Hacı Ali GÜNEÇIKAN
Köşe Yazarı
Hacı Ali GÜNEÇIKAN
 

04.17’den Sonraki Hayat

04.17… Bir saat değil. Bir kopuş. Bir evin içinden üç canın aynı anda çekilip alındığı an. 6 Şubat sabahı insanlar uyandı ama eski hayatlarına değil. Ben de uyanmadım aslında… O sabah, ablamla, eniştemle ve henüz hayata bile doyamamış yeğenimle birlikte içimden bir parça gömüldü. Yer sarsıldı. Evlerle birlikte hayatlar yıkıldı. Ve bazı evler vardı ki, bir daha hiç açılmamak üzere kapandı. Yeğenim… Daha gencecikti. Sağlık okuyordu. Hemşire olacaktı. İnsanların yarasını saracak, gecenin bir vakti bir başucunda “buradayım” diyecek biriydi. Ama o sabah, kimse ona “buradayım” diyemedi. İnsanlar kar altında pijamalarıyla sokaklara çıktı. Telefonlar sustu. Bir ekmek, bir battaniye, bir yudum su en büyük nimet oldu. O gün paranın hükmü kalmadı. Ama bazı evlerde yokluk, sadece eşya değil; insanın kendisi oldu. Enkazların başında “buradayım” diyen sesler vardı. Ama kazma yoktu. Kürek yoktu. Sadece eller vardı… Ve dualar. Ben de o duaların içindeydim. Ama bilirsiniz… Bazı dualar, kabul olsa bile can yakar. Çünkü kabulü, kabir başında olur. Okullar sığınak oldu. Camiler sığınak oldu. Belediyeler sığınak oldu. Bahçeler, arabalar, duvar dipleri… Hayat, bir anda “hayatta kalma”ya indirildi. Bir evin ne demek olduğunu, bir kapının kapanmasının ne büyük nimet olduğunu öğrendik. Sonra Türkiye ayağa kalktı. Doğusundan batısına insanlar yola çıktı. Kimlik sorulmadan, parti sorulmadan, sadece insan olarak kenetlenildi. Dünya da buradaydı. Yardımlar geldi. Eller uzandı. Ama bazı evlere uzanan hiçbir el, artık geç kalmıştı. Bir dakikanın içinde resmî rakamlarla elli sekiz bin insanı toprağa verdik. Ben o rakamın içindeki üç kişiyi isim isim biliyorum. Ablam… Eniştem… Ve hemşire olacaktı dediğim o gencecik kız yeğenim.. Biz hayatta kaldık. Ve bu bir şans değil. Bu, ağır bir sorumluluk. Çünkü kalanlar, unutma lüksüne sahip değil. Kalanlar, “alışmak” zorunda değil. Kalanlar, bu acıyı tekrar yaşamamak için hesap sormak kadar hesap vermekle de yükümlü.. Üç yıl geçti. Kimi hâlâ konteynerde. Kimi hâlâ kirada. Kimi hâlâ “benim evim ne oldu” diyebiliyor. Ama en zoru şu; Kimi hâlâ her sabah, olmayan bir kapının açılmasını bekliyor. Şehirler yeniden yapılıyor. Binalar yükseliyor. Şantiyeler çalışıyor. Evet… Ama şehir sadece betonla ayağa kalkmaz. Şehir, hafızayla ayağa kalkar. Şehir, adaletle ayağa kalkar. Şehir, vicdanla ayağa kalkar. Eğer bu üç yılda sadece bina yaptıysak ama bir daha böyle bir acı yaşanmasın diye gereken dersleri tam almadıysak, hâlâ eksikiz. Eğer sadece konuştuysak ama dinlemediysek, hâlâ enkazın altındayız. Ben bu satırları yazarken hâlâ şunu düşünüyorum: Hemşire olacaktı… Belki bugün bir hastanenin koridorunda koşuyor olacaktı. Belki bir çocuğun ateşini ölçüyor, bir annenin elini tutuyor olacaktı. Ama olmadı. Kaç yıl geçsede acı dinmeyecek… Rabbim kimseyi çaresiz bırakmasın. Ve işte bu yüzden 6 Şubat, benim için sadece bir tarih değil. Bir mezarlık. Bir eksik masa. Bir yarım dua. Rabbim hayatını kaybedenlere rahmet versin. Geride kalanlara sabır versin. Ve bize… Bu acıyı unutmadan yaşamayı, İnsan kalmayı, Ve bir daha aynı hataları yapmamayı nasip etsin. Çünkü 04.17… Bir saat değil. Bir ömür. Vesselam..
Ekleme Tarihi: 05 Şubat 2026 -Perşembe
Hacı Ali GÜNEÇIKAN

04.17’den Sonraki Hayat

04.17…

Bir saat değil.
Bir kopuş.
Bir evin içinden üç canın aynı anda çekilip alındığı an.

