Hacı Ali GÜNEÇIKAN
Köşe Yazarı
Hacı Ali GÜNEÇIKAN
 

İki Mustafa, Bir Mehmet Hanefi...

Baştan söylemek istiyorum, yazı uzun ama okuyun isterim! 6 Şubat sadece takvimde duran bir gün değil. Bir kırılma noktası. Bir imtihan. Bir yüzleşme. Hatta daha fazlası… Kimin gerçekten bu şehre ait olduğunu, kimin bu şehirle kader birliği yaptığını ortaya çıkaran büyük bir turnusol. O yüzden bugün Kahramanmaraş’a bakarken yalnızca yükselen binalara bakmak yetmez. Asıl görülmesi gereken şey, ayağa kalkan zihniyet.. KMTSO’nun iftar programında kurulan cümleler de tam olarak bunu anlattı. Ortada sadece bir iftar sofrası yoktu. Bir akşam yemeğinin ötesine geçen, bir şehir muhasebesi vardı. Bir gelecek arayışı vardı. Bir toparlanma iradesi vardı. Ve en önemlisi, “Bu şehir yeniden nasıl büyüyecek?” sorusuna verilmiş karakterli cevaplar vardı. Çünkü bazı sofralar gerçekten karın doyurmaz; ufuk açar. O akşam konuşulanlar bize şunu bir kez daha gösterdi: Kahramanmaraş artık enkazın diliyle konuşmak istemiyor. Artık bu şehir; yatırımın, üretimin, teknolojinin, ihracatın, istihdamın ve stratejik dönüşümün diliyle konuşmak istiyor. Bu çok kıymetli bir eşik.. Zira felaketten sonra iki yol vardır: Ya sürekli başına geleni anlatırsın… Ya da başına gelene rağmen ne yapacağını konuşursun. Kahramanmaraş, ikinci yolu seçmeye niyetli görünüyor. KMTSO Başkanı Mustafa Buluntu’nun sözleri bu yüzden sıradan bir kurum konuşması değildi. “Bugün burada sadece bir iftar programında değil, bir dirilişin, bir dönüşümün ve bir iddianın tam merkezinde buluştuk” cümlesi, aslında yeni dönemin özeti gibiydi. Bu cümlede üç şey vardı: Diriliş… Dönüşüm… İddia… Diriliş, ayağa kalkma iradesi.. Dönüşüm, eski ezberleri bırakma cesareti. İddia ise bir şehrin kendine yeniden büyük hedefler koyabilmesidir. İşte Kahramanmaraş’ın bugün en çok ihtiyacı olan şey tam da bu! Sadece toparlanmak değil, yön tayin etmek. Çünkü mesele artık “eski hâline dönmek” değil. Bazen bir şehir, yaşadığı büyük sarsıntıdan sonra eskiye dönmemeli; daha iyisine yürümeli.. Buluntu’nun “Kahramanmaraş artık eski Kahramanmaraş olmayacak” sözü tam da bu yüzden önemli. Bu söz, nostaljiyi değil istikameti işaret ediyor. Geçmişe övgüyü değil, geleceğe hazırlığı işaret ediyor. Hele ki “KM Havacılık sadece bir yatırım değil, Kahramanmaraş’ın kaderini değiştirecek bir adımdır” cümlesi… Bu, sıradan bir ekonomik değerlendirme değildir. Bu, şehrin düşük teknolojiden yüksek teknolojiye çıkma arzusunun ilanıdır. Yıllardır üretimle, alın teriyle, sanayi kültürüyle ayakta duran bir şehirden söz ediyoruz. Tekstilin, ipliğin, emeğin, girişim ruhunun şehrinden… Fakat artık çağ başka bir çağ. Sadece çok üretmek yetmiyor. Katma değerli üretmek gerekiyor. Sadece fabrikaya sahip olmak yetmiyor. Bilgiye, teknolojiye, nitelikli insan kaynağına ve vizyona sahip olmak gerekiyor. Dün ayakta kalmanın yolu düşük maliyetli üretimse, bugün sıçramanın yolu yüksek teknolojiye geçmek.. İşte Buluntu’nun konuşmasındaki asıl güç burada yatıyor: Bu şehir artık yalnızca üretim yapan bir şehir olmak istemiyor. Yön veren bir şehir olmak istiyor. Bu küçümsenecek bir iddia değil. Ama burada dikkat edilmesi gereken hayati bir nokta var: Bir şehir büyürken, sadece rakamlarla büyüyorsa tehlike başlar. Eğer beton büyür de insan küçülürse… Yatırım büyür de adalet gerilerse… Sanayi büyür de fırsat belli çevrelerde toplanırsa… İşte o