazlar. Kur'ân’a ve hükümlerine karşı çıkanlar, onun hasta başında ya da ölü başında okunmasına karşı çıkmazlar. Çünkü bunlara göre Kur'ân diriler kitabı değil, ölüler kitabıdır.
Biz burada ilkesel olarak Kur'ân’ın sevabından ve bu sevabının ölülere bağışlanmasının caiz olup olmamasından bahsetmeyeceğiz. Bu konuda kimseye bir görüşü benimsetmek veya dayatmak istemiyoruz. Ama Allah aşkına siz de buna şahit olmuyor musunuz? Kur'ân, günlük hayatımızda genellikle ölmüşlerimize bağışlanması için okunan bir kitap haline gelmedi mi? Sessiz kalan Whatsapp gruplarımız bir cenaze ile uyanmıyor mu? Bir cenaze olduğu gibi gruplarımız uyanıyor ve ölüye hatim adı altında cüz dağıtılıyor. Zaten Kur'ân’la olan diyaloğumuz, ölüler için dağıtılan cüzleri okumaktan ibaret olmadı mı?
Herkes Yasin sûresini bir ölüsüne okuyor. Kendisi için okumuyor. Belki her hafta okuduğu Yasin sûresinin içeriğini hayatı boyunca bir defa merak etmemiş. Her hafta Perşembe akşamı geçmişlerinin ruhu için Yasin okuyor ama bir defa olsun kendi geleceği için okumuyor!
Ne acı değil mi? Kur'ân’ı belki yüzlerce defa hatim edenler var! Ama bir defa olsun Kur'ân’ın mealini, mesajını, içeriğini, neyi emrettiğini, neyi yasakladığını merak etmemiş!
İftiharla “Ben Kur'ân’ı şu kadar defa hatmettim” diyen birine kaç defa meal okudun diye sorduğumda “okumadım” cevabını aldım!
Yine söylüyorum: Kur'ân’ın sevabını ve bu sevabın bağışlanabileceği görüşünü bir tarafa bırakalım. Kur'ân bu amaç için mi gönderildi?
Sahabe Efendimiz Kur'ân’ı geçmişlerine bağışlamak için mi okudu? Sahabe neslinin çocukları Kur'ân’ı babalarının ruhları için mi okudu? Hangi alim, “Ben Kur'ân’ı geçmişlerimizin ruhlarına bağışlamak için okuyorum” dedi.
Kur'ân’ın sevabının ölülere bağışlanmasının caiz olması demek, Kur'ân’ı ölüler için oku, onlara bağışlamak için oku demek değildir. Kur'ân hiçbir ölüye emretmez, hiçbir ölüye yasaklama ve kısıtlamada bulunmaz. Kur'ân hiçbir ölüden bir şey istemez. Kur'ân dirileri uyarmak, onların okuması ve yaşaması için gelmiştir. Bu konuyla ilgili deliller çoktur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
1- Hiç şüphesiz ki bu daveti ölülere duyuramayacağın gibi, arkalarını dönüp giden sağırlara da duyuramazsın. Sen, yanlış yoldan ayrılmak istemeyen körlere de doğru yolu gösteremezsin. Sen bu daveti ancak ayetlerimize iman edenlere işittirebilirsin. Müslüman olanlar işte bunlardır. (Neml sûresi, 80-81.)
2- Gerçekleri görmeyenle, gören bir değildir. Karanlıklarla aydınlık da bir değildir. Gölgeyle kavurucu sıcaklık da bir değildir. Dirilerle ölüler de bir değildir. Hiç şüphesiz ki Allah dilediğine hakkı işittirir. Sen, hayatta olduğu halde kabirlerde hayat sürüyor gibi yaşayanlara hiçbir şeyi işittiremezsin. Sen yalnızca uyarıcısın. (Fatır sûresi, 19-23.)
3- Bu Kur’ân, diri olan kişiyi uyarman ve kâfirler hakkındaki azap sözümüzün müstahak olması için gelmiştir. (Yasin sûresi, 70.)
Bazıları için Kur'ân açılışlarda okunan, kapanış programlarında okunan, düğünlerde okunan, merasimlerde okunan, taziye ve başsağlığı yapılırken okunan, mezarlık ziyaretlerinde okunan, hastalıklarda okunan, kayıp eşyaları bulmak için okunan, karı kocayı birbirine sevdirmek için okunan, iş yerindeki kazancı artırmak için okunan, sünnet ve nişan merasiminde okunan, mitinglerde ve benzeri münasebetler için okunan bir kitaptan ibarettir.
Bu tür programlarda okunan Kur'ân’dan ziyade okuyucuya yoğunlaşma oluyor. Herkes okuyucunun etkisinde kalıyor. Kur'ân’ın etkisinde kalan yok gibi! Zira örneğin bir düğünde okunan ayetler Allah’ın emir ve yasaklarını anlatıyor ama kimse bir şey anlamadığı için Kur'ân bittikten sonra Allah’ın emir ve yasakları çiğneniyor. Yani haşa Kur'ân sadece bir başlangıç eseri olarak okunur. Okuyucu düğüne bir estetik, güzel bir hava, manevî bir hava katmış oluyor. Ama sahne ışıkları ve insanların nazarı Kur'ân’da değil, okuyucudadır.
Kur'ân’ı doğru anlamanın en hassas kurallarından biri onu ölülere değil, kendi dirimize okumaktır. Bize dokunmayan bir Kur'ân ölüye dokunabilir mi? Bize sözü geçmeyen bir Kur'ân’ın sevabı ölüye geçer mi? Hayatımızda değil de dilimizde yer edinmiş bir Kur'ân ölüye fayda verir mi?
Murat PADAK
