KSÜ’de yeni rektörün açıklanmasına sayılı günler kaldı.
Şehir konuşuyor.
Kulisler hareketli.
Farklı isimler dillendiriliyor.
Bu doğal.
Ama bu süreci duyguyla değil, devlet aklıyla değerlendirmek gerek.
Çünkü üniversite; sadece bir kurum değil.
Bir şehrin beyni, hafızası ve geleceği..
Şunu açıkça söyleyelim:
Liyakatliyse Muşlu olsun.
Liyakatliyse Sivaslı olsun.
Liyakatliyse Adanalı olsun.
Devlet, coğrafyaya göre değil, ehliyete göre karar verir.
Ancak aynı şekilde;
Kahramanmaraşlı olup da gerçekten akademik birikimi olan, yöneticilik tecrübesi bulunan, vizyon sahibi, kriz yönetebilen adaylar varsa; sırf “yerel” diye geri plana itilmesi de devlet aklına uymaz.
Devlet aklı;
ne dar hemşehriciliğe teslim olur
ne de kendi değerini görmezden gelir.
Nitekim kulislerde üç isim öne çıkıyor: Muzaffer Çakar, Selahattin Çınar ve Ahmet Ataç. Her biri kendi akademik geçmişi ve tecrübesiyle değerlendirilen isimler.
Ancak unutulmaması gereken bir husus daha var. YÖK’ün değerlendirme sürecinde sürpriz bir ismin ortaya çıkma ihtimali her zaman var. Birde son duyumlara göre stk adına ağır bastığı belirtilen parlayan bir adayın olduğu..ismi bende var ama yazmayı uygun görmüyorum..
Bu tablo bize şunu gösterir: Süreç yalnızca şehir içi dengelerle değil, Ankara’daki değerlendirme kriterleriyle de şekillenmekte olduğunu.
Vekillerin ve teşkilatın bölünmesi, farklı isimler üzerinde durması siyasetin doğasında olabilir.
Fakat üniversite söz konusu olduğunda;
Asıl olan rekabet değil, mutabakattır.
Rektör daha ilk gün “kimin adayı?” sorusuyla başlarsa,
yönetim zayıf başlar.
Oysa üniversitenin ihtiyacı güçlü başlangıçtır.
Deprem sonrası toparlanma sürecinde,
akademik üretimde,
uluslararasılaşmada,
şehir–üniversite iş birliğinde
zaman kaybına tahammül yok.
Devlet aklı, kişisel tercihlerden değil, kurumsal istikrardan beslenir.
KSÜ’nün ihtiyacı birleştirici liderlik..
Yeni rektör;
Akademik dünyada karşılığı olan,
Kampüs içinde adalet duygusunu tesis edebilen,
Şehirle kavga etmeyen,
Siyasetle mesafeyi doğru ayarlayabilen,
Kadro ve kadrolaşma tartışmalarını bitirebilecek bir duruşa sahip olmalı.
Devlet aklı şunu sorar:
Bu isim üniversiteyi büyütür mü?
Bu isim kurumu sakinleştirir mi?
Bu isim şehre güven verir mi?
Cevap “evet” ise gerisi ayrıntı..
Sayın Vekillere; Bu mesele bir tercih meselesi değil, bir vebal meselesidir diyorum not olarak.
Şehir, vekillerinden bölünmüş görüntü değil; ortak akıl bekliyor.
İsimler gelip geçer.
Ama üniversitenin itibarı kalıcıdır.
Bugün atılacak imza,
dört yılın değil,
belki bir kuşağın yönünü belirleyecek.
Devlet aklı;
yüksek sesle değil, doğru kararla konuşur. Sağ gösterir, sol vurur.
Ve doğru karar;
liyakatte birleşmekten geçer.
Ve unutulmamalıdır ki; devlet karar verdiğinde tartışma değil, istikrar üretmeli. Çünkü güçlü üniversite, güçlü şehir demek.
İşte böyle..
Ne bağırdım, ne kırdım..
Ama söyledim..
Devlet diliyle, şehir vicdanıyla, ferasetle…
Vesselam..