zaman kalkınma değil, dengesizlik büyür. Bu yüzden ekonomik dönüşüm kadar sosyal denge de önemli. Teknolojik atılım kadar adil paylaşım da önemli. Sanayi kadar liyakat de önemli.. Kahramanmaraş’ın önünde tam da böyle bir sınav duruyor: Büyürken bölünmemek. Yükselirken kopmamak. Gelişirken kimseyi geride bırakmamak. İşte bu noktada Mustafa Buluntu’nun kadın girişimciliğine yaptığı vurgu da ayrı bir yere oturuyor. KİGEM üzerinden kadınları üretimin merkezine alma hedefi, klasik kalkınma anlayışının ötesine geçen bir bakış. Çünkü kadının dışarıda bırakıldığı bir ekonomik modelin uzun ömürlü olması mümkün değil.. Bir şehir nüfusunun yarısını potansiyel değil de kenarda duran bir unsur gibi görüyorsa, kendi gücünün yarısını kendi eliyle zayıflatıyor demektir. Demek ki burada konuşulan dönüşüm sadece bina dönüşümü değil. Sadece fabrika dönüşümü değil. Toplumsal rol dağılımının da yeniden kurulmasıdır. Ve gelelim Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Narlı’nın ifadelerine… Narlı’nın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik teşekkür cümleleri, salt bir siyasi nezaket beyanı olarak okunmamalı. Aslında orada dile gelen şey, deprem sonrası yeniden inşa sürecinde merkezi iradenin şehre verdiği desteğin altını çizme ihtiyacıdır. Çünkü 6 Şubat gibi bir felaketin ardından yerel aktörler ne kadar güçlü olursa olsun, devlet desteği olmadan böylesine büyük bir toparlanma kolay yürütülemez. TOKİ konutları, köy evleri, iş yerleri, altyapı hamleleri, planlanan büyük yatırımlar… Bunların her biri bir şehrin yeniden ayağa kalkmasında kritik başlıklardır. Narlı’nın teşekküründe sadece sadakat değil, aynı zamanda bir gerçekliğin teslimi vardır: Kahramanmaraş, bu süreçte yalnız bırakılmamıştır. Ancak burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Devlete teşekkür etmek kadar, o desteği doğru kullanmak da önemli.. Çünkü imkân tek başına kurtarmaz. İmkânı ehliyetle, ahlakla, planla ve vizyonla buluşturmak gerekir. Devlet destek verir. Ama şehri ayağa kaldıracak olan, o desteği boşa çıkarmayan yerel akıldır. Bu yüzden mesele sadece Ankara’dan gelen güç değildir. O gücü Maraş’ta doğru yere kanalize edecek iradedir. Ve bu irade meselesi bizi Hanefi Öksüz’ün konuşmasına getiriyor. Açık söylemek gerekir ki o akşam belki de en derin, en vicdanlı ve en kalıcı cümleler Öksüz’den geldi. Çünkü o konuşma sadece ekonomi üzerine kurulmuş bir metin değildi. Bir karakter çağrısıydı. Bir ahlak manifestosuydu. Bir iş dünyası konuşmasının içine yerleştirilmiş hayat dersi gibiydi. “Makâmlar geçicidir, imkânlar geçicidir. Sel gider, kum kalır… Geriye kalan; yaptığımız iyilikler, dokunduğumuz hayatlar ve bıraktığımız eserlerdir.” İşte bu cümle, yalnızca salondakilere değil, memlekette sorumluluk taşıyan herkese verilmiş bir derstir. Bugün Türkiye’nin de, Kahramanmaraş’ın da en büyük problemlerinden biri şudur: Makamı hizmetin aracı görmek yerine, hizmeti makamın süsü hâline getiren anlayış… Oysa Öksüz’ün işaret ettiği çizgi nettir: Koltuk kalmaz. Unvan kalmaz. Alkış da kalmaz. Geriye eser kalır. İnsan da zaten tam burada tartılır. Kaç yıl oturduğunla değil, oturduğun yerde ne yaptığınla… Ne kadar konuştuğunla değil, kaç hayata dokunduğunla… Kaç kişiye fayda sağladığınla… Bu bakımdan Öksüz’ün “ben” değil “biz” vurgusu da son derece kıymetliydi. Zira bugün en çok aşınan kelimelerden biri “biz”dir. Herkes başarıyı kendi