Bir belediye başkanı düşünün…
Konuşurken slogan atmıyor.
Cümle kurarken kaçamak yapmıyor.
Ve en önemlisi; rakam verirken gözünü kaçırmıyor.
Fırat Görgel’in 10 Ocak’ta basınla paylaştığı tablo tam olarak buydu.
114 vaat…
71’i başlamış.
12 milyar liralık öz kaynak yatırımı…
20 milyar lirayı aşan altyapı hamlesi…
2 bin 300 kilometre altyapı…
3 milyar liralık yol yatırımı…
Bunlar süslü cümleler değil.
Bunlar yarın sorulduğunda inkâr edilemeyecek, hesap sorulabilecek rakamlar.
Ama mesele yalnızca rakam meselesi değil.
Asıl mesele şu:
Bu şehir, lafla değil kazmayla ayağa kalkıyor.
Türkiye’de altyapıya girmek istemeyen çok belediye başkanı var.
Çünkü altyapı görünmez.
Çünkü altyapı oy getirmez.
Çünkü altyapı sabır ister, eleştiri getirir.
Ama Kahramanmaraş’ta bir gerçek var ki artık kimse inkâr edemez:
Altyapıyı yapmazsan, üstyapı yalan olur.
Görgel bu riski aldı.
Vali Mükerrem Ünlüer bu riski sahiplendi.
Bugün kazılan her sokak, aslında geleceğe atılan bir imza.
Evet, vatandaş zorlanıyor.
Evet, esnaf sıkıntı çekiyor.
Ama şunu ilk kez bu kadar net söyleyelim:
Bu altyapı yapılmasaydı, bu şehir bir daha belini doğrultamazdı.
Vali Ünlüer’in altını çizdiği bir cümle var; aslında bütün fotoğrafı özetliyor:
“Yaşayan bir şehri yeniden inşa ediyoruz.”
Bu cümle sıradan değil.
Çünkü Maraş’ta insanlar gitmedi.
Çünkü Maraş’ta hayat durmadı.
Çünkü enkazın üstünde yaşam devam etti.
Bu, işi zorlaştırdı.
Ama aynı zamanda şehre sahip çıkan bir irade ortaya koydu.
Bugün konteyner kentlerin kaldırılması konuşulabiliyorsa,
Bugün Doğukent ve Güneşevler yerleşime açılıyorsa,
Bugün “bu şehir eskisinden daha iyi olacak” cümlesi kurulabiliyorsa…
Bu, merkez–yerel uyumunun sahaya yansımasıdır.
Her şey güllük gülistanlık mı?
Hayır.
Vatandaş hâlâ yoruluyor.
Esnaf hâlâ sabır istiyor.
Ulaşım hâlâ bazı noktalarda sancılı.
Koordinasyon hâlâ yer yer aksıyor.
İşte tam burada köşe yazısının görevi başlar.
Bu yatırımların iletişimi daha güçlü yapılmalı.
Mahalle mahalle, sokak sokak bilgilendirme yapılmalı.
“Bugün kazıyoruz, şu tarihte kapatıyoruz” denmeli, söze sadık kalınmalı..
Belirsizlik değil, takvim konuşmalı.
Çünkü büyük yatırım, büyük sabır ister.
Sabır da ancak güvenle mümkün.
Tam bu noktada kritik bir başlık var:
Danışman meselesi.
Burhan Sakallı’nın Büyükşehir Belediyesi’ne başdanışman olarak atanması doğru bir adım.
Odunpazarı tecrübesi, restorasyon pratiği, kültür–şehir ilişkisini bilen bir isim.
Ama şunu açık söyleyelim:
Bir danışman, şehri tek başına taşımaz.
Kahramanmaraş’ın ihtiyacı sadece dışarıdan gelen akıl değil;
kendi birikimini de masaya koyabilen bir şehir refleksidir.
Bu şehirde yerel yönetim hafızası olan, sahayı bilen, kriz görmüş isimler var.
Osman Okumuş gibi…
Hanefi Mahçiçek gibi…
Fatih Erkoç gibi..
Necati Okay gibi..
Bu isimleri sadece Büyükşehir için yazmıyorum. Onikişubat, Dulkadiroğlu, Türkoğlu, Göksun vs belediyelerimize baş danışman olabilecek isimler diye yazıyorum..
Sorulması gereken soru şudur:
Biz bu tecrübeleri neden sadece “ziyaret” seviyesinde tutuyoruz?
Fotoğraf çekiyoruz.
“Verimli sohbet oldu” diyoruz.
Sonra herkes evine…
Şehir böyle büyümez.
Şehir, mekanizma kurarak büyür.
Şehir, sorumluluk paylaşarak büyür.
Şehir, aklı kurumsallaştırarak büyür.
Yine söylüyorum. Fırat Görgel yalnız bırakılırsa yorulur.
Yorulursa tempo düşer.
Tempo düşerse bu şehir yine beklemeye başlar.
Bizim en büyük zaafımız şu:
Elimizdekini “olduğu için” değersiz görmek;
yitirince kıymetini anlamak.
Benim teklifim net:
Bu şehir, başkanlara destek cümlesi kurmasın; başkana destek sistemi kursun.
Bakın, Vahit Kirişci’nin ve üst düzey AK isimlerin Osman Okumuş’u birlik başkanı rozetinden dolayı ziyaret etmesi kıymetlidir. Ama tek başına yeterli değil. Çünkü ziyaret, hafızaya fotoğraf bırakır; mekanizma ise şehre sonuç bırakır.
Bu şehir artık şu cümleyle oyalanamaz:
“Sayın Başkanımıza nazik ev sahipliği için teşekkür ederiz.”
Teşekkür güzel…
Ama şehir teşekkürle büyümez.
Şehir, görev tanımıyla büyür.
Şehir, sorumluluk paylaşımıyla büyür.
Şehir, akıl birliğiyle büyür.
Bugün Kahramanmaraş’ta şunu net görüyoruz:
Sahaya hâkim bir belediye başkanı var.
Sorumluluk alan bir vali var.
Merkezle temas kurabilen bir yerel irade Burak Gül başkan var.
Maraş, kendi tecrübesini kenarda bekleterek büyüyemez.
Eksikler olacak.
Eleştiriler olacak.
Ama şu teslim edilmeli:
Bu şehir uzun zaman sonra ilk kez lafla değil, işle konuşan bir yönetim görüyor.
Ve bu küçümsenecek bir şey değil.
Çünkü bazı şehirler konuşur…
Bazı şehirler susar…
Ama bazı şehirler kazma sesiyle yeniden doğar.
Kahramanmaraş bugün tam da o noktada.
Ve son bir cümleyle bitirelim:
UNESCO bir rozet değil;
ya bu şehri ayağa kaldıran aklın taçlandığı bir unvan olacak,
ya da taşıyamadığımız bir yük olarak duvarda asılı kalacak.
Tercih, bu şehrin elinde.

