Gecenin dördü…
Şehir susmuş…
Evler karanlığa gömülmüş…
Telefonlar sessizliğe çekilmiş…
İnsanlar uykunun en derin yerinde…
Ve insan, o vakitte bir anda uyanıyor…
Bir bardak su içmek için…
Lavaboya gitmek için…
Belki birkaç dakika sonra yeniden uyumak için kalkıyor…
Ama bazen insan yeniden uyuyamıyor…
Çünkü bazı insanların uykusundan daha büyük dertleri oluyor…
Bir milletin hâlini düşünüyorsunuz…
Gazze’yi düşünüyorsunuz…
Suriye’yi düşünüyorsunuz…
Dağılan aileleri…
Kimliksiz büyüyen gençleri…
İnancını kaybeden nesilleri…
Müslümanların niçin bu hâle düştüğünü düşünüyorsunuz…
Sonra tarihin içinden yüzler geçiyor zihninizden…
Eyyub el-Ensari geliyor…
Tarık bin Ziyad geliyor…
Salahaddin geliyor…
Sarı Saltuk geliyor…
Bir zamanlar geceleri uyumayan insanların kurduğu medeniyetleri düşünüyorsunuz…
Çünkü büyük davalar, rahat insanların omuzlarında yükselmedi hiçbir zaman…
Medeniyetleri kuranlar;
konforuna düşkün insanlar değil,
dert sahibi insanlardı…
İnsanlığın yükünü omzunda hissedenlerdi…
Belki de bu yüzden Allah, gecenin o sessiz vakitlerini kıymetli kıldı…
Çünkü gecenin karanlığında insan rol yapamaz…
Kalabalıklara konuşamaz…
Gösteriş yapamaz…
Orada insan gerçekten kimse, onunla baş başa kalır…
Makamların sustuğu…
Alkışların bittiği…
Kalabalıkların dağıldığı…
Ve sadece kul ile Rabbi arasında kalan o vakitler…
İşte samimiyet biraz da burada ortaya çıkar…
Herkes uyurken bir insan hâlâ ümmetin derdiyle dertleniyorsa…
Hâlâ gençliğin geleceğini düşünüyorsa…
Hâlâ “Bu millet yeniden nasıl ayağa kalkar?” diye iç geçiriyorsa…
Bu artık sıradan bir düşünce değildir…
Bu bir sevdaya dönüşmüştür…
Çünkü ideal sahibi insanlar, sadece kendileri için yaşamaz…
Onlar bir çağın yükünü taşırlar…
Ve tarih boyunca hakikat yolunda yürüyen bütün insanların ortak noktası buydu…
Herkes uyurken uyanık kalabilmeleri…
Bir dava adamı olmak biraz da budur…
Kalabalıkların alkışladığı gündüzlerden çok, kimsenin görmediği gecelerde ayakta kalabilmektir…
Belki de Allah bazı kullarının kalbine bu yüzden dert indirir…
Çünkü dertsiz insan sadece yaşar…
Ama dert sahibi insan, yaşadığı çağı değiştirmeye çalışır…
Ve inanıyorum ki;
samimiyetle söylenen söz mutlaka bir kalbe ulaşır…
Çünkü kalpten çıkan bir cümlenin ağırlığını insanlar hisseder…
Belki bir yazı…
Belki bir konuşma…
Belki gecenin dördünde edilen samimi bir dua…
Bir insanın hayatını değiştirebilir…
Belki de yeni bir yürüyüş,
gecenin en sessiz vaktinde edilen bir muhasebeyle başlar…
Mehmet Akpınar
8 Mayıs 2026