hanesine yazmak istiyor. Herkes merkezde görünmek istiyor. Herkes fotoğrafın ortasında olmak istiyor. Ama gerçek kalkınma, fotoğrafın ortasında tek başına durmakla değil; aynı kareye bir şehri sığdırabilmekle olur. Kahramanmaraş’ın en büyük ihtiyacı da budur. Kişisel parlamalar değil, ortak yükseliştir. Aksi hâlde bir tarafta hızla yükselen azınlık, diğer tarafta yerinde sayan kalabalıklar oluşur. Bir şehir de en çok böyle yorulur. Dışarıdan büyür gibi görünür, içeriden ise dengesini kaybeder. Öksüz’ün tasarruf vurgusu da bu yüzden sıradan bir ekonomi önerisi değil.. Bu, aynı zamanda bir medeniyet uyarısıdır. Tasarruf; cimrilik değildir. Ölçüdür. Akıldır. Sorumluluktur. Kaynağa saygıdır. Geleceği bugünden yememektir. Bugün hem Türkiye’de hem yerelde yaşadığımız birçok ekonomik sıkışmanın altında sadece az üretim değil, yanlış tüketim alışkanlığı da vardır. Öksüz, bunu çok net biçimde ortaya koyuyor: Daha çok üretmek zorundayız ama daha bilinçli yaşamak da zorundayız. Çünkü israf eden toplum, yalnız parasını değil, ahlakını da tüketir. Bugünü gösterişle geçirip yarını borçla karşılayan anlayışlar, uzun vadede hiçbir memleketi güçlü kılamaz. Hele hele depremden geçmiş bir şehir için tasarruf, lüks değil zarurettir. Çünkü bu şehir kaynak nedir bilir. Yokluk nedir bilir. Bir gecede elindekini kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi bilir. Onun için Kahramanmaraş’ta tasarruf konuşuluyorsa, bu masa başı bir ekonomi öğretisi değildir; doğrudan doğruya yaşanmışlığın içinden süzülen bir bilinçtir. Bir başka dikkat çekici nokta da Sayın Öksüz’ün özel sektör vurgusuydu. İnsanların iş arayışında yalnızca kamuyu hedeflemesinin üretim dengesini bozduğunu söylemesi, aslında uzun zamandır konuşulması gereken ama çoğu zaman yüksek sesle dillendirilmeyen bir gerçeği ortaya koyuyor. Bir memleket yalnızca memuriyet beklentisiyle büyüyemez. Bir şehir sadece devletten kadro bekleyerek kalkınamaz. Asıl güç; üreten, risk alan, yatırım yapan, istihdam oluşturan, katma değer çıkaran alandadır. Bu nedenle Kahramanmaraş’ın yeni dönem hikâyesi, sadece yeniden yapılanma değil; aynı zamanda yeniden çalışma ahlakı kurma hikâyesi olmalıdır. Daha planlı çalışan… Daha az israf eden… Daha çok üreten… Daha adil paylaşan… Daha çok ortaklaşan bir şehir modeli… Asıl sıçrama buradan çıkar. Şimdi bütün bu konuşmaları yan yana koyduğumuzda önümüzde üçlü bir tablo beliriyor: Mustafa Narlı bize devlet desteğinin ve siyasi iradenin önemini hatırlatıyor. Mustafa Buluntu bize teknolojik dönüşümün, sanayi vizyonunun ve ortak gelecek idealinin kapısını açıyor. Mehmet Hanefi Öksüz ise bütün bu sürecin ruhunu veriyor; ahlakını, ölçüsünü, karakterini ve vicdanını hatırlatıyor. Bir şehir ancak bu üç damar birlikte yürürse sağlam büyür: Destek… Vizyon… Karakter… Biri eksik kalırsa denge bozulur. Sadece destek olursa bağımlılık büyür. Sadece vizyon olursa kibir büyür. Sadece iyi niyet olursa güç yetmez. Ama destek, vizyon ve karakter aynı masada buluşursa… İşte o zaman şehir sadece toparlanmaz. Yön değiştirir. Bana kalırsa asıl cümle de budur. Şimdi burada yazı uzun olunca siyasetin abisi, kentin lokomotifini ayrı bir yazıda anlatacağım..   Rabbim bu uzunca yazımı okuyanları her iki dünyada bahtiyar eylesin, sağlık afiyet ve tüm dileklerini kabul eylesin.. Vesselam.. Sağlıcakla kalın..
Ekleme Tarihi: 25 Mart 2026 -Çarşamba
Hacı Ali GÜNEÇIKAN

