Mehmet AKPINAR
Köşe Yazarı
Mehmet AKPINAR
 

EMANET VE EHLİYET

İnsan bazen en büyük hayal kırıklığını düşmanından değil, güvendiği insanlardan yaşar… Çünkü düşmanın ne yapacağı bellidir ama “bizden” görünenin yanlış yapması insanın içine daha çok dokunur… Hayatta da, kurumlarda da, dostluklarda da, davalarda da en zor meselelerden biri doğru insanı doğru yerde değerlendirebilmektir… İşte bu yüzden eskiler, “Sadakat ve liyakat birlikte olacak” demiştir… Sadece sadakat yetmez… Sadece liyakat da yetmez… Çünkü sadakati olup liyakati olmayan insan, bir süre sonra hem kendisine hem de bulunduğu ortama zarar vermeye başlar… İlk başta iyi niyetli görünür… Fedakârdır… Yakındır… Seni sevdiğini söyler… Sen de “en azından sadık” diyerek ona güvenirsin… Ama zaman geçince ortaya başka bir tablo çıkar… Taşıması gereken yükü taşıyamaz… Sorumluluğu yönetemez… Disiplini koruyamaz… Nefsini terbiye edememiştir… Emanet ahlakı oluşmamıştır… Bu kez eksiklikler başlar… Arkasından ihmaller… Sonra yanlışlıklar… Bazen bile bile yapılan hatalar… Bazen görev suiistimalleri… Bazen de menfaat hesapları… İnsan şaşırıyor… “Biz buna güvenmiştik” diyor… Fakat aslında burada sadece sadakatin yetmediği ortaya çıkıyor… Çünkü liyakat olmayınca insan yaptığı hatayı bile anlayamıyor… Kendisini geliştirmiyor… Eksikliğini kabul etmiyor… Eleştiriye tahammül edemiyor… Sen onu düzeltmeye çalıştığında ise bunu bir eğitim değil, bir saldırı gibi görüyor… “Ben bu kadar sadık oldum, bana bunu nasıl söylersiniz?” psikolojisine giriyor… İşte tehlike burada başlıyor… Liyakatsiz insan önce işi zedeliyor… Sonra ilişkileri… En sonunda da sadakati… Çünkü hakikati taşıyacak karakteri olmadığı için eleştiriyi ihanet sanıyor… Bu yüzden birçok yapıda insanlar başlangıçta beraber yürüdükleri kişilerle sonradan kırılmalar yaşayabiliyor… Aslında problem çoğu zaman sadakatin azalması değil, liyakatin hiç oluşmamış olmasıdır… Hazreti Ömer’in şu sözü ne kadar derindir: “Bir insanı tanımak istiyorsanız onunla yolculuk yapın, komşuluk yapın ve ticaret yapın…” Çünkü insanın gerçek karakteri rahat zamanda değil, yaşam sınavında ortaya çıkar… Yolculuk sabrı gösterir… Ticaret vicdanı gösterir… Komşuluk ahlakı gösterir… Bir insanın yüzü güzel olabilir… Konuşması etkileyici olabilir… Sloganları güçlü olabilir… Ama emanet taşıyıp taşıyamayacağı ancak zamanla anlaşılır… Bizim Maraş’taki o meşhur söz de aslında bunu anlatır: “Kavun değil ki koklayıp anlayasın…” Yani insan dışarıdan hemen anlaşılmaz… Kimi çok düzgün görünür ama menfaat görünce değişir… Kimi sessizdir ama en zor zamanda omuz verir… Onun için karakter meselesi çok önemlidir… Karakteri sağlam olan insan, hata yaptığında utanır… Kendisini düzeltmeye çalışır… Eksikliğini kabul eder… Sorumluluktan kaçmaz… Ama nefsi ağır basan insan ise sürekli mazeret üretir… Kendisini sorgulamaz… Eleştireni suçlar… Hatta zamanla kırgınlık, öfke ve düşmanlık üretmeye başlar… Bugün insanların en büyük problemlerinden biri de budur… Herkes yetki istiyor ama herkes yük taşımak istemiyor… Oysa emanet ehline verilmediğinde sadece işler bozulmaz… Güven bozulur… Ahlak bozulur… İnsan ilişkileri bozulur… Peygamber Efendimiz’in “Emanet zayi edildiğinde kıyameti bekleyin” buyurması boşuna değildir… Sahabeler “Emanet nasıl zayi olur?” diye sorduklarında ise şu cevabı verir: “İş ehil olmayana verildiğinde…” Demek ki mesele sadece bir görev meselesi değildir… Bu aynı zamanda ahlak, vicdan ve karakter meselesidir… Fakat bütün bunlar insanı karamsarlığa sürüklememeli… Çünkü hatayı görmek, çözümün başlangıcıdır… Akıllı insan hatayı inkâr eden değil, hatayı görüp tedbir alandır… Yanlışı fark ettiği halde aynı şekilde devam eden değil, kendisini yenileyendir… Bu yüzden yapılması gereken şey bellidir… İnsan yetiştirmeye daha fazla önem vermek… Eğitimi artırmak… Karakter eğitimini güçlendirmek… Sorumluluk bilinci oluşturmak… Emanet ahlakını yeniden inşa etmek… Ve gerektiğinde de cesur davranabilmek… Çünkü bazen bir yapıyı ayakta tutan şey sadece yeni insanlar kazanmak değil, yanlış insanların oluşturduğu yükü temizleyebilmektir… Merhamet başka şeydir… Tedbirsizlik başka şey… Affetmek başka şeydir… Aynı yanlışı sürekli görmezden gelmek başka şey… İnsan bazen kırılarak öğrenir… Bazen kaybederek tecrübe kazanır… Ama önemli olan aynı yanlışı tekrar etmemektir… Çünkü hayat da, mücadele de, insan ilişkileri de sürekli bir imtihandır… Ve akıllı insan, yaşadığı hayal kırıklıklarından sonra insanlığa küsen değil; Doğruyu bulup onu uygulayan insandır… Mehmet Akpınar 10 Mayıs 2026
Ekleme Tarihi: 10 Mayıs 2026 -Pazar
Mehmet AKPINAR