6 Şubat sabahı insanlar uyandı ama eski hayatlarına değil.
Ben de uyanmadım aslında…
O sabah, ablamla, eniştemle ve henüz hayata bile doyamamış yeğenimle birlikte içimden bir parça gömüldü.

Yer sarsıldı.
Evlerle birlikte hayatlar yıkıldı.
Ve bazı evler vardı ki, bir daha hiç açılmamak üzere kapandı.

Yeğenim…
Daha gencecikti.
Sağlık okuyordu.
Hemşire olacaktı.
İnsanların yarasını saracak, gecenin bir vakti bir başucunda “buradayım” diyecek biriydi.
Ama o sabah, kimse ona “buradayım” diyemedi.

İnsanlar kar altında pijamalarıyla sokaklara çıktı.
Telefonlar sustu.
Bir ekmek, bir battaniye, bir yudum su en büyük nimet oldu.
O gün paranın hükmü kalmadı.
Ama bazı evlerde yokluk, sadece eşya değil; insanın kendisi oldu.

Enkazların başında “buradayım” diyen sesler vardı.
Ama kazma yoktu.
Kürek yoktu.
Sadece eller vardı…
Ve dualar.

Ben de o duaların içindeydim.
Ama bilirsiniz…
Bazı dualar, kabul olsa bile can yakar.
Çünkü kabulü, kabir başında olur.

Okullar sığınak oldu.
Camiler sığınak oldu.
Belediyeler sığınak oldu.
Bahçeler, arabalar, duvar dipleri…
Hayat, bir anda “hayatta kalma”ya indirildi.
Bir evin ne demek olduğunu, bir kapının kapanmasının ne büyük nimet olduğunu öğrendik.

Sonra Türkiye ayağa kalktı.
Doğusundan batısına insanlar yola çıktı.
Kimlik sorulmadan, parti sorulmadan, sadece insan olarak kenetlenildi.
Dünya da buradaydı.
Yardımlar geldi.
Eller uzandı.

Ama bazı evlere uzanan hiçbir el, artık geç kalmıştı.

Bir dakikanın içinde resmî rakamlarla elli sekiz bin insanı toprağa verdik.
Ben o rakamın içindeki üç kişiyi isim isim biliyorum.
Ablam…
Eniştem…
Ve hemşire olacaktı dediğim o gencecik kız yeğenim..

Biz hayatta kaldık.
Ve bu bir şans değil.
Bu, ağır bir sorumluluk.

Çünkü kalanlar, unutma lüksüne sahip değil.
Kalanlar, “alışmak” zorunda değil.
Kalanlar, bu acıyı tekrar yaşamamak için hesap sormak kadar hesap vermekle de yükümlü..

Üç yıl geçti.

Kimi hâlâ konteynerde.
Kimi hâlâ kirada.
Kimi hâlâ “benim evim ne oldu” diyebiliyor.
Ama en zoru şu;
Kimi hâlâ her sabah, olmayan bir kapının açılmasını bekliyor.

Şehirler yeniden yapılıyor.
Binalar yükseliyor.
Şantiyeler çalışıyor.
Evet…

Ama şehir sadece betonla ayağa kalkmaz.
Şehir, hafızayla ayağa kalkar.
Şehir, adaletle ayağa kalkar.
Şehir, vicdanla ayağa kalkar.

Eğer bu üç yılda sadece bina yaptıysak ama bir daha böyle bir acı yaşanmasın diye gereken dersleri tam almadıysak, hâlâ eksikiz.
Eğer sadece konuştuysak ama dinlemediysek, hâlâ enkazın altındayız.

Ben bu satırları yazarken hâlâ şunu düşünüyorum:
Hemşire olacaktı…
Belki bugün bir hastanenin koridorunda koşuyor olacaktı.
Belki bir çocuğun ateşini ölçüyor, bir annenin elini tutuyor olacaktı.

Ama olmadı.
Kaç yıl geçsede acı dinmeyecek…
Rabbim kimseyi çaresiz bırakmasın.

Ve işte bu yüzden 6 Şubat, benim için sadece bir tarih değil.
Bir mezarlık.
Bir eksik masa.
Bir yarım dua.

Rabbim hayatını kaybedenlere rahmet versin.
Geride kalanlara sabır versin.
Ve bize…
Bu acıyı unutmadan yaşamayı,
İnsan kalmayı,
Ve bir daha aynı hataları yapmamayı nasip etsin.

Çünkü 04.17…
Bir saat değil.
Bir ömür.

Vesselam..

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve marasgunebakis.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Mehmet Kuzhan
(06.02.2026 00:28 - #426)
Kalemine yüreğine sağlık Hacı Ali bey. Allah bir daha böyle ağır imtihanları yaşatmasın.
Hacı Ali Amin sayın müdürüm. Allah razı olsun.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve marasgunebakis.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.