İki Mustafa, Bir Mehmet Hanefi...

Baştan söylemek istiyorum, yazı uzun ama okuyun isterim!

6 Şubat sadece takvimde duran bir gün değil.
Bir kırılma noktası.
Bir imtihan.
Bir yüzleşme.
Hatta daha fazlası…
Kimin gerçekten bu şehre ait olduğunu, kimin bu şehirle kader birliği yaptığını ortaya çıkaran büyük bir turnusol.

O yüzden bugün Kahramanmaraş’a bakarken yalnızca yükselen binalara bakmak yetmez.
Asıl görülmesi gereken şey, ayağa kalkan zihniyet..

KMTSO’nun iftar programında kurulan cümleler de tam olarak bunu anlattı.
Ortada sadece bir iftar sofrası yoktu.
Bir akşam yemeğinin ötesine geçen, bir şehir muhasebesi vardı.
Bir gelecek arayışı vardı.
Bir toparlanma iradesi vardı.
Ve en önemlisi, “Bu şehir yeniden nasıl büyüyecek?” sorusuna verilmiş karakterli cevaplar vardı.

Çünkü bazı sofralar gerçekten karın doyurmaz; ufuk açar.

O akşam konuşulanlar bize şunu bir kez daha gösterdi:
Kahramanmaraş artık enkazın diliyle konuşmak istemiyor.
Artık bu şehir; yatırımın, üretimin, teknolojinin, ihracatın, istihdamın ve stratejik dönüşümün diliyle konuşmak istiyor.

Bu çok kıymetli bir eşik..

Zira felaketten sonra iki yol vardır:
Ya sürekli başına geleni anlatırsın…
Ya da başına gelene rağmen ne yapacağını konuşursun.

Kahramanmaraş, ikinci yolu seçmeye niyetli görünüyor.

KMTSO Başkanı Mustafa Buluntu’nun sözleri bu yüzden sıradan bir kurum konuşması değildi.
“Bugün burada sadece bir iftar programında değil, bir dirilişin, bir dönüşümün ve bir iddianın tam merkezinde buluştuk” cümlesi, aslında yeni dönemin özeti gibiydi.