EMANET VE EHLİYET

İnsan bazen en büyük hayal kırıklığını düşmanından değil, güvendiği insanlardan yaşar…

Çünkü düşmanın ne yapacağı bellidir ama “bizden” görünenin yanlış yapması insanın içine daha çok dokunur…

Hayatta da, kurumlarda da, dostluklarda da, davalarda da en zor meselelerden biri doğru insanı doğru yerde değerlendirebilmektir…
İşte bu yüzden eskiler, “Sadakat ve liyakat birlikte olacak” demiştir…

Sadece sadakat yetmez…
Sadece liyakat da yetmez…

Çünkü sadakati olup liyakati olmayan insan, bir süre sonra hem kendisine hem de bulunduğu ortama zarar vermeye başlar…

İlk başta iyi niyetli görünür…
Fedakârdır…
Yakındır…
Seni sevdiğini söyler…
Sen de “en azından sadık” diyerek ona güvenirsin…

Ama zaman geçince ortaya başka bir tablo çıkar…

Taşıması gereken yükü taşıyamaz…
Sorumluluğu yönetemez…
Disiplini koruyamaz…
Nefsini terbiye edememiştir…
Emanet ahlakı oluşmamıştır…

Bu kez eksiklikler başlar…
Arkasından ihmaller…
Sonra yanlışlıklar…
Bazen bile bile yapılan hatalar…
Bazen görev suiistimalleri…
Bazen de menfaat hesapları…

İnsan şaşırıyor…
“Biz buna güvenmiştik” diyor…

Fakat aslında burada sadece sadakatin yetmediği ortaya çıkıyor…

Çünkü liyakat olmayınca insan yaptığı hatayı bile anlayamıyor…
Kendisini geliştirmiyor…
Eksikliğini kabul etmiyor…
Eleştiriye tahammül edemiyor…

Sen onu düzeltmeye çalıştığında ise bunu bir eğitim değil, bir saldırı gibi görüyor…

