SUİKASTLER, CİNAYETLER, SABOTAJLAR…
Ülkemin son elli yılda yaşadığı suikast, cinayet ve sabotajları hiçbir ülke yaşamamıştır.
Kanılgan ve unutkan bir millet olduğumuz için hep ‘’ Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.’’ der geçeriz. Dolayısıyla cinayetler, suikastler, sabotojlar bir müddet sonra sıradanlaşır, kanıksanır.
Geçmişe takılıp kalmak, olayların arkasından gitmek yanlıştır. Doğru olanı, zamanın ve olayların önünden giderek zaruri tedbirleri almak ve gerekli analizleri yapmaktır.
Ülkemde neden bu kadar suikast ve cinayet yaşandı? Olayların arka planını görmek çok karmaşık ve mikroskop gerektiriyor.
Yakın zamanda üst üste yaşadığımız suikast ve cinayetler, törenlerde ‘’ Failler yakalanacak ve hesap verecek.’’ kürsü söylemleri ile geçiştirilecek nitelikte değildir.
‘’ Gülü seven dikenine katlanır.’’
Böyle bir coğrafyada yaşıyorsan elbette suikast, cinayet ve sabotajları bekleyeceksin. Ama bu, ‘’körü körüne, uysal koyun’’ gibi olmayacak. Gözyaşı dökerek, ‘’ ah vah’’ diyerek olmayacak.
Son yüz elli yıldır hep benim anam ağladı. Halâ da ağlıyor. Analar Mehmet’i ölsün, öldürülsün diye doğurmadı, doğurmuyor.
Çanakkale Savaşı’nda Mehmet, ölümü öldürdü; mermi yağmuru altında savaşa devam etti. Bu hal kutsal bir haldir. Dünyada eşi olmayan bir dirençtir. Cephede dost belli, düşman belli. Ama kurgulanan sağ- sol kavgasından, PKK teröründen dolayı gençlerimin, Mehmetçik’lerin ölümü, devletin zafiyetinden ve yöneticilerin ihanete varan ihmalindendir.
Dün Yemen’de, Trablus’ta, Kafkaslar’ da, Balkanlar’da milyonlarca can verdik. Her cephe bir faciaydı.O dönemde Anadolu boşalmış, adeta erkeksiz kalmıştı. Buna rağmen Anadolu direndi.
Cumhuriyet dönemi ile başlayan suikastlerde, idam sehpalarında; tembihli, kurgulanmış 1960, 1971,1980 ihtilallerinde; sağ-sol kavgalarında, mezhep çatışmalarında, Ermeni teröründe… Bugün de PKK terörü, kardeş kavgaları ile binlerce gencimizi, Mehmetçiğimizi kaybettik. Yarın, kim bilir hangi fitneyle hangi ayrışmayla yine kaos ortamı oluşturulacak?
‘’Milletimizin başı sağ olsun.’’lar yüz yılımızı aldı. Canlarımı, kaynaklarımı, enerjimi aldı.
Son elli yıldaki cinayetleri, suikastleri, zehirlemeleri sıralamak sayfaları doldurur. Yüzlerce, binlerce…
Tarlamı birileri yıllarca sürdü ve halen sürüyor. Devşirmeleri, dönmeleri 15 Temmuz’da gördük.
MİT Başkanı Fuat Doğu hani ‘’Ben MİT Müsteşarlığı yapmadım. CİA’ nın şube müdürlüğünü yaptım.’’ demişti ya. Yine, ülkemde sağ da sol da ’’Bizi kullandılar.’’ demedi mi? Çünkü NATO Gladyosu ve yerli iş birlikçileri hep devredeydi. Ordunun, emniyetin, siyasetin içindeydi.
MENDERES’İN ÖLÜMÜNDEN BUGÜNE…
Sağ-sol kavgaları ile kaybettiğimiz binlerce genç ve Gün Sazak’tan… Deniz Gezmiş’e… Ermeni teröründen Sivas Madımak, Çorum, Maraş, Başbağlar, Gezi Olayları’na… kaybettiklerimiz…
Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Gaffar Okkan, Hiram Abbas, Çetin Emeç, Necip Hablemitoğlu, Aytunç Altındal, Hulisi Sayın, İsmail Selen, Hüseyin Kıvrıkoğlu Paşalar; Bahtiyar Aydın, Cem Ersever, Kazım Çilloğlu, Rıdvan Özden Albaylar; yani Nato’ya mesafeli Eşref Bitlis’in ekibi ve ismini sayamadığımız yüzlerce insan neden öldürüldü?