Bu cümlede üç şey vardı:
Diriliş…
Dönüşüm…
İddia

Diriliş, ayağa kalkma iradesi..
Dönüşüm, eski ezberleri bırakma cesareti.
İddia ise bir şehrin kendine yeniden büyük hedefler koyabilmesidir.

İşte Kahramanmaraş’ın bugün en çok ihtiyacı olan şey tam da bu!
Sadece toparlanmak değil, yön tayin etmek.

Çünkü mesele artık “eski hâline dönmek” değil.
Bazen bir şehir, yaşadığı büyük sarsıntıdan sonra eskiye dönmemeli; daha iyisine yürümeli..

Buluntu’nun “Kahramanmaraş artık eski Kahramanmaraş olmayacak” sözü tam da bu yüzden önemli.
Bu söz, nostaljiyi değil istikameti işaret ediyor.
Geçmişe övgüyü değil, geleceğe hazırlığı işaret ediyor.

Hele ki “KM Havacılık sadece bir yatırım değil, Kahramanmaraş’ın kaderini değiştirecek bir adımdır” cümlesi…
Bu, sıradan bir ekonomik değerlendirme değildir.
Bu, şehrin düşük teknolojiden yüksek teknolojiye çıkma arzusunun ilanıdır.

Yıllardır üretimle, alın teriyle, sanayi kültürüyle ayakta duran bir şehirden söz ediyoruz.
Tekstilin, ipliğin, emeğin, girişim ruhunun şehrinden

Fakat artık çağ başka bir çağ.
Sadece çok üretmek yetmiyor.
Katma değerli üretmek gerekiyor.
Sadece fabrikaya sahip olmak yetmiyor.
Bilgiye, teknolojiye, nitelikli insan kaynağına ve vizyona sahip olmak gerekiyor.

Dün ayakta kalmanın yolu düşük maliyetli üretimse,
bugün sıçramanın yolu yüksek teknolojiye geçmek..

İşte Buluntu’nun konuşmasındaki asıl güç burada yatıyor:
Bu şehir artık yalnızca üretim yapan bir şehir olmak istemiyor.
Yön veren bir şehir olmak istiyor.

Bu küçümsenecek bir iddia değil.

Ama burada dikkat edilmesi gereken hayati bir nokta var:
Bir şehir büyürken, sadece rakamlarla büyüyorsa tehlike başlar.
Eğer beton büyür de insan küçülürse…
Yatırım büyür de adalet gerilerse…
Sanayi büyür de fırsat belli çevrelerde toplanırsa…
İşte o zaman kalkınma değil, dengesizlik büyür.

Bu yüzden ekonomik dönüşüm kadar sosyal denge de önemli.
Teknolojik atılım kadar adil paylaşım da önemli.
Sanayi kadar liyakat de önemli..

Kahramanmaraş’ın önünde tam da böyle bir sınav duruyor:
Büyürken bölünmemek.
Yükselirken kopmamak.
Gelişirken kimseyi geride bırakmamak.

İşte bu noktada Mustafa Buluntu’nun kadın girişimciliğine yaptığı vurgu da ayrı bir yere oturuyor.
KİGEM üzerinden kadınları üretimin merkezine alma hedefi, klasik kalkınma anlayışının ötesine geçen bir bakış.
Çünkü kadının dışarıda bırakıldığı bir ekonomik modelin uzun ömürlü olması mümkün değil..
Bir şehir nüfusunun yarısını potansiyel değil de kenarda duran bir unsur gibi görüyorsa, kendi gücünün yarısını kendi eliyle zayıflatıyor demektir.

Demek ki burada konuşulan dönüşüm sadece bina dönüşümü değil.
Sadece fabrika dönüşümü değil.
Toplumsal rol dağılımının da yeniden kurulmasıdır.