“Ben bu kadar sadık oldum, bana bunu nasıl söylersiniz?” psikolojisine giriyor…

İşte tehlike burada başlıyor…

Liyakatsiz insan önce işi zedeliyor…
Sonra ilişkileri…
En sonunda da sadakati…

Çünkü hakikati taşıyacak karakteri olmadığı için eleştiriyi ihanet sanıyor…

Bu yüzden birçok yapıda insanlar başlangıçta beraber yürüdükleri kişilerle sonradan kırılmalar yaşayabiliyor…

Aslında problem çoğu zaman sadakatin azalması değil, liyakatin hiç oluşmamış olmasıdır…

Hazreti Ömer’in şu sözü ne kadar derindir:

“Bir insanı tanımak istiyorsanız onunla yolculuk yapın, komşuluk yapın ve ticaret yapın…”

Çünkü insanın gerçek karakteri rahat zamanda değil, yaşam sınavında ortaya çıkar…

Yolculuk sabrı gösterir…
Ticaret vicdanı gösterir…
Komşuluk ahlakı gösterir…

Bir insanın yüzü güzel olabilir…
Konuşması etkileyici olabilir…
Sloganları güçlü olabilir…

Ama emanet taşıyıp taşıyamayacağı ancak zamanla anlaşılır…

Bizim Maraş’taki o meşhur söz de aslında bunu anlatır:

“Kavun değil ki koklayıp anlayasın…”

Yani insan dışarıdan hemen anlaşılmaz…

Kimi çok düzgün görünür ama menfaat görünce değişir…

Kimi sessizdir ama en zor zamanda omuz verir…

Onun için karakter meselesi çok önemlidir…

Karakteri sağlam olan insan, hata yaptığında utanır…

Kendisini düzeltmeye çalışır…

Eksikliğini kabul eder…

Sorumluluktan kaçmaz…

Ama nefsi ağır basan insan ise sürekli mazeret üretir…

Kendisini sorgulamaz…
Eleştireni suçlar…

Hatta zamanla kırgınlık, öfke ve düşmanlık üretmeye başlar…

Bugün insanların en büyük problemlerinden biri de budur…

Herkes yetki istiyor ama herkes yük taşımak istemiyor…

Oysa emanet ehline verilmediğinde sadece işler bozulmaz…

Güven bozulur…
Ahlak bozulur…
İnsan ilişkileri bozulur…

Peygamber Efendimiz’in “Emanet zayi edildiğinde kıyameti bekleyin” buyurması boşuna değildir…
Sahabeler “Emanet nasıl zayi olur?” diye sorduklarında ise şu cevabı verir:

“İş ehil olmayana verildiğinde…”

Demek ki mesele sadece bir görev meselesi değildir…
Bu aynı zamanda ahlak, vicdan ve karakter meselesidir…

Fakat bütün bunlar insanı karamsarlığa sürüklememeli…

Çünkü hatayı görmek, çözümün başlangıcıdır…

Akıllı insan hatayı inkâr eden değil, hatayı görüp tedbir alandır…

Yanlışı fark ettiği halde aynı şekilde devam eden değil, kendisini yenileyendir…

Bu yüzden yapılması gereken şey bellidir…

İnsan yetiştirmeye daha fazla önem vermek…

Eğitimi artırmak…

Karakter eğitimini güçlendirmek…

Sorumluluk bilinci oluşturmak…

Emanet ahlakını yeniden inşa etmek…

Ve gerektiğinde de cesur davranabilmek…

Çünkü bazen bir yapıyı ayakta tutan şey sadece yeni insanlar kazanmak değil, yanlış insanların oluşturduğu yükü temizleyebilmektir…

Merhamet başka şeydir…
Tedbirsizlik başka şey…

Affetmek başka şeydir…
Aynı yanlışı sürekli görmezden gelmek başka şey…

İnsan bazen kırılarak öğrenir…

Bazen kaybederek tecrübe kazanır…

Ama önemli olan aynı yanlışı tekrar etmemektir…

Çünkü hayat da, mücadele de, insan ilişkileri de sürekli bir imtihandır…

Ve akıllı insan, yaşadığı hayal kırıklıklarından sonra insanlığa küsen değil;
Doğruyu bulup onu uygulayan insandır…

Mehmet Akpınar
10 Mayıs 2026

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve marasgunebakis.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.