Dün bugünün, bugün de yarının habercisidir.
Urfa ve Kahramanmaraş’ta öğrenciler tarafından işlenen cinayetler çok ciddi bir sosyal depremin, çürümüşlüğün göstergesi.
Yine ahmakça ve günlerce bu olayların sonuçları konuşulacak. Bu arada sebepler gürültüde boğulacak.
Sosyal çürüme, ahlâki çöküş yılların birikimidir. Zira toplumların çöküşü binaların çöküşü gibi ses çıkarmaz. Sosyolojide bunun adı sessiz ölümdür.
Türkiye buraya beş-on yılda gelmedi.
Tarih, sosyoloji bilmeyen yorumcular sadece olayların sonucunu konuşur; ama olayların kuluçka dönemini unutur.
Sosyoloji der ki sosyal olayların yaşı elli, yüz, iki yüz… yılı bulabilir.
Öyleyse sosyoloji tarihimize bir bakalım:
Tanzimat ve Meşrutiyet Hareketlerini, Batılılaşma sevdamızı, Batının iki yüz yıldır üzerimizdeki kültürel bombardımanını; 1890’lı yıllardaki Fener Rum Patrikhanesi’nin, Ortodoks Kilisesi’nin Türk nesli ile ilgili hedeflerini; 1947 Yalta Konferansı’nın, Anadolu’nun Batı kültür emperyalizmine neden teslim edildiği maddelerini dikkate almadan yukarıdaki olayları sağlıklı ve doğru izah edemezsiniz. ÇÜNKÜ DÜN, BUGÜNDÜR.
Tarihçiler, sosyologlar, psikologlar bu olayların kuluçka dönemini buralarda arayın. Sonucu konuşarak, olaylara doğru teşhis koyamazsınız.
Dün saldırılar, sınırlı vasıtalarla yapılırken; bugün saldırlar birebir herkese, dijital ortamda, sosyal medyada; dizilerle, filmlerle, oyunlarla… yapılıyor. Ve yeni nesil bizim değil, o dünyanın nesli oluyor.
‘’Ah vah’’ demenin anlamı yok. Sert tedbirler alma vakti.
Yöneticiler, uzmanlar, üniversiteler, siyasiler… kafamızı kuma gömmeyelim.
DÜNÜ KORUYAMAYAN, BUGÜNÜ; BUGÜNÜ KORUYAMAYAN YARINI KAYBEDER.
Milli direnç hatlarınızı; yani eğitiminizi, kültürünüzü, değerlerinizi, ahlakınızı, bu coğrafyaya aidiyet duygunuzu güçlendirmezseniz; neslinizi, vatandaşınızı dış ve iç saldırılara karşı korumazsanız; küresel kültüre, sosyal medyaya, dijital dünyaya yol açarsanız işte sonuç bu olur. Ve yarın bu toprakları koruyacak asker bulamazsınız.
Rusya ve Çin dijital saldırılara tedbir alırken, biz kapıları sonuna kadar açıyoruz.
Dizilerimizdeki rezaleti ‘’Çocuklarımızın sosyal ahlâkını bozuyor.’’ diye bir Rus psikolog tenkit ediyor. Bizim yöneticiler, psikologlar, uzmanlar nerede?
5 G’ye geçtiğimiz için zil çalıp oynuyoruz. Kazandığımızı zannederken kaybettiklerimizi göremiyoruz.
Ekrana tedbir almak hürriyetleri kısıtlamak değil, bilakis hürriyetleri korumaktır.
Çocuklarımız, ergenimiz gün boyu cinayet, silahlı çatışma ve silah sevici dizileri izliyor…
Sosyal medya oyunları, savaş ve mafya oyunları ve dizileri…; cinayet, aldatma, gasp, kavga… haberleri...
Bu kadar ekran saldırıları karşısında kalan genç ve ergenler paranoyak olur. Normal olmaz.
Daha, ekrandaki SUBLİMİNAL; yani bilinç altını hedefleyen mesaj, görüntü, ses yerleştirmeleri hariç.
. . . . . . . . . . . . . . . . .
Bu gidişe kim, dur, diyecek ?