Ve gelelim Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Narlı’nın ifadelerine…

Narlı’nın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik teşekkür cümleleri, salt bir siyasi nezaket beyanı olarak okunmamalı.
Aslında orada dile gelen şey, deprem sonrası yeniden inşa sürecinde merkezi iradenin şehre verdiği desteğin altını çizme ihtiyacıdır.
Çünkü 6 Şubat gibi bir felaketin ardından yerel aktörler ne kadar güçlü olursa olsun, devlet desteği olmadan böylesine büyük bir toparlanma kolay yürütülemez.

TOKİ konutları, köy evleri, iş yerleri, altyapı hamleleri, planlanan büyük yatırımlar…
Bunların her biri bir şehrin yeniden ayağa kalkmasında kritik başlıklardır.

Narlı’nın teşekküründe sadece sadakat değil, aynı zamanda bir gerçekliğin teslimi vardır:
Kahramanmaraş, bu süreçte yalnız bırakılmamıştır.

Ancak burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Devlete teşekkür etmek kadar, o desteği doğru kullanmak da önemli..
Çünkü imkân tek başına kurtarmaz.
İmkânı ehliyetle, ahlakla, planla ve vizyonla buluşturmak gerekir.

Devlet destek verir.
Ama şehri ayağa kaldıracak olan, o desteği boşa çıkarmayan yerel akıldır.

Bu yüzden mesele sadece Ankara’dan gelen güç değildir.
O gücü Maraş’ta doğru yere kanalize edecek iradedir.

Ve bu irade meselesi bizi Hanefi Öksüz’ün konuşmasına getiriyor.

Açık söylemek gerekir ki o akşam belki de en derin, en vicdanlı ve en kalıcı cümleler Öksüz’den geldi.
Çünkü o konuşma sadece ekonomi üzerine kurulmuş bir metin değildi.
Bir karakter çağrısıydı.
Bir ahlak manifestosuydu.
Bir iş dünyası konuşmasının içine yerleştirilmiş hayat dersi gibiydi.

Makâmlar geçicidir, imkânlar geçicidir. Sel gider, kum kalır… Geriye kalan; yaptığımız iyilikler, dokunduğumuz hayatlar ve bıraktığımız eserlerdir.”

İşte bu cümle, yalnızca salondakilere değil, memlekette sorumluluk taşıyan herkese verilmiş bir derstir.

Bugün Türkiye’nin de, Kahramanmaraş’ın da en büyük problemlerinden biri şudur:
Makamı hizmetin aracı görmek yerine, hizmeti makamın süsü hâline getiren anlayış…

Oysa Öksüz’ün işaret ettiği çizgi nettir:
Koltuk kalmaz.
Unvan kalmaz.
Alkış da kalmaz.
Geriye eser kalır.

İnsan da zaten tam burada tartılır.

Kaç yıl oturduğunla değil, oturduğun yerde ne yaptığınla…
Ne kadar konuştuğunla değil, kaç hayata dokunduğunla…
Kaç kişiye fayda sağladığınla…

Bu bakımdan Öksüz’ün “ben” değil “biz” vurgusu da son derece kıymetliydi.
Zira bugün en çok aşınan kelimelerden biri “biz”dir.
Herkes başarıyı kendi hanesine yazmak istiyor.
Herkes merkezde görünmek istiyor.
Herkes fotoğrafın ortasında olmak istiyor.

Ama gerçek kalkınma, fotoğrafın ortasında tek başına durmakla değil;
aynı kareye bir şehri sığdırabilmekle olur.

Kahramanmaraş’ın en büyük ihtiyacı da budur.
Kişisel parlamalar değil, ortak yükseliştir.

Aksi hâlde bir tarafta hızla yükselen azınlık, diğer tarafta yerinde sayan kalabalıklar oluşur.
Bir şehir de en çok böyle yorulur.
Dışarıdan büyür gibi görünür, içeriden ise dengesini kaybeder.

