Bazı şehirler vardır, haritada bir yer değildir sadece. Bir hatıra, bir ses, bir dize, bir duadır. Kahramanmaraş da işte o şehirlerden biri. Taşına dokunsanız tarih konuşur, sokağından geçseniz şiir yürür, bir kapısını çalsanız içeriden kelam, fikir ve irfan çıkar.
Ve şimdi o şehir, asırlardır gönüllerde taşıdığı unvanı dünyaya da tescil ettirdi: UNESCO Dünya Edebiyat Şehri Kahramanmaraş…
Bu, sıradan bir paye değil. Bu, bir tabelaya yazılan süslü bir cümle hiç değil. Bu unvan; Necip Fazıl’ın çilesinden, Cahit Zarifoğlu’nun ince sızısından, Nuri Pakdil’in Kudüs duruşundan, Rasim Özdenören’in hikmetli cümlelerinden, Alaeddin Özdenören’in şiir damarından, Bahaeddin Karakoç’un Beyaz Kartalı’ndan, Sümbülzade Vehbi’nin köklü irfanından süzülüp gelen büyük bir mirasın dünya tarafından görülmesi..
Kahramanmaraş, zaten edebiyat şehriydi.
UNESCO bunu bize öğretmedi; sadece dünyanın önünde ilan etti.
Çünkü bu şehirde kelime ekmek gibi. Sofrada yeri var. Bu şehirde şiir, sadece kitap sayfalarında durmaz; bazen bir annenin duasında, bazen bir babanın nasihatinde, bazen bir çocuğun mahcup bakışında, bazen de bir ozanın yüreğinde yaşar.
Kahramanmaraş’ın “Edebiyat Şehri” unvanı alması, aslında geçmişle gelecek arasında kurulan büyük bir köprü. Bir yanında Yedi Güzel Adam, diğer yanında bugünün genç kalemleri… Bir yanında dergiler, kitaplar, şiir günleri; diğer yanında kurulacak müzeler, kütüphaneler, kültür merkezleri, edebiyat sokakları…
Bir köşe yazarı olarak çok istememe, günler öncesinden heyecanını yaşamama rağmen mevsimsel bir rahatsızlık nedeniyle İstanbul’daki o tarihi programa katılamadım.
Doğrusu içimde biraz burukluk da kaldı. Ancak kilometrelerce uzakta olsam da gönlüm Atatürk Kültür Merkezi’ndeydi. Dünya penceremiz Aksu TV’den canlı yayını takip ettim..
İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde yapılan tanıtım toplantısı bu anlamda sadece bir program değil, Kahramanmaraş’ın edebiyatla attığı kalbinin Türkiye’ye ve dünyaya duyurulduğu anlamlı bir buluşmaydı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un, Kahramanmaraş’ın ana dili Türkçe olan şehirler arasında bu ağa giren ilk şehir olduğunu vurgulaması, meselenin büyüklüğünü ortaya koydu.
Bu başarı, sadece Kahramanmaraş’ın değil; Türkçenin, Türk edebiyatının, Anadolu irfanının başarısı..
Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel’in “Bu bizim için yeni bir durak” sözü de önemli. Çünkü mesele bir unvan almakla bitmez. Asıl mesele, o unvanın hakkını vermektir. Edebiyat şehri olmak; sadece geçmişin büyük isimleriyle övünmek değil, bugünün çocuklarına yeni kelimeler, yeni ufuklar, yeni hayaller bırakabilmektir.
Galata Kulesi’ne yansıyan Kahramanmaraş ismi, aslında bir şehrin İstanbul’dan dünyaya verdiği selamdı. O ışık sadece taş duvara yansımadı; bu şehrin hafızasına, edebiyat sevdalılarının gönlüne, genç kalemlerin hayaline de düştü.
Şimdi görev daha büyük.
Kahramanmaraş artık sadece “Bizim edebiyat şehrimiz” değil; dünyanın edebiyat şehirlerinden biri. Edinburgh, Dublin, Prag, Manchester, Barcelona gibi şehirlerin yanına Maraş’ın adının yazılması, bu toprakların kelam gücünün uluslararası hafızaya kazınmasıdır.
Ama unutmayalım…
Bir şehri edebiyat şehri yapan yalnızca yetiştirdiği büyük yazarlar değil. O yazarları besleyen iklim, mahalle, sokak, aile terbiyesi, medeniyet ruhudur.
Kahramanmaraş’ın farkı da buradadır. Bu şehir, sadece şair yetiştirmedi; şairi anlayan bir toplum da yetiştirdi.
Bugün yapılması gereken, bu büyük mirası vitrinlik bir hatıra olarak saklamak değil, yaşayan bir değere dönüştürmektir.
Okuyan gençler, yazan çocuklar, dolu kütüphaneler, canlı kültür merkezleri, güçlü dergiler, uluslararası edebiyat buluşmaları ve kalıcı projelerle bu unvanın içi doldurulmalıdır.
Çünkü edebiyat, bir şehrin ruhudur.
Ruhu olmayan şehir beton yığınıdır. Hafızası olmayan şehir kalabalıktır. Kelimesi olmayan şehir suskundur.
Kahramanmaraş ise susacak şehir değildir.
Bu şehir, istiklal mücadelesinde kurşunla konuştu; kültürde kalemle konuştu; edebiyatta kelamla konuştu. Şimdi de UNESCO Edebiyat Şehri unvanıyla dünyaya kendi sesini duyuruyor.
Ve o ses bize şunu söylüyor:
Kahramanmaraş’ın hikâyesi bitmedi. Aksine yeni başlıyor.
Şimdi bu şehrin çocuklarına düşen, kalemi yere düşürmemek. Büyüklerine düşen, o kalemi tutacak elleri çoğaltmak. Yöneticilerine düşen, bu büyük mirası günlük gündemlerin ötesine taşıyıp kalıcı eserlere dönüştürmektir.
Çünkü Kahramanmaraş’a edebiyat yakışır.
Kelime yakışır.
Şiir yakışır.
Ve en çok da dünyaya kendi ruhuyla seslenmek yakışır.
Bugün Galata’ya yansıyan ışık, yarın dünyanın başka şehirlerinde de parlayacak. Yeter ki bu şehir, kendi kelimesine, kendi değerine, kendi hafızasına sahip çıkmaya devam etsin.
Kahramanmaraş artık yalnızca kahramanlığın değil, kelamın da dünya sahnesindeki adıdır.
Bu şehir, alnına yazılan o kelimeyi hak etti:
Edebiyat.
Keşke Galata Kulesi’ne yansıyan o ışık, önce Kahramanmaraş Kalesi’ne düşseydi yansısaydı…