Hasan Mezarcı, Salih Mirzabeyoğlu gibi onlarca insanın, hapishanelerde psikolojik baskıyla, ilaçla akli melekelerinin öldürülmesi neyle izah edilir?
Sonra ‘’ Bir sağdan bir soldan astık. Bir silah, sabah solcuyu, öğlen sağcıyı öldürdü.’’ ’’Aynı ajans bildiri hazırlar birini sağcıya, birini solcuya verir.’’ Bu ifadeler tam bir Gladyo, Kontrgerilla işi. Bu konuda sağ da sol da çoğu kurgulanmış karşıt fikirlerle, silahlı eylemlerle uyutuldu. Dolayısıyla Gerçek Emperyalizmi, Siyonizmi göremedik. Çünkü Emperyalizm, her alanda ‘’İktidarımı da muhalefetimi de kendim oluştururum.’’ diyor.
Bu cümle üzerinde çok düşünmek gerek. Buna alet olan liderleri de çok düşünmek gerek.
Muhsin Yazıcıoğlu suikastinde yabancı savaş uçaklarının da konuşulması, Eşref Bitlis’in ekibiyle… yani çok bilenlerin öldürülmesi, öldürenin de öldürülmesi nasıl izah edilebilir?
Birileri ülkem üzerinde ölümcül ameliyatlar yaptı ve halen de yapıyor.
Yazıcıoğlu, Kozinoğlu dosyaları yıllar sonra açıldı. Adalet adına ümit verici gelişmeler. Turgut Özal, Uğur Mumcu, Gaffar Okkan gibilerin dosyaları da açılmalı. Ama dağ fare doğurmamalı.
Bu cinayetleri çözmek hem cesaret, hem basiret ister; çünkü karşımızdaki cinayet timleri çok profesyonel. İz bırakmıyor.
Çoğu kere cinayeti çözmeye çalışanların cinayetlerin bir parçası olması da çok vahim. Bu durum, FETÖ soruşturmalarında yaşandı.
. . . . . . . . . . . . . . .
Bir sepete konan yumurtalar gibi, onlarca fizikçiyi, Engin Arık’ın ekibini Isparta Uçağı’na doldurduk ve ölüme yolladık. Bu nasıl bir basiretsizlik, körlük? Üstelik uçağın kara kutusunu da olayı tezgâhlayanlara gönderdik. Yani kümesi tilkiye teslim ettik. İnsanımızın hayatı bu kadar ucuz mu?
Isparta Uçağı’ nın düşürüldüğü yıllarda İsrail ve NATO Gladyosu ve ölüm timleri Ortadoğu’da Fizikçi avına çıkmıştı. Irak’ta, İran’da, Filistin’de fizikçileri öldürdüler. Bunlar, benim bildiklerim.
Nadir toprak elementleri üzerinde çalışan, bir ton toryumun zenginleştirilmesiyle ülkemin enerji ihtiyacını karşılamayı hedefleyen; toryum, uranyum uzmanları yok edildi.
Bu bilim adamları özel olarak korunmalıydı. Korumayı bırakın, ülkemde yüzlerce mucit, çalışmalarıyla baş başa bırakıldı. Bunların içinde zorla akıl hastanesine yatırılanlar da var.
Selahattin Alan, Vecihi Hürkuş, Nuri Killigil, Nuri Demirağ’dan… Aselsan şehitlerine… Devlet neredeydi?
Dün öldü, bugün yaşayanları koruyalım.
Özellikle Mahmut Akşit Hoca gibiler yakın korumaya alınmalı.
Türkiye’de yıllarca mucitler takip edildi, tehdit edildi, çalışmaları engellendi. Bunun en açık örneği Aselsan şehitleri. Bu hal, dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur.
Ömrümüzü, hep olayları konuşmakla geçirdik. Tanzimat’tan bu tarafa durum tespiti yapmaktan bıktık. Onlar, olayları kurguladı, tezgâhladı; biz yaşadık.
. . . . . . . . . . . . . . .
.
Hülâsa, olayların, cinayetlerin gerçek sebebini çözemedik veya etkin güçler ve yerli iş birlikçileri çözdürmedi.