Öksüz’ün tasarruf vurgusu da bu yüzden sıradan bir ekonomi önerisi değil..
Bu, aynı zamanda bir medeniyet uyarısıdır.

Tasarruf; cimrilik değildir.
Ölçüdür.
Akıldır.
Sorumluluktur.
Kaynağa saygıdır.
Geleceği bugünden yememektir.

Bugün hem Türkiye’de hem yerelde yaşadığımız birçok ekonomik sıkışmanın altında sadece az üretim değil, yanlış tüketim alışkanlığı da vardır.
Öksüz, bunu çok net biçimde ortaya koyuyor:
Daha çok üretmek zorundayız ama daha bilinçli yaşamak da zorundayız.

Çünkü israf eden toplum, yalnız parasını değil, ahlakını da tüketir.
Bugünü gösterişle geçirip yarını borçla karşılayan anlayışlar, uzun vadede hiçbir memleketi güçlü kılamaz.

Hele hele depremden geçmiş bir şehir için tasarruf, lüks değil zarurettir.
Çünkü bu şehir kaynak nedir bilir.
Yokluk nedir bilir.
Bir gecede elindekini kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi bilir.

Onun için Kahramanmaraş’ta tasarruf konuşuluyorsa, bu masa başı bir ekonomi öğretisi değildir;
doğrudan doğruya yaşanmışlığın içinden süzülen bir bilinçtir.

Bir başka dikkat çekici nokta da Sayın Öksüz’ün özel sektör vurgusuydu.
İnsanların iş arayışında yalnızca kamuyu hedeflemesinin üretim dengesini bozduğunu söylemesi, aslında uzun zamandır konuşulması gereken ama çoğu zaman yüksek sesle dillendirilmeyen bir gerçeği ortaya koyuyor.

Bir memleket yalnızca memuriyet beklentisiyle büyüyemez.
Bir şehir sadece devletten kadro bekleyerek kalkınamaz.
Asıl güç; üreten, risk alan, yatırım yapan, istihdam oluşturan, katma değer çıkaran alandadır.

Bu nedenle Kahramanmaraş’ın yeni dönem hikâyesi, sadece yeniden yapılanma değil;
aynı zamanda yeniden çalışma ahlakı kurma hikâyesi olmalıdır.

Daha planlı çalışan…
Daha az israf eden…
Daha çok üreten…
Daha adil paylaşan…
Daha çok ortaklaşan bir şehir modeli…

Asıl sıçrama buradan çıkar.

Şimdi bütün bu konuşmaları yan yana koyduğumuzda önümüzde üçlü bir tablo beliriyor:

Mustafa Narlı bize devlet desteğinin ve siyasi iradenin önemini hatırlatıyor.
Mustafa Buluntu bize teknolojik dönüşümün, sanayi vizyonunun ve ortak gelecek idealinin kapısını açıyor.
Mehmet Hanefi Öksüz ise bütün bu sürecin ruhunu veriyor; ahlakını, ölçüsünü, karakterini ve vicdanını hatırlatıyor.

Bir şehir ancak bu üç damar birlikte yürürse sağlam büyür:
Destek…
Vizyon…
Karakter…

Biri eksik kalırsa denge bozulur.

Sadece destek olursa bağımlılık büyür.
Sadece vizyon olursa kibir büyür.
Sadece iyi niyet olursa güç yetmez.

Ama destek, vizyon ve karakter aynı masada buluşursa…
İşte o zaman şehir sadece toparlanmaz.
Yön değiştirir.

Bana kalırsa asıl cümle de budur.

Şimdi burada yazı uzun olunca siyasetin abisi, kentin lokomotifini ayrı bir yazıda anlatacağım..
 
Rabbim bu uzunca yazımı okuyanları her iki dünyada bahtiyar eylesin, sağlık afiyet ve tüm dileklerini kabul eylesin..
Vesselam..
Sağlıcakla kalın..

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve marasgunebakis.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.