Bir ödül gecesinde başarıları dinlemeye hazırlanırsınız.
Sahneye çıkan isimler alkışlanır, emekler takdir edilir, hatıra fotoğrafları çekilir.
KASİAD’ın beşinci ödül gecesinde bütün bu ayrıntılar vardı.
Fakat İsmail Dinçer’in bir cümlesi, gecenin ışıltısının arasından çıkıp şehrin önüne ağır bir sorumluluk bıraktı:
“Bu ordu bu savaşı kaybetmek üzeredir!”
Burada biraz duralım.
Çünkü bir sanayici derneğinin başkanı, başarıların ödüllendirildiği bir kürsüde bu sözü söylüyorsa, konuşmanın ağırlığı salonun kapısında bırakılmamalı!.
O cümlenin içinde fabrikalar var. İşçiler var. Ödenecek maaşlar, yetiştirilecek siparişler, çevrilecek borçlar var.
Bir de bütün bunları yarına taşıyabilme kaygısı…
Başkan Dinçer’in anlattığı sıkıntının iki temel başlığı bulunuyor: Rakip ülkelerle yarışmayı zorlaştıran maliyetler ve makul şartlarda ulaşılamayan finansman.
Bunlar toplantı salonlarında sıkça duyduğumuz ekonomik kavramlar. Fakat fabrikanın kapısından içeri girdiğinizde her birinin somut bir karşılığı var.
Maliyet, teklif verdiğiniz müşterinin başka ülkeye yönelmesi olabilir.
Finansman sıkıntısı, alınabilecek bir siparişin üretimine başlayamamak olabilir.
Bugünü çevirmek için gösterilen gayret, yarına yapılacak yatırımın sürekli ertelenmesine dönüşebilir.
İnsanı asıl yoran da bu olmalı. Çalışmak istemek, üretmek istemek, istihdamı korumak istemek; fakat her adımda biraz daha daralan bir alanla karşılaşmak.
Dinçer’in sesindeki ağırlığı ben burada arıyorum.
Ben bu çıkışı bir teslimiyet ilanı olarak okumuyorum.
“Kaybettik” demiyor.
“Kaybetmek üzereyiz” diyor.
Aradaki fark, alınabilecek tedbirlerin ve kurtarılabilecek emeğin alanı.
Sanayi ordusu çok kan kaybetmiş olabilir. Ancak hâlâ üretmek, toparlanmak ve yeniden güçlenmek için mücadele ediyor. Dolayısıyla bu uyarının karşılığı, kullanılan kelimeler üzerine günlerce tartışmak olamaz.
Önce o kelimeyi söyleten şartlar konuşulmalı.
Hangi sektör hangi maliyet altında zorlanıyor? İşletme sermayesine erişim nerede tıkanıyor? Üretimi ve istihdamı koruyacak destek, ihtiyaç duyan işletmeye nasıl ulaşacak?
Bu soruların cevabı, tartışmanın yönünü belirlemeli.
Çünkü zamanında duyulmayan bir uyarının bedeli, sonradan çok daha ağır ödenebilir.
Konuşmanın dikkatle okunması gereken başka bir tarafı daha var.
Sayın Dinçer, sorumluluğun tamamını başkasına bırakmıyor.
Sanayiciye de dönüp teknolojiye uyum sağlamasını, verimliliği artırmasını, gençlerin beklentilerini anlamasını söylüyor. Yapay zekâyı, endüstriyel robotları ve değişen üretim anlayışını gündeme getiriyor.
Bu tutum, çağrısını daha kıymetli hâle getiriyor.
Yol tıkanmış değil.
Çünkü çözüm isteyen kişinin kendi yapması gerekenleri de kabul etmesi, ortak çalışma için güven oluşturur.
Devlet üretimin önündeki tıkanıklıkları gidermeye çalışacak; sanayici de işletmesini geleceğe hazırlayacak. Kamu, iş dünyası ve üniversite aynı sorun üzerinde çalışacak.
Herkesin sorumluluğu açıkça konuşulursa, çözümün yolu da daha görünür olur.
KASİAD’ın zaman zaman kendi çevresi içinde kalan bir yapı görüntüsü verdiğini düşünenlerdenim. Oysa üyelerinin üretim ve istihdamdaki ağırlığı, derneğe şehirle daha güçlü iletişim kurma sorumluluğu yüklüyor.
Bu yıl basının daha görünür olduğu ödül gecesini, orada bulunan bir gazeteci gözüyle olumlu bir adım olarak görüyorum.
Bu açıklık devam etmeli.
Sanayicinin derdi şehir tarafından bilinmeli; şehrin beklentisi de sanayici tarafından duyulmalı. Çünkü fabrikanın geleceğiyle mahallenin geleceği birbirinden ayrı yürümüyor.
Bir işçinin evindeki huzurda düzenli maaşın, bir esnafın işinde çalışanların alışverişinin, bir gencin gelecek planında bulabileceği işin payı var.
Üretimdeki sarsıntı, böyle böyle bütün şehre yayılır.
Bu söz, Cumhurbaşkanımıza ve ekonomi yönetimine elbette ulaşacak. Ulaşmasıda önemli..
Ancak ulaşacak olan, yalnızca çarpıcı bir cümleden ibaret kalmamalı.
Yanında verisi, sektörlerin yaşadığı sorunlar ve uygulanabilir öneriler bulunmalı.
Bu konuda daha önce KMTSO başkanı Mustafa Buluntu ile Ticaret borsası başkanımız Mustafa Narlı’nın girişimlerini de biliyoruz.
Diyeceğim, Milletvekilleri, meslek kuruluşları ve ilgili kurumlar bu çağrıyı ortak bir çalışma gündemine dönüştürmeli.
Atılacak adımların takvimi ve sorumluları belirlenmeli; sonuçları takip edilmeli.
Devlet aklı, böyle uyarıları zamanında değerlendirip üretimin devamını sağlayacak iradeyi gösterebilmekte saklı..
Dinçer’in çıkışına benim baktığım yer burası..
Bir ödül gecesinde başarıları alkışladık. O başarıların devamını sağlayacak şartları korumak için de aynı ilgiyi göstermeliyiz.
İsmail Dinçer alarmı verdi. Şimdi mesele, sesin ne kadar yüksek çıktığı değil; yardımın ne kadar zamanında yetişeceği..
Gecenin hakkını da teslim edelim… KASİAD, iş dünyasını kültür, sanat, bilim ve sporla aynı salonda buluşturan muhteşem bir organizasyona imza attı. Ünlü sunucu Ece Erken’in sunumuyla renk kattığı programda, başarıya alkış, emeğe vefa vardı.
İsmail Dinçer’i, yönetimini ve bu güzel buluşmada emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.
Allah çalışanların emeğine bereket, sorumluluk taşıyanlara basiret versin.
Geceden zihnimde kalan, henüz tam yerine oturtamadığım bir ayrıntı da var. Şimdilik bir soru olarak beklesin.
İlgilisiyle konuşup anlamını netleştirdiğimde, onu da bu köşede paylaşırım…
Sağlıcakla..